patrik grigoryus rus çarı aleksandr’a gönderdiği bir mektupta şöyle diyordu:[1]
"türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. çünkü türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefis sahibidir. bu hasletleri de dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden ananelerinin kuvvetinden, padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaatlerinden gelmektedir. türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. gayet kanaatkardırlar. onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının salabetinden gelmektedir. bu nedenle; türklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını yok etmek, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder. bunun da en kısa yolu, milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikirler ve davranışlara onları alıştırmaktır. maneviyatları sarsıldığı gün, türkleri zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. bu sebeple osmanlı devleti’ni tasfiye için mücerret olarak harp meydanındaki zaferler kafi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir. yapılacak olan türklere hissedir ilmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır."
fener rus patriği grigoryus’un bu mektupta yazdıkları kesinlikle doğrudur. doğru olduğunu bizler değil tarih yazıyor. napolyon’dan churchill’e kadar dünyanın tanıdığı bütün askeri ve siyasi dehalar, türk milletine olan saygılarını dile getirmekten çekinmemişlerdir. bu milletin asla esaret altına alınamayacağını söyleyen napolyon bonapart’ın ta kendisidir. bunun en önemli nedeni de patrik grigaryus’un da saptadığı gibi, türklerin mağrur ve izzet-i nefise sahip olmalarıdır. oysa bugün adeta, görülmeyen bir el, televizyon kanallarında yarışma kılıfı altında çok yüksek paraların dağıtıldığı ve bu paraya ihtiyacı olan insanlarımızın onurlarının ayaklar altına alındığı programlar ile türk milletine en büyük gücün para olduğunu ve para ile her şeyin satın alınabileceğini göstermek ister gibidir. bir başka ifade ile bu sözde bilgi yarışmaları göründükleri kadar masum değillerdir ve doğrudan türk milletinin değerlerine yönelik etki odaklı bir psikolojik harekat içindedirler. burada amaç patrik grigaryus’un asırlar öncesinde yazdıklarının hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. çoğu yabancı sermayenin eline geçmiş ve yabancı isim taşıyan tv kanallarında yayınlanan bu programlarla, türklerde itaat duygusunu kırmak, manevi bağlarını yok etmek ve dini metanetleri zaafa uğratmak hedeflemiştir. amaç hallacı mansur’un yüzyıllar öncesinde "sizin taptığınız tanrı, benim ayaklarımın altındadır" diyerek, akılsız hikmet sahibi insanlar tarafından öldürülmesine neden olan para’nın gücünü mutlak kılmak ve paranın her değeri satın alabileceği düşüncesini yüreklere kazımaktır. bir başka ifade ile türk milletini milli ve manevi ananelerine uymayan harici fikir ve davranışlara alıştırmaktır.
aynı gün içinde farklı saatlerde birçok tv kanalında bu ve benzeri programların yayınlanması sadece serbest piyasa ekonomisinin gerekleri ile ya da "istemiyorsanız izlemezsiniz" yaklaşımı ile açıklanamaz. bunu böyle düşünenler, türkiye’yi sadece kendi yaşadıkları çevreden ibaret gören sözde aydınlardan başkaları da değildir zaten. oysa bugün televizyonun özellikle orta ve alt düzey gelir sahibi şehir insanlarıyla, kırsal kesimde yaşayan insanların hayatlarındaki yeri çok önemlidir. televizyon bu insanların tek eğlence ve bilgilenme kaynağıdır. bir başka ifade ile milyonlarca insan için dış dünyaya açılan tek kapıdır. burada izledikleri programlar, diziler, yarışmalar onlar için belki de hiçbir zaman yaşayamayacakları bir dünyayı anlatır. kısaca televizyon çok önemli bir silahtır. bu nedenle de özellikle yabancı yatırımcıların ya da onların yerli işbirlikçilerinin milyarlarca dolar vererek sahip olmak istedikleri bir güçtür. bu gücü elinde tutan her kimse, kitleleri kendi istediği çizgiye kolaylıkla taşıyabilir. özellikle son 10 yıldır, üst üste patlak veren sözde yerli diziler, formatları yabancı olan ve asla dışına çıkılmasına izin verilmeyen yarışma programları ve de son günlerde patlak veren sözde bilgi yarışmaları ve çok büyük para ödülleriyle, ortalama bir türk insanının gecelerine, geleceklerine ve umutlarına ambargo konulmuştur.
dünyada en az kitap okuyan milletler arasında olmamızın başlıca nedenlerinden birisinin de televizyon olması bu nedenle çok şaşırtıcı değildir.
biz okumuyoruz.
oysa kutsal kitabımızın ilk emridir, okumak. ikra ile başlar, kuran-ı kerim. daha ilk emri dinlemedikten sonra gerisini dinleseniz de anlayamazsınız. zaten anlayamadığımız içindir ki, meydanlar sahte, sözde din tacirlerine kalmıştır. bu nedenle söz gelimi türban kavgası sürekli gündemlerdedir. bizans’ın yazgısını şimdi bizler yaşıyor gibiyiz. onlar değil miydi fatih’in askerleri istanbul içinde ilerlerken "melekler dişimi yoksa erkek mi" kavgasını verenler? sonunda imparatorluklarından oldular. şimdide bu topraklar üzerinde eskisinden çok daha sinsi bir psikolojik savaş taktiği çok başarılı olarak uygulanmaktadır. patrik grigaryus’un dediği gibi "türk milletini savaş meydanlarında yenemezsiniz. bu kısa erimli başarı türklerin haysiyet ve vakarını tahrik etmekten başka fayda sağlamaz üstelik türklerin hakikatlere nüfuz edebilmelerine sebep olabilir"
nitekim bu hep böyle olmuştur. süleymaniye’de askerlerimizin başına çuval geçirilmesi, türk abd ilişkilerinde önemli bir dönüm noktasıdır. abd için çok sevilen bir ülke olmaktan bir anda hiç sevilmeyen ülke durumuna geçiş bu olaydan sonra gerçekleşmiştir. bu olayı türk milleti gözbebeği olan türk silahlı kuvvetlerine değil, doğrudan kendisine yönelik olarak algılamış ve yapılan kamuoyu yoklamalarında tepkisini göstermiştir.
grigaryus’un bir başka doğru saptaması da yönetimle ilgili. grigaryus "türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar" diyor. oysa şimdilerde siyasi otorite 8 milyon aileye kömür verdiğiyle övünüyor. her aile en az dört kişiden meydana geldiyse, ortaya çıkan rakam 32 milyon insandır. demek ki en az 32 milyon türk insanı kömür alabilecek maddi güce sahip değildir. bu insanlarımıza kömür vererek, onları sadece bir kış soğuktan korumak mümkündür, oysa onlara iş imkanı yaratıldığında, her kış ısınmaları sağlanır. verilen kömürler, yarışma programlarında dağıtılan ikramiyeler, çalışmadan kazanmanın yolları olarak değerlendirilmelidir. bu durumda türk milletinin günümüzde ne denli kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislerin elinde olduğu da ayrıca bir tartışma konusudur.
işte bu noktada patrik grigaryus’un asırlar öncesinde yaptığı çözüm önerisinin devreye sokulduğunu görüyoruz. yani grigaryus’un dediği gibi "yapılacak olan türklere hissedir ilmeden bünyelerindeki bu tahribi tamamlamaktır." işte sevgili dostlar bugün yapılan da işte tam budur.
bu yazımızı da, üstat ziya gökalp’ın bir şiiri ile noktalayalım:
uyu yavrum, uyanacak günler var,
yarınları gözetleyen dünler var.
baban şehit izlerinde ünler var.
o izlerde sen de dolaş
öç gününe sen tezce ulaş
uyu yavrum, tepesinde haç yatan
camiler vardır bu mu seni ağlatan?
dayanamaz çiğnenmeye bu vatan
camilere götür hilal,
hem yurdu, hem de öcünü al.
ziya gökalp
_____
prefactus
◊ bilgileri
◊ istatistikleri
◊ laflog
◊ kıymetlileri
gönderileri
◊ yayındaki entryleri
◊ yayındaki başlıkları
◊ son oylanan entryler
◊ en beğenilen entryleri
◊ en iğrenilen entryleri
rss izleme
1.
