simsiyah lan saçları. ta beline kadar dersem, biraz daha masalsı olacak ama bu o kadar güzel ki? şenlendirici yalanlara ihtiyacı hiç yok.
yine mal mal oturuyor köşede.
mal mal dediğime bakmayın? asıl sevdiğim özelliği o zaten. tüm kantine sırtını dönmüş, manzara namına düz bir duvardan başka bir şey göstermeyen pencereden dışarı bakıyor.
?niye sırtın dönük? diye sormuştum bir kere. duymamıştı bile. ama, ?çünkü kimseyi kucaklamak istemiyorum? dediğini duydum ben. bu ilk konuşmamızdı. ve benim, aslında hiç olmamış bu konuşmayı kıçımdan uyduruyor olmamın da bir önemi yok.
sürekli onu izliyorum. kolsuz bir şeyler giydiği bir güne denk getirip kolundaki dövmenin tamamını görebileceğim anı bekliyorum. ve bir şeyler dinliyor sürekli. lanet olsa cd?lerinin hepsi korsan. göremiyorum ki bu mesafeden kimin nesiler diye. bir kere deney amaçlı bir şarkı attım müzik kutusuna. kulaklıklarını çıkarttı hemen? dinledi. dönüp bakmadı ama ?kim bu şarkıyı çaldıran? diye. yine de anladım my dying bride sevdiğini. o kutuda o grubun ne işi varsa artık.
bir arkadaşa anlatacaktım bir şeyler. ?şu kız var ya? dedim? dinlemedi bile beni. ?kız mı?.. kız dediğin aha şudur oğlum? dedi kapak kızı görümündeki sutyensiz kızı göstererek. midem bulandı.
aşık falan olduğum yok aslında ama bu umursamazlığını sıkıntı yapıyorum sanki biraz. oysa düşündüklerini dillendirmese de dinlerim ben usanmadan.
yok yok? hayatta bitmez bu.
etiketler: etiket