bir gün bir çılgınlık edip seni sevdiğimi söylesem ?alay etme? dersin. alay edip gülmezsin. hatta belki sen de seversin ama sonrası koca bir muamma olur. çünkü ne ben seni sevdiğimden eminimdir ne de sen de sevdiğinden. doğada bulunan üçüncü bir tür de hoşlanmaktır belki ama o çok da açıklayıcı bir fiil değildir. herkes hoşa gidebilir.
çok küçük yaşlardan itibaren ?korkma!? şeklinde bir marş söyleyerek büyümüş bir neslin evladı olarak bile korkarsın. üstelik oradaki korkma kutsal vatan toprağına bir şey olmayacağına dair garantidir. ancak sen aşık olmaktan korkarsın. ama aşık olmaktan korkulmazsa aşık olunur zaten. kendini kontrol edebiliyorsan bu aşk değildir. ama yine de güzel birkaç kelam edip uykuya daldığında yüzün gülüyorsa ya da sabah uyandığında aklına o geliyorsa, her telefona o çıksın, her kapıya o koşsun istiyorsan bu nedir?
uzaktan sevmek korkaklıktır. risk almamaktır. daha sonra ortaya çıkabilecek olumsuz koşulların olmamasını mutlu ve bahtiyar dakikalara değişmektir. mutlu dakikalar onun yanında olduğun, allah tan başka kimsenin seni görmediği dakikalardır. dünya böyle olabilirdi belki. o anda değil de her yerde böyle olabilirdi. aslında gerçek bir aşk olunca olan budur. onunla geçirdiğin her anda ondan başka kimseyi görmemektir.
peki onunlayken boğazının kuruması, yutkunamamak, konuşamamak heyecanlanıp tükürükler saçmak, komedi dükkanındaki ?tolga çevik? triplerine girmek neyin nesidir? istersin ki o her an ağlayacak gibi bakan gözler hiç ağlamadan yıllarca böyle baksın. hiçbir şeyi olmasa da evde bir balmumu heykeli olsun ama o gözlerdeki manayı yapabilecek ne sanatçı ne de mum henüz yoktur. bal da yoktur ne alakaysa.
o el sonsuza kadar saçında teninde dolaşsın, o koku sonsuza dek burnundan çıkmasın, hep ona bak, hep onun sesi kulaklarında olsun, hep onun eli dudaklarına değsin, hep onun tadı damağında olsun şeklinde beş duyu organını bile ona hediye edebilirsin esasen. o an hiç bitmesin istersin ya hani bu el elimde dursun da aman işe geç kalmışım, okula geç kalmışım, sınav varmış efendime söyleyeyim yemeği ocakta unutmuşum, çay kaynamış umurunda olmaz.
bu da aşk değilse gözde büyütmek nedir? öyle gözünde büyütüyorsun ki onu da olayları da kendin ?finansbank? reklamındaki okan bayulgenin sesiyle -vermeyin be vermeyin borç vermeyin- diye içlenerek küçülen adam gibi oluyorsun. aynaya bakıyorsun tipe bak diye seni kesmiyor. saçını tarıyorsun bak bok gibi oldu diyorsun. giyiniyorsun lan hiç yakışmadı diyorsun. tekrar banyoya gidip aynaya bakıyorsun lan ben şişmanladım mı diyorsun. ağzım mı kokuyor lan acaba diyip sürekli çiklet çiğniyorsun. yani hep bir gerginlik hep bir istim üstünde olma.
aşık olmak, birine ilgi duymak, biri tarafından heyecanlandırılıp eli kolu koyacak bir yer bulamamak dünyanın en stresli işinde çalışıyor olmak gibi. onunla geçirdiğin her an tetikte olmak gibi. bu insanı yorabilir ancak dizlerine yatıp saçlarını okşadığında ya da bunun tam tersi olduğunda o stresli iş yerinden bir anda fotoşopla güneyde bir tatil köyünde hafif sıcak bir havada hamakta oturup da buzlu çay içmek gibidir. evet tadı tam olarak da budur.
?lucid dreaming? mi oldu lan acaba dün gece dersin onun eli elindeyken. aa yanağıma değiyor lan iblis olmasın sakın bu? eyvah beni çekiyor eyvah beni kendine çekiyor diye korkan halı üzerindeki bir tozmuşçasına bakış atarsın karşındaki dünyanın en güzel elektrikli süpürgesine. sonra rüya görmemeye başlarsın. ya da bu durumu hep bir rüyaymış gibi yaşayarak hayatına devam edersin. onun yanında olduğunda rüyada, kendi başına olduğunda gerçekte. onun yanından dönerken hafızanı sildirip hatırlamak istemezsin. ?haitili? adamı bulursun o anda yaşadıklarını silmek için. acı vermesin diye.
hiç düşünmezsin o da bunları düşünüyor mudur diye. sana kalsa ağlayan sızlayan hep sensindir. belki o da öyledir ama ifade etmiyordur diye düşünmezsin. kendini de onu da çözemez yaşamaya devam edersin. ama senin yanında olmasa da o senindir. onu gördüğünde içinden günaydın sevgilim der kendi kendine sarılıp öpüşürsün. saçlarını sanki o tarar. ellerine kremi sanki o sürer. başkasının yanında olması belki acıdır ama o başkasına ait değildir. senindir, eminsindir.
ama ben aşık değilim. ben yazabiliyorum sadece. felsefe gibi, olanı değil de olması gerekeni yazıyorum. çünkü işin aslında böyle olmuyor. hissetsen bile böyle olmuyor. ya senden yana ya karşıdan yana. insanlar kendilerini zeki sanıp diğer insanları aptal yerine koymaya çalışıyorlar. üstelik böylesi güzel duyguları su istimal ederek. ama bir yaparlar iki yaparlar sonra silkelenir toparlanırız. üzerimizden toz kalkar. artık biz değilizdir toz. karşımızda o kadar değersiz insanlar vardır. biz de yola silkelenip yola devam etmemizi sağlayan gerçek destek kuvvetleriyle devam ederiz. yolun geri kalanına katırlarla da devam edebiliriz zira onlar bile bizi daha fazla düşünüyor olabilirler.
etiketler: ask sevgi lan it