takıntılar. illet işte. 5 yeni kuruş gibiler adeta. onlarcası var her gün düşünce ceplerimde. sürekli kendi bakkalıma gidip bütünlemeye çalışıyorum bozuklukları, başa çıkamıyorum.
otobüsten inerken sağ elimin serçe parmağı kapı kenarındaki korkuluğa takılıyor. “hadi abla, acele biraz” diyen şoföre “ du bi dakka bi dakkaaa” diye yanıt veriyorum eteğim sıkışmış gibi telaşlı hissederek, o esnada da sol elimin serçe parmağını tam karşı hizadaki benzer bir metale takmak zorunda kalıyorum. yoksa o otobüsten inemem, inersem de bunu aklımdan çıkaramam, eksik kalırım.
bir işi sayı sayarak yapıyorsam, iki basamaklı sayılara geldiğimde birler basamağı yedi olan sayıyı mutlaka tekrarlamak zorunda kalıyorum. farkında olmadan üstelik. 15, 16, 17, 17, 18.. 26,27,27,28.. saydıktan sonra da acaba saymış mıydım saymamış mıydım diye takılıyorum.
yürürken sol ayağıma biraz sivrice bir taş denk geldiğini hissedersem illa ki sağ ayağımla da eş değer bir cisme basmak zorunda kalıyorum. ayakkabımın burnu bir yere takılırsa diğerini de durup kendim aynı şekilde takıyorum.
backspace ve enter arasında ağlıyor iki parmağım. aklıma takıldığı şekilde basmazsam silip silip yeniden yazıyorum her şeyi. silmek için yazmayacağım şeyleri yazıyorum.
“saniye ibresi şu sayıya geldiğinde kalkacağım yataktan” diyorum, eğer ki kaçırır da o saniyede kalkamazsam, ne kadar geç kalmış olursam olayım, kendime yeni bir saniye beğenene kadar kalkamıyorum, beden gücüm saniyelerce esir alınıyor.
aklın arka planı siyahtır, kim ne derse desin. karanlığın içinden görünür her şey. işık yoktur zihnin içinde, simsiyahtır. on patileri ile yumakla oynayan bir kedi vardır o siyah temanın içinde, düşünmektir bu da.
kare rüyalar diliyorum bazen insanlara. saçmaladığımı sanıyorlar. kare bir rüyanın ne kadar tatlı olacağını bilmediklerinden olsa gerek. yuvarlak bir uyku nasıl nefes nefese uyandırır, kabustur, bunu da bilmiyorlar.
düş kelimesi çok yabancı. düş nedir? ne itici bir kelime. hayal olsa daha candan sanki. kaşınan sağ avuç gibi. düş ise fiyat etiketlerini anımsatan bir şey, barkodlara benziyor.
ağacın birinde bir kiraz vardı seneler önce. epeyce uç bir dalda, tek bir tane. gördüğüm en güzel kiraz tanesiydi. seni oradan alabilirsem, hiç unutmiycam demiştim, unutmamışım. bir de plaka var böyle unutamadığım. sadece birkaç saniye görüp de 16 senedir her gün mutlaka kendi kendime tekrarladığım bir ticari taksi plakası. 34 tka 40 34 tka 40 34 tka 40.. çık git ulan aklımdan! her gün tekrarlarken bir de fazladan tekrarlıyorum, yarın tekrarlamayı unutursam bunu da onun yerine amorte edeyim diye. takıntı amortismanı! tüm bu salaklıklara rağmen unutmamam gereken çok şeyi unutuyorum. aramam gereken önemli yerleri, yazılması gereken şeyleri, takastaki çekleri, annemin “x yapıcam gelirken y getir” siparişlerini, hepsini.. unutma denenlerin hepsinin yerine kendime unut dediklerimi koyuyorum. legolarla oynamak gibi. hiç beceremezdim onlarla ev yapmayı falan. oylesine dağıtırdım. gene beceremeyip çok dağıtmışım fark ediyorum.
aski
yorumlar (2)
ilk baltım aşkı sandım onun aşkı bunun aşkı gibi...
sonra askı olduğunu düşündüm...
sonra aski mi acaba dedim hani iski buski falan varya ondan...
askı. ama bildiğin askılardan değil. hem onun bunun aşkından bize ne diğ mi ama..
helen 04.04.2008 - 08:56