darbe ceniniyim ben. ülkenin en karmaşık zamanlarında, birbirine deli gibi aşık iki genç tarafından spontan bir aşk bebesi olarak, darbeden 12 gün sonra dünyaya getirilmişim. annem hamileliğinde erik aşermiş durmadan. sokağa çıkma yasağının başlamasına dakikalar kala, yana yakıla sokaklarda erikçi aramış. erikçilerin yerlerini ezberlemiş zamanla. ?burdan öteki sokaktaki erikçiye kadar 100g yerim? deyip erik yemiş. memleketin bir cumhurbaşkanı yokmuş. milletimin temsilcileri cumhurbaşkanı seçecekleri yerde bilmemhangi dansözün kazandığı ödülü, dansözün neresine takacaklarının tartışmasını yapıyorlarmış. babam, yeni yetme devlet memuru, cesaret timsali baba adayı, koltuğunun altında cumhuriyet gazetesiyle eve gelirmiş. benden haberi olmalarının akabinde doğmamış çocuğa günlük tutmuşlar. kız olursam duru olacakmış ismim, erkek olursam doruk. ama ben beğenmemişim, anneme tekmeler savurmuşum daha ortada bacağım bile yokken. bir daha da sözünü açmamışlar zaten.
ne büyük şanssızlıktır ki dünyalar güzeli kuzenim benden 1 ay 1 gün önce dünyaya gelmiş, memleketin en sıcak şehirlerinden birinde. uzakmış da. o zamanın otobüsleriyle 4 mola 12 saat sürermiş. maaile toplanıp gelmişler beni görmeye. küçük teyzem hep der: ?sadece ağzın vardı yüzünde.? sanırım hala da öyle. inanılmaz çirkin bir bebek. bebek aşağı bebek yukarı. aman da bebek, cici de bebek. babamın sinirleri bozulmuş. ?höööyyytttt onun adı bebek değil dııııııııııııt? demiş ve böylece taşımaktan her zaman gurur duyduğum ismim konulmuş.
yaşıma girmeden inatlarım vücut diliyle kendini anlatmaya başlamış. misafir gelecek? o dönem jöle pek yaygın değil zaten yaygın olsa da annem kafama sürmezdi eminim. neyse, bebeği görmeye gelecekler. annem ilk göz ağrısına özene bezene diktiği el emeği göz nuru kıyafetleri giydirir, bebeciğini pür-i pak edermiş. ama her seferinde woody woodpecker misali saçlarım havaya dikilirmiş. binbir uğraş kadıncağız saçımı limonlar, ıslatır, tülbentler bağlar, şapkalar takar, beklermiş misafirleri. misafirler geldiği zaman beni alırmış kucağına. o düzgün durması gereken saçlar, en olmadık yerden puuuiinnnk diye dikilirmiş tek tek. annem inat saçlar inat?!!! yılmamış kadın; o saçlar bitlenene kadarbelime değin uzanmış.
o kadar güleç bir bebekmişim ki; üç halam bir olmuş mıncıraa mıncıraaa zor ağlatmışlar. allah?tan ağlatmışlar da fotoğraf albümümde ağlarken çekilmiş bir fotoğrafım var. bu güleç yüzümle çirkinliğimi örtbas ettiğimden olsa gerek, büyüdüğüm lojmanın gözdesi olmuşum. lojmancak toplanıp gittiğimiz pikniklerde annem beni, bir otobüse binerken görürmüş bir de eve dönüş yolunda yorgunluktan kucağına sızmak için gidermişim yanına. sair zamanlar piknikçilerin masalarında sarmaların durması gereken yerde oturup ikramlardan yermişim. tam bir çokomel canavarıymışım. günün son teknolojisiyle sesimin kayıt edildiği kasetin deşifresi aşağıdaki gibi:
- kızım dedeyi özledin mi?
- hı hı.
- gelsin mi dede?
- gelsin! çukumel getirsin.
- başka kim gelsin mersin?den?
- herkes gelsin.
- çok mu özledin onları?
- çukumel getirsinler.
- başka ne getirsinler?
- çukumel!
- bu ne kızım?
- mu ni?
- bu ne?
- ci cii*. mu ni?
- sen söyle ne bu?
- küpük* bu. çukumel var mı?
nihayet kendimi hatırladığım bir kare var. zamanın meşhuruydu çalıkuşu. feride?yle kâmuran. lojmanın gözdesinin nasıl olur da bir gözdesi olmaz?! olmaz mı hiç? karşı komşumuz ahmet?e takmışım bu kıvırcık kafayı. hani o da boş değil. gerçi evlenmek için önce ilkokula başlamamız lazım ama bu engeller bizi yıldıramazdı ki? biz elele koşuyoruz. hayır koşmuyoruz; kaçıyoruz. lojmanın pis sümüklü bebeleriyle, kokoş yavruları peşimizden ?ferideeee kaaaamuraaaan? diye bağırarak geliyorlar. o kadar utanmışım ve sinirlenmişim ki kıpkırmızıyım. ahmet?e bakıyorum. allah?ın şaşkolozu!!! hızlanıyorum ahmet?in eli avuçlarımda, sürüklüyorum resmen çocuğu. sonra dönüp arkamdakilere bağırıyorum ?aşıkım ben ona, bağırmayın, yeter!?
etiketler: otobiyografi pire sutu yas bebek cocuk