◊ bilgileri
◊ istatistikleri
◊ laflog
◊ kıymetlileri

◊ yayındaki entryleri
◊ yayındaki başlıkları
◊ son oylanan entryler
◊ en beğenilen entryleri
◊ en iğrenilen entryleri

◊ rss.xml
◊ laflog.xml

turkiye gozlemleri

1.

her sabah maalesef halk ile çok sıcak bir ilişkim oluyor. arabayla işe gelirken onları arabanın camından izliyorum.



uzun gözlemlerim sonucunda, ben ve benim gibi insanların toptan, 301’inci madde uyarınca tutuklanıp hapse tıkılmasının çok daha iyi olacağını düşünmeye başladım. çünkü arabadan gördüklerim had safhada kriminal eğilimler taşıyor ve çoğunda da potansiyel suç işleme kapasitesi var. bizler açısından hapishane çok daha güvenli olacak.





aslında mobil halde görüldüğü an tutuklanması gereken ve kendisine ‘sudan lideri’ diye garip bir tanım vermiş kişi türkiye’ye geldi. ınterpol’e suç duyurusunda bulundum. çaresiz olduklarını, türkiye cumhurbaşkanı’nın davet ettiğini söylediler. ben adamın geceyi ankara’da kale civarındaki bir mağarada geçireceğini sanırken, ‘camlı köşk’ denilen şeref misafirlerinin konuk edildiği yerde yattığını öğrendim. doğrusunu söylemek gerekirse bu kadar fazla ve üst üste gelen tuhaf enformasyon içimi tüketti.





sudan lideri, bence başcelladı olan kişiyi de beraberinde getirip ona ‘anıtkabir özel defteri’ni imzalattı. sudan liderinin ziyaretinin en iyi yanı, bize uganda eski lideri idi amin’i yakışıklı ve güzel algılatmasıydı.





bundan sonra popüler ve iktidar tarafından sevilen bir köşe yazarı olabilmek için arapça öğrenmeye, mümkünse birkaç kişiyi de öldürmeye karar verdim.





istanbul’da bazı lokantalarda artık kapının girişine büyükçe ‘içki yoktur’ diye yazıyorlar.



ben özellikle neonlu olanlarını seviyorum. çünkü bunların sayesinde hangi lokantanın önünden bile geçmemem gerektiğini beş kilometre uzaktan görüyorum.





üç ay kadar önce “çankaya’da türban olur mu” diye tartışıyorduk. dün bir resepsiyon fotoğrafı gördüm, çankaya’da türbansız kadın yoktu. ben gelişme diye buna derim işte.





başbakan’ı kızdırmayacak yazı yazmak gittikçe zorlaştı. ben de yazı yazmayı tamamen bırakıp uğraş dalımı değiştirmeye karar verdim. bundan böyle kuantum mekaniği fonksiyonları­nı çözmeye çalışacağım. bunları çözmek başbakan’ın beğeneceği köşe yazısı yazmaktan çok daha kolay.





köksal toptan’ın saç modeli gittikçe elvis presley’in saç modelini andırmaya başladı.



toptan, protokolde arkasında kalmasına rağmen en azından saç modeli konusunda gül’e fark attı.





müjdeler olsun, sonunda beklenilen gerçekleşti, türkiye nüfusunun azalmaya başladığı ortaya çıktı.



74 milyon sanılan türkiye nüfusunun 70.5 milyon olduğu anlaşılmış. bu da bana sorunlarımın bir gün kesin olarak çözüleceğini gösterdi. biraz daha dişimi sıkabilirsem nüfus kendiliğinden sıfırlanacağından o zaman sorun da otomatikman ortadan kalkacak diye umuyorum. umut olmadan da yaşamak zor oluyor.





bize eskiden mantık derslerinde ‘illiyet bağı’ denilen şey öğretildi. yani neden-sonuç ilişkileri bir tutarlılık çerçevesinde anlatıldı. bu teorileri oluşturanlar bırakın türkiye’de kalmayı, ülkeden transit bile geçselerdi, neden-sonuç arasında olması gereken bağlantının tamamen koptuğunu görürlerdi.



burada hayatın her alanında durum böyle. buna alışık olanlar da mutlu, sorunsuz yaşayabiliyor.



ben ise misafir seyirci olarak buradayım; o kadar... elimden başka bir şey gelmiyor.

   prefactus   25.01.2008 - 07:52

yorumlar (2)

1.

aman serdar turgut dikkat et de halk yemesin seni.

     adebisi   25.01.2008 - 10:17
2.

hahahahahahha güzeeeeel!... :)

     sein   25.01.2008 - 11:29
 
 


etiket bulutu