◊ bilgileri
◊ istatistikleri
◊ laflog
◊ kıymetlileri

◊ yayındaki entryleri
◊ yayındaki başlıkları
◊ son oylanan entryler
◊ en beğenilen entryleri
◊ en iğrenilen entryleri

◊ rss.xml
◊ laflog.xml

bir dogu ekspresi seyahati tren gider ses verir

1.

beş gün içinde 4000 km’den fazla yol yapan 1800 rakıma çıkan raylar üzerinde sallanan bünye kendine gelmeye çalışmaktadır.. vay be! dile kolay geliyor sadece. avrupa’da 6-7 ülkeyi baştan sona gezmeye yetecek bir rakam halbuki. ama gel gör değecek mi acaba yurdumdan mazaralara? ne yaşamlar vardır. daha haydarpaşa’da tanık olursun bir çoğuna. memleketine dönmenin heyecanı okunuyordur insanların suratında. (bizim günübirlik sadece gezmek / oraları görmek için kars’a yaptığımız seyahat şaşırtıyor çoğunu) sadece güneye gitmek sanıyor çünkü insanlar gezmeyi.

doğu ekspresi hareket eder 08:35’de. önce bir düdük duyulur. aman allahım!(bir gün öncesinde ise kırklareli bulgaristan sınırında idim. sarpkaya’da dupnisa mağarası’nda - en batıdan en doğu’ya. - aradaki farkı nasıl anlatsam ki?) çoçukluktan beri "çuf çuf çuf" diye tabir edilen o ses kulaklardadır artık.banliyo trenlerine binilmiştir ama bir eksprese ilk defa adım atılıyordur. gerçek bir trendir bindiğin. yine çocukluğumuzda bazı hikayelerde bahsi edilen kompartmanları, pulmanları, kondüktörleri ve birde vatman’ı vardır bunun. masallardaki gibidir. ve başlar masal. yazdım ya ne yaşamlar var. trende de karşına çıkar bunlar. ve bu yaşamların hikayeleri var. anlatıyor insancıklar. neden büyükşehirlerde olduklarını, geride kimleri bıraktıklarını, yaşadıkları sıkıntıları anlatırlar senin sıkıntılarından habersiz. "amcacım dur benimde dertlerim var bende anlatayım" demek istersin ama ananedir lafını kesemezsin büyüğünün. içine atarsın yine. istanbul’da bırakırsın sıkıntılarını ister istemez. kötüsündür halbuki o an.sende anlatmak istersin olmaz yazarsın! (ilk tren yolculuğun olduğu için hazırlıksız yakalanmışsındır tabi biraz. bazı şeyleri unutursun. bir daha ki ne zaman olur meçhul ya o zaman her şey tamam olacaktır ama!)

dört kişilik kompartıman. iki kişi oluncada paylaşmak durumunda kalıyorsun başkalarıyla. mutlaka bir şeyler öğreneceğim hevesi vardır iki günlük yaşam alanını paylaşacağın insanları beklerken bir korkunun yanında. korkarsıon her türden insan var. başına neler gelecek bilemezsin. ee bazı riskleride alarak çıkmışsındır zaten yola. en doğuya gidiyorsundur. (sonradan anlayacaksındır korkulacak hiçbir şeyin olmadığını - ama annede başta bunu bilemez (anlatsanda anlamaz) belirli aralıklarla arayarak yol durumu hakkında bilgi alır / ama anne telefonun yurdumun sadece tren yolunun olduğu dağında bayırında çekmeyeceğini de düşünemez, bu yüzden telaşa kapılır.)

eskişehir’den biner artık odam diye alışmaya başladığın kompartıman denilen yerde sana eşlik edecek kişiler. ve erzurum’a gideceklerdir. iyi insanlardır. (dedim ya biraz hazırlıksızlıktan tam olarak yiyeceğini de alamamışındır ama onlar tam anlamıyla bir tren kurdudur ve yiyecekleri son derece sağlamdır. paylaşırlar, sende karnını doyurursun.) baba ve kızı. epeyce yaşlı bir adam. hasta. ama yine de sağlam gözüküyor. her sene giderlermiş memleketlerine. anlatırlar epey bir şey. nedense herkes sadece nereye gittiğimizi ve nereli olduğumuzu merak eder sonra başka bir şey anlatmamıza izin vermezler kendileri anlatırlar aslında istenilen durumda budur. ama yine de biraz ilginçtir. birde bende "türküm". bana niye "hello", "excuse me" gibi ifadelerle yaklaşırlar ki? "ı’m form turkey" ya da "türküm" yazılı bir t-shirt giymeyi bile düşündüm bir an için!

"umut" isminde bir çocuk vardı yan kompartımanda. bizim odacığımıza geldi bazı zamanlar sohbet filan ettik. 4 yaşında, erzurumlu. çocuğu yaramazlık yaptığında hep "bıçağımız var senin kulaklarını keseceğiz" filan diye korkutmuş olacak ailesi ki bize hep "senin bıçağın var mı? kulaklarımı kesecek misin?" diye sorular sordu durdu. unutmayacağım çok komikti. bizi farklı yollarla korkuturdu annelerimiz. başka semboller vardı gerçek olmayan. (öcü, ugangan gibi) biraz daha gerçekçi bu tarafta insanlar. ama kalıcı bir korku bırakıyor fikrimce. biz yaşımızı aldıkça korkutulduğumuz nesnelerin hayal ürünü olduğunu anlıyoruz. ama diğer taraftan "umut" belkide hep bir gerçekte var olan bir bıçak korkusu ile yaşatacak. derin mevzu.

kulaklarımda hala trenin sesi ve üzerimde sallanmıyor olmanın garipliği var. rahatsız etmedi ama hiç o ses. çok duymuyorsun çünkü aralara çıkmadıkça veya camı açmadıkça ama bir ses var belli ediyor az da olsa kendini. bir süre sonra gerçekten huzur veriyor. bir zorunlulukla o seyahati yapsan belki zor gelcek katlanamayacağın bir çek şey olabilir ama bu öyle değil bu bir deyim yerindeyse "turistik gezi". bu nedenle keyif alıyorsun her şeyden.

birçok ayrıntıyı atlıyorum belkide ama an itibariyle aklıma gelenler bunlar. ağustos 27 08:35’de hareket eden tren 22:45 gibi varıyor kars’a. izmit, bilecik, eskişehir, ankara, kayseri, sivas, erzincan ve erzurum derken kars. 9 şehir. ve aralarda köylerde ilçelerdeki duraklar. ve hepsi ayrı manzaralara sahip. kars’ta gece öğretmen evinde geçirilir. ertesi sabah kars kalesi seni bekliyordur. bir görenin kesinlikle bir daha görmeyi isteyeceği rivayeti seni biraz ürkütsede kaleye çıkanın ölümsüzlük kazanacağı rivayeti heyecanladırır ve bir ana önce şu dik yokuşlu taş yolu koşarak çıkma hevesi uyanır içinde. kocaman bir kapıdan geçersin. bütün kars ayağının altındadır. tepeden tepeden bakarsın. güç sende gibidir. gerçekten ölümsüzsüdür o an için düşüncende. kalenin en yüksek yerine çıkıp iki kolunu göğe açıp haykırırsın. ....! tutamazsın işte kendini. delisindir çünkü biraz. masalda olduğunun farkındasındır. ve korkarım ki gerçekten bir kez daha görmeyi istiyorum bu kez farkına vararak!

kale çok çabuk gezilir çünkü bir günlük zamanın vardır kars’ta ve şehir içinde ulaşım kötüdür. ani harabelerine giden tek bir dolmuş vardır. o da ertesi gün dönecektir ama bütün riskleri alarak binersin dolmuşa. ve asıl muhabbet başlar ani köyü yolunda. gün içinde karslılara adres sorarken ufak diyologlara girmişsindir ama bunlar çok izlenim uyandırmamıştır sende dikkat çeken yardımseverliklerinden başka. (bu arada bazıları "welcome" demeye devam etmektedirler, ama bünye alışmış ve "thank you" diye cevap vermiştir şaşılacak bir şekilde.) şimdi dolmuşta köye giden gerçek karslılar terekemeler ile muhabbet sarmıştır. tavırları, davranışları, şiveleriyle gerçekten iyi insalardır. şekerdirler. anlatılası çok şeyleri vardr. başka bir yazının konusu olmayı hakedecek türdendirler.

ani harabelerine gelmiş daha giriş kapısını görünce büyülenmişsindir. kapının ardında ne var diye için içini yemektedir. okudukların gelir aklına. ermenistan ile sınırdır burası. ermeni askerlerinin burayı gözetlediği ve bir şekilde düşük ihtimalde olsa ateş edebileceklerinin yazdığı bir yazı gelir aklına. tereddüt yaşarsın kapıda. ama güneşin üzerine düştüğü o yapılar seni çeker kendine. ve daha girişte anlarsın vakıflar kurulu, anıtlar kurulu böyle bir yeri yine kaderine terketmiştir. üzülürsün. manastırlar, kiliseler, camiler, saraylar, kümbetler, taştan evler... burada ilk yerleşimin m.ö 5000 - 3000 yıllarında olması ve senin şu an o topraklara ayak basıyor olman... sadece bu anlatıyor zaten üzerinde kalacak etkiyi. herkes üzerinde yaratmaz. ama tarihe biraz ilgin, anneden geçen bir arkeoloji merakın varsa seni alıp götürüyor bunlar. nerelerde gelişmiş insanlık... şehir o kadar çok işgal görmüş ki sürekli tahrip edilip yenilenmiş. aras nehrine yakın olması bakımından su sıkıntısı çekmediğinden de sürekli işgaller ile el değiştirmiş. son olarak 1921 istiklal harbi sırasında hakimiyetimiz altına girmiş tekrar. aklında binbir soru ile ayrılırsın ani’den. (dönüş için köylüler yardımcı olmuşlardır) ama uzunca bir tarihe tanıklık etmişsindir.

kars bir güne sığmıyor tabi. görülmesi gereken çok daha yeri var. ama en mühim olanları görmüş olmanın rahatlığı ile geceyi geçirilecek yere dönülür. ama bir sorun vardır. dönüş için kompartımanda yer bulunamamış numarasız pulmandan bilet alınmıştır. kendine ait bir oda bir yatağın yoktur. 40 saat koltuk üzerinde oturacaksındır. razı olunur. 07:10’da kars’tan hareket edilir bir güne sığan binbir anı ile. dikkatini çeker; yolda hep inen binenler olur ama sadece bir aile seninle beraber gelir kars’tan haydarpaşa’ya. trenin durduğu her durakta inen birilerinin karşılayanlarının olması birbirlerine sıcacık sarılmaları huzur verir insana. yolda geçerken ufak çocukların el sallamalarına karşılık vermenin onları daha da isteklendirdiğini ve gözlerinin içinin parlamasına yol açtığını görmek huzur verir insana. eğitimdeki askerlerin belkide memleketlerine giden trene el sallayarak sevdiklerine selam yollaması ve seninde bu selamı götürmen huzur verir insana.

giderken kompartımanda gittiğinden dolayı biraz sınırlı olan tanıyacağın görüp konuşacağın insan sayısı şimdi pulman’da o kadar çok artmıştır ki. yeter dersin bir süre sonra. açıp kolarını yalvarırsın rabbine. çeşit çeşit insan vardır. her birinide tanımak zorunda değilsindir ki. (işin gereği zaten belkide bir çoğu ile muhattap olmuşsundur insan çeşitlerinin!) ama yine de büyük tecrübedir. konuştuğun her insanın buraya ayrı not edilmesi gerekmektedir. (ama bunun için zaman lazımdır.) 23:30 gibi yaklaşık 2 saat rötarla varırsın haydarpaşa’ya. 40 saatte koltuk ile bütünleşen bünyenin ayrılması zor olur trenden. gardan çıkıp kadıköy’e indiğinde her şey tüm çıplaklığı ile karşındadır. aradaki farkı anlarsın. memleketindir, istanbul özlemişsindir ne olursa olsun. (yeni bir şeydir bu senin için. daha önce bazı somut şeyler ile sadece bir kişiyi özlemişsindir ama şimdi özlediğin yine bunların yanında topraktır, memlekettir. gurbeti anlarsın.) ama yine de insanların oralarda daha samimi oldukları yapmacık pek bir şeyin bulunmadığı gözle görülüp tecrübe ile sabitlenmiştir artık.

   hickimse   21.03.2008 - 23:35

yorumlar (yorum yok)

 
 

etiket bulutu