dinleyince; insanı ta derinden vuran bir parça. duygu seli olur - akar içinizdekiler.
dilime dolandı, bir de takılırım ben, takıldım mı en az bir hafta aynı şarkıyı dinlerim. yani son günlerde hep dilimde bu parça... (parça kürtçe, benim anadilim de öyle. tam olarak kürtçe bilmiyorum ben, orası ayrı. o yüzden türkçe de ana dilim, sonuçta onunla yaşıyorum ben.)
her neyse "dilimde" demiştim en son... gönül yarası filmini izleyenler ya da bilenler hatırlar; şarkı başlayınca ağlayan bir türk kızı*na, doğuda öğretmenlik yapmış olan, bu vesileyle kürtçe bilen yaşlı adam*: "kürtçe bilmiyorsan niye ağlıyorsun?" diye sorduğunda, kız*: "bu türkü’ye ağlamak için kürtçe bilmek mi gerekir?" der... insalık hissiyatlarından biraz olsun nasibini almış insanların bu diyalogdan etkilenmeme şansı olmadığını düşünüyorum ben. filmin bu çarpıcı sahnesiyle meşhur oldu da şarkı.. bırakmaya çalışalım biz şimdi filmi ve bu diyaloğu bir kenara.
her dilde eşit güzellikte kelimeler vardır, bazen farklı dillerde kurulan cümlelerin anlamları derinliğini kaybetse ya da kazansa dahi, özünde aynıdır bütün kelimeler - bütün cümleler. bu toprak’ların ortak dili de türkçe, resmi olan. o halde türkçe anlamına bakalım, nakaratın *: ’incir ağacısın gam götürensin.’ ... telaffuzu, çıkardığı sesler farklı olsa da, uyandırdığı hissiyatlar, insanın içine işleyiş derecesi aynı; anadolu’nun her karış toprağında, dünyanın her bir yanında.. bir eşe, bir sevgiliye, bir anaya, bir evlata, bir babaya; yani sevgi kelimesinin gerçek anlamını bulduğu şekilde, her anlamdaki gerçek sevginin sahibi olan bir ’sevgi’liye söylenilebilecek en güzel söz belki de. her dilde.
melodisi deseniz; ’evrensel dil’ olan müzik.. insanın taa içine işleyen kuvvetli sözlerin yanında hiç sönük kalmamış bir melodi, bir ezgi..
"bırakmaya çalışalım biz şimdi filmi ve bu diyaloğu bir kenara." demiştim ya. bırakamadık...
"bu türküye ağlamak için kürtçe bilmek mi gerekir?"
#846110
