öncelikle khaled hosseini adındaki afgan yazarın kitabının ismi. marc forster ise bu kitabı aynı adla sinemaya uyarlamış; ortaya hem tarihsel, hem de dokunaklı bir film çıkmış.
ülkemizde uçurtma avcısı adıyla gösterilmekte. insan uçurtma sözcüğünü duyunca elde makaraya sarılmış ip ve sürekli gözünü yükseklere dikmiş bir şekilde başı dik çocukluğunu hatırlıyor ister istemez. film de bu havayla başlıyor; çocuklarla birlikte uçurtmalara dalıp gidiyorsunuz, filmin böyle mutlu mesut bitmeyeceğini bile bile...
neden sonra büyükler giriyor küçüklerin dünyasına. önce sovyetler'in afganistan işgali, sonra afganistan'a yerleşen taliban yönetimi ve yaptıkları. bu dönemi filmin baş karakteri emir can'la amerika'da geçiriyorsunuz, tıpkı onun gibi afganisatan'da olup bitenden bihaber şekilde. sonra emir'le birlikte emir'in çocukluğunun geçtiği, hasan'la birlikte kabil'deki tüm uçurtmaları alaşağı ettikleri topraklara dönüyorsunuz. sovyetler'in yıktığı bir ülkeyi sömüren taliban yönetimiyle karşılaşmak, 23 nisan günü yazılan bu film eleştirisinde (ben de film eleştirmeni oluyorum tabi öhhhöö ööhhhö) çocuk tacizcileriyle hesaplaşmak emir'i n yapmaya çalıştığı şey olsa da film ayrıntılarıyla güzel...
iki afgan çocuğun dostluğu, hasan'ın emir aga'ya sadakati, bir babanın oğluna nasihati, "teşekkür", "aferin", "selam" gibi tanıdık sözcükleri ve daha nicesini filmde bulmak mümkün. oldukça başarılı işlenmiş bir dram diye sözlerimi bitirirken filmdeki baba nasihatlerinden bir bukle sunuyorum:
"
every other sin is a variation of theft:
when you kill a man, you steal a life.
when you tell a lie, you steal someone's right to the truth.
...
"
#901279