◊ bilgileri
◊ istatistikleri
◊ laflog
◊ kıymetlileri

◊ yayındaki entryleri
◊ yayındaki başlıkları
◊ son oylanan entryler
◊ en beğenilen entryleri
◊ en iğrenilen entryleri

◊ rss.xml
◊ laflog.xml

vurulduk ey halkim unutma bizi

1.

atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu, kalpaksız kuvvayı milliye’ci, anti-emperyalist, aydın uğur mumcu’nun, şehit edilişinin 15’inci yılı.

aradan koskoca 15 yıl geçti... iktidarda bulunan partilerin çeşitli üst düzey yetkilileri, hemen her yıl mumcu’nun katillerinin “yakalandığını” ya da adlarının saptandığını açıkladılar. aynı dönemde mit’in, mumcu suikasti ile ilgili olarak cıa ve mossad’dan “yardım istediği” konusundaki haberler basında yeraldı. uğur mumcu’nun katledilmesi, bir dizi cinayetler zincirinin önemli bir halkasıydı. muammer aksoy, bahriye üçok, çetin emeç, turan dursun ve uğur mumcu... arkasında süper nato’nun olduğu cinayetler bununla da son bulmadı. ardından  ahmet taner kışlalı, eşref bitlis, gaffar okkan ve diğerleri... neden bu isimler seçildi? nedeni, cıa’nın eski ortadoğu istasyon şefi graham fuller’in sözlerinde ilan ediliyor. fuller "kemalizmin modası geçti" demişti. türkiye’nin milli devletini yıkmak isteyenler, bu amaçla haritalar yapanlar, en başta kemalist devrimin bugünkü temsilcilerini hedef aldılar. uğur mumcu bağımsızlık ve devrim şehidimizdir. onu saygıyla anıyoruz. onun hayatını verdiği tam bağımsızlık idealini yaşatacağız ve özgürlük meşalesini sonsuza kadar taşıyacağız.

 

vurulduk ey halkım unutma bizi...

 



bu ülkenin aydınları... devrimcileri.­.. kemalistleri.­..

hepsi anti-emperyalist, hepsi bağımsızlıkçı, hepsi insan...

hepsi yürüyor... yürüyecek...

 

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.



arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

vurulduk ey halkım, unutma bizi...



yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. işkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. isteseydik, diplomalarımızı­, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. bizleri yok etmek istediler hep. öldürüldük ey halkım, unutma bizi...



fidan gibi genç kızlardık. hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...



ölümcül hastaydık. bağırsaklarımız düğümlenmişti. hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. vicdan sustu. hukuk sustu. insanlık sustu.



göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...



kanserdik. ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. uydurma davalarla kapattılar hücrelere. hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.



öldürüldük ey halkım, unutma bizi...



giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. istanbul’daki, ankara’daki işçiler, sizin için öldük. adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.



vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...



bağımsızlık, mustafa kemal’ den armağandı bize. emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.



yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...



yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. kurtuluş savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. bir kez anlamak istemediler. vurulduk ey halkım, unutma bizi...



henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. bir kadın eline değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. içimiz titremedi hiç. mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.



asıldık ey halkım, unutma bizi...



bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.



korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...



bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.



özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

   prefactus   25.01.2008 - 07:50

yorumlar (yorum yok)

 
 


etiket bulutu