kahvehanede derbi izlenirken yaşanan duygu yoğunluğudur.
cm, fm serilerinin hepsinin dibine vurmuş birey, babasının "internet faturalarını mı ödeyeyim yoksa digitürk mü?" sorusuna "internet." cevabını verdiğinden ötürü o büyük derbi maçı kahvehane ortamında izlemek zorunda kalmıştı.
yıllar önce anadolunun göbeğinden gelmişlerdi. öyle bir adam olmuştu ki, artık güçlüydü. istanbul çocuğuydu. çat pat ingilizce biliyor, bilgisayar kullanıyordu. çok sevdiği futbolda aktif bir rol edinemediğinden dolayı, "bari sanal ortamda bir şeyler becereyim." düşüncesinden yola çıkarak, tüm cm ve fm serilerinde memleketinin takımıyla kupalar kazanmıştı o kahvehaneye girmeden önce. hatta o kadar hakimdi ki olaya, o sezon hangi gençlerin patlama yapacağını daha sezon başlamadan bitirdiği onlarca cm/fm sezonlarında kazımıştı kafasına.
bu başarıların verdiği özgüven ile birlikte girdi kahvehaneye. jose mourinho misali karizmatik bir oturma şekli aldı. etrafına bir baktı, dumanlanmış kahvehanenin havası gözlerini yakmış, sulandırmıştı. arkasına döndüğünde masmavi formalarıyla beklediği ingiliz taraftarları yerine bir grup "hakan’ın da onu oynatanın da ta amına koyayım." insanı vardı. "neyse." dedi kendi kendine. "maçımı izleyeyim ben, analiz yapayım." diye ekleyip, istatistik tutacağı kalem kağıdını hazırladı. maça artık 3 dakika kalmıştı. geçmek bilmeyen hain 3 dakika.
ardından maç başladı. tertipli bir şekilde istatistiklerini tutmaya başladı. futbolcuların tartışma ortamı, yapılan pas hataları kahvehanedeki ortamı germişti. küfürleşmeler, itişmeler başladı. kafasına bir kül tablası yedi. önce içinden, "sikeyim böyle ortamı lan!" dedi ve ardından aniden canı sıkıldı. dışarı attı kendisini. istatistik kağıtlarını aradı gözleri ama kayıplardı. bir sigara yaktı ve"yedekte oturtuyor canavar gibi elemanı. 2. sezonda 10 milyon sterlin ediyor halbusi." dedi kendine.
evinin yolunu tuttu.
#675740
