okul fikriyle bağdaşamayan bir çocuk oldum hep. yani okul evet bir şeyler öğrenilecek eğitim yuvası da bir yandan. gel gör ki s harfine yılan diyen bir öğretmenle (ki canım öğretmenim şimdi çok severim kendisini.) boğuşmak hem de henüz 7 yaşındayken yaşam enerjimi söküp almıştı. 4 yaşında okumayı öğrenip 6 yaşında mükemmel bir hikaye (roman olduğunu iddia ettim uzun süre- tamam literatürüm biraz eksikmiş ne var allah allah? )yazdıktan sonra okul denen binaya gelip bu tip kavgalar vermek oldukça can sıkıcıydı.
ulan hat sanatını öğretseniz kapacağım iki dakikada ama sayfalarca çizgi çektirdiniz bana fuck your systemlerde bir garip isyanlardayım. öğretmenine gerizekalı demiş bir çocuk olarak rehberlik servisiyle tanışmam da yine aynı yıllara rastlar.
ortaokula gelindiğinde ki istanbul’un ücrasında bir anadolu lisesiydi kendisi. yine ingilizce bilen öğretmen sayısı az olduğundan boş geçen derslerimizi müzik aşkıyla doldurup maria callas olacaktım ben. kıçıkırık bir özlem tekin çıktı içimden callas çığıradursun. şimdi bakıyorum da yine de çıkmış diyorum tabii o kadar yıl nasıl geçerdi yoksa. ama tabii o hayalperestlik ve arkadaş gazıyla şişirilmiş diyaframım bir gün söndü. diyafram değil tabii inanç bir yerde. ’’kızım özlem tekinlikten bir adım ileri gidemeyeceksin callas olmanın da imkanı yok bırak bu işleri’’ alarmım gelmekte gecikmedi. (sık sık böyle alarmlar alırım)
orta okul diyorduk, evet o da böyle ingilizce mi biliyorum nan ben şimdi e bu science ne ola diyerek geçti gitti. evet bir de fügler... alkolle tanışma, sigaraya alışma devreleri... gelecekte ne olacağımız konulu bir kompozisyon ve benim yeni öğrendiğim kelimeleri hemen cümle içinde kullanma arzumla detaylı bir şekilde nasıl sniper olacağımı anlatmam ve tabii yine rehberlik servisi yolları...
lise biraz daha ağır geçti... yani o zaman çok hafiftim havalarda uçar uçar konmaz böcek... ancak şimdi farkediyorum ağırlığını. istediğimde on dakikada ayılabilecek kadar profesyonel bir içiciydim ve okul ev arası kopukluklar işime geliyordu tabii kopuklukları ben yarattığımda. almanca öğrenmiştim uçarken de hangi arada bir deredeyse. bir yandan da müzik sevdası devam ediyor fakat geberik gariptir raporlarla dengelediği devamsızlığına rağmen hala çok başarılı bir öğrenci. alarm alarm!! çocuğunuza ne oluyor bu çocukta bir şey var çağrısı eve geliyor. ergenlik de var serde bunları kahramanlık sayıyorum. garip de bir iddiam var: hepiniz, herkes gerizekalı! okulunuza gitmeye ihtiyacım yok! ben bunları doğuştan biliyorum!! daha önce gördüm. fena da bir reenkarnelik hali.
kazın ayağı sularımda çırpınmaya başlıyor tabii bir sene sonra. öss sonuçları -ki o sınava girdiğim için hala kızıyorum kendime! madem bu kadar redcisin neden sistemin en baba yarışlarındasın a denyo? herneyse, görülüyor ki çalışmadan zeka denen quatient bir halta yaramıyor. zira katsayı tamam katsayı da bir şeyle çarpacaksın değil mi? çarptığın ders çalışma katsayısı 0 olduğunda iq denen zımbırtın 300 olsa yine sıfır oluyor başarın. benim de ona yakın oldu. ha ama gene iyi kötü girdik bir yere okuyoruz işte.
şimdiyse üniversite... ders çalışmayı sırf meraktan üniversitede öğrendiğimi söyleyebilirim. yani hiç bilmediğim ve aslen ilgili de olmadığım bir bölümde okumak en azından yani iki aylığına da olsa bana ders çalışma şevki verdi. siyasi dalgalara hiç bulaşmadım. onları lisede halledip kitabını kapatmıştım. müzik desen etraftaki amatörleri görünce iyice soğumam tam olarak üniversite dönemine rastlar. devam ettim tabii. ancak bu sefer punk oldu, piskedelik oldu; oldu da oldu, değişen çağa ve değişen bene ayak uydurmaca..
ağır dersler başladı bu kez. daha doğrusu benim için ağır. hayvanın hayatının ellerinde olduğunu bilmenin ağırlığı. bir insanı rahatça öldürebileceğini düşünen ben altı üstü bir enjeksiyon yaparken elim titrer oldu. yine rahat durmadım. hocaları eleştirdim, sistemlerini... ’’git sen’’ dediler kibarca, ağızlarından ’’viyana’ya gönderelim’’ çıkıyordu tabii... çok da hevesliydim ilk başta. ooh burs da vericekler hiç gitmem okula sergiler, kafeler; hepsi de beni bekler... derken hooooop aşık oldum! şimdi ulan allahım bu bana yapılır mıydı nan? yani sen yıllarca duuuur dur sonra gel ayağımı bağla bir adamın ayağına. rahatsız mıyım hayır. hatta çok da mutluyum bir yandan. neyse konumuz bu değil. ayrıca başka bir dijital platformda bilgilerinize sunarım. ayşe arman mıyım ben canım?
böyle bir eğitim hayatının mağduru olan ben bugün kardeşimin veli toplantısına katıldım. gördüm ki hiçbir şey değişmemiş. hem de hiçbir şey! hocaların yalanları aynı. kompleksleri aynı. rahatsızlıkları aynı. hala çocuğun aldığı uyuşturucudan habersiz gözündeki makyaja kitlenen garip, komik belki de ironik bir yapılanma. bugün de kardeşim için dediler: ’’alın çocuğunuzu burdan, o buraya fazla!’’ alalım da ey yüce süper hiper mükemmel yurdum öğretmeni; nereye verelim bir de onu söylesen? kimsede ben bu çocuğa yetemiyorum telaşı yok. kimsede verdiklerimi tüketti yenisni vermeliyim çabası da yok. çocuklar okulu sevmiyormuş. bir ders geliyormuş üç ders yokmuş. olmasınlar güzel kardeşim! zaman kaybından başka hiçbir şeysiniz....
o kadar yıl geçmiş fucktığımın sistemi hala değişmemiş!
tribal kosusturmaca vol 1
yorumlar (3)
e chuckcığım. tenkü. cerise sen de aa bu sensen yazık sana daha da bir şey diyemiyorum evet diyemiyorum. allah kurtarsın.
geberik gelin 20.12.2007 - 20:20