sen benim cennetimsin. sen benim cennetimsin. sen benim cennetimsin.
her vurgusu ayrı güzel bu cümlenin. güzeldi değil hala güzel, hep de güzel olacak.
şimdi bir cennet boyu kocaman bir boşluk var sırtımda hiç kapanmayan, uyurken hep üşüyen.
yalnızlık üşüten bir şeymiş. özlemek de öyle.
ne kadar çok zaman olmuş. kumbarasındaki paraları sayan çocuk gibi sayıyorum tek tek sensiz günleri. sensizlik biriktiriyorum. nereye yatırım yapacaksam artık. zaten karmakarışık bir hesap bu. birikimi aslında geri ödemesi olan, faizi de bileşik olarak göte giren cinsten.
o kadar büyüksün ki sen, sığınabilirdim her zaman sana. mutluluk gibi beyazsın, hayat gibi yeşil, ölüm gibi şeffafsın, simsiyah çaresizliksin, bensin, senim, değişemem, değişemezsin. salt kırmızı olamazsın.
doğmasaydın diyorum..acaba bi başkası bana bunları hissettirebilecek miydi, düşündürebilecek miydi? sen olabilecek miydi herhangi biri? büyük ihtimalle evet. evet de, ben o başkasına sevdiremezdim kendimi, sevemezdi beni senin gibi.
şimdi aklıma geldi de öyle birden, bu kadar birbirimizken, içinde ikimizin olduğu tek bir plan bile yapamamış olmamız canımı yaktı. hayaller oldu sadece. olsak da olmasak da değişen bir şey yok demek. biz yokuz diye hayaller de bitmez ya, olduğumuz zamanki gibi devam edebilirler. yokuz diye sevemez miyim seni? hiç biz olamadan başladık, hiç biz olamadan yaşıyoruz, hep de biz olmadan yaşamaya devam edeceğiz diye üç zamana yaydım. oldu değil mi? iyi ki doğdun, iyi ki varız, iyi ki var olacağız.
sen benim cennetimsin.
etiketler: bos