halkı korumak ve geliştirmekle görevlendirilmiş -evet, görevlendirilmiş, görevi o olan, onu yapmakla yükümlü manasında- kişilerin aşağılamayı kendilerinde hak gördükleri ilimizdir.
90larda çektikleri acılara rağmen, ölümlere, gözyaşlarına, yoksulluğa rağmen, gülen gözlere sahip çocukları olan şehrimizdir.
havası, suyu, insanı, yemeği ile sıcacık ve samimi olan kentimizdir.
üvey çocuktur, sevilmez.
diyar-ı bekr, hanımlar şehri demektir. diyarbakırlılar kentlerine diyerbekir derler. efsaneye göre, zamanın birinde, diyarbakırı bir hanımağa yönettiğinden şehir bu ismi almıştır.
günbatımında surların üzerinde yürümek keyiflidir. sola bakarsın, suriçi belediyesinin yaptığı şahane park, yeni apartmanlar, gölgede serinleyenler; sağa bakarsın, yoksulluk, pislik ve alabildiğine gecekondu.
sokaklarda bir yetişkine tam 6 çocuk düşer; o çocuklar yattıklarıyla sokakta oynar, pislikten keçeleşmiş saçlarını kaşırlar mütemadiyen.
diyarbakır halkı, öyle anlatıldığı, öyle gösterildiği, öyle belletildiği gibi adam öldürmez durduk yere.
hasan paşa hanında bakırcılık yapan mustafa'nın sözleriyle, 'bazen bakıyoruz televizyona, diyarbakır'da bir olay olmuş güya. düşünüyoruz düşünüyoruz, o yer neresi bulamıyoruz. ben doğma büyüme diyarbakırlıyım, televizyonlarda gösterilen yerler buralarda olaydı gerçekten, biz buralarda olamazdık.'
90lı yıllarda polislerin 'beğenmedikleri' gençleri götürüp on gözlü köprüye gömdüklerini anlatıyorlar, devletin yatırım yapsın diye getirdiği adamları 'birileri'nin nasıl da korkutup kaçırdığını, açılacak 200 fabrikanın imzalarının atılacağı gün 'birileri'nin öldürdüğü korucu yüzünden işin bozulmasının nasıl umutları söndürdüğünü, sıkıyönetim zamanı 5'i 5 geçe sokakta vurulan çocukları anlatıyorlar.
insan insanlığından utanır, o kadar açık.
kötülük, pislik, şerefsizlik her yerdeyken, diyarbakır çarşı polis müdürünün 'burası diyarbakır, burada herkes hırsız' demesi, her bokun kürde yüklenmesi, hiçbir şey yapmıyor da, ben de mide bulantısı yapıyor.
o da midem olduğundan.
#905580