hala çocukluk korkularımı atabilmiş değilim. gece uyurken ufacık bir şeyden bile korkunca, hemen ayaklarımı örtümün altına saklıyorum. ayak ucumda saklanan demir pençeli kara giysilinin ayaklarımı tırmalayacağını sanıyorum.
çünkü korkular su gibi. sıkıştırıp bastırmaya çalışınca mutlaka bir yerden çıkış yolu açıyorlar kendilerine.
6 sene önce bu günde geldin. yok, ben sana geldim, hatta gelmiştim, sonrası da var çünkü. o kadar sene içerisinde bu günü hiç hatırlamamıştım. bugün göğsümde bir ağırlık hissediyorum. ağırlık insanın sırtında, omuzunda olur, yalnızlık ise göğüste oluyor demek.
seni hiç özlemedim. bu bana hiç ağır gelmiyor mesela. özlem için dökülen gözyaşlarının pişmanlık için dökülmesine sebep olduğun zaman hafifledi zaten her şey.
her şey yaşanırken güzel. sonrasında kırmızı mürekkepli bir ’bitti’ damgası var işte görüntülerin üzerinde. üzüntüler de kanatlanıyor zaten. çizerim şimdi misal,kalem kağıtla iki kanat, koyarım eskileri üstüne. kurgu benim değil mi? yeteri kadar işlememişim demek ki seni kendime. ayaklarımı örtümün altına saklamama sebep olacak korku kadar bile tutmamışım içimde.
şimdi ne olduğunu, nasıl olduğunu merak etmiyorum. ara sıra aklıma geliyorsun. hiç kimseye dalgınlıkla senin adınla hitap etmedim. "karadeniz’ i mürekkep diye kullansam, sana yazarken tüketebilirim" diye düşünürdüm, şimdiyse kalemimdeki mürekkep bile fazla seni hatırlayıp da yazacağım bir iki cümle için.
beni çok mutsuz ettiğin için seni çok mutsuz ettim, özür dilemem.
helen
◊ bilgileri
◊ istatistikleri
◊ laflog
◊ kıymetlileri
gönderileri
◊ yayındaki entryleri
◊ yayındaki başlıkları
◊ son oylanan entryler
◊ en beğenilen entryleri
◊ en iğrenilen entryleri
rss izleme
1.
