mücahit bilicinin geçen hafta zaman gazetesinde yer alan önemli bir makalesi.
neocon ile ulusalcı benzerliği: leo strauss’un tavsiyeleri
amerika’da neo-con (yeni-muhafazakar) kamp içinde yer alan hudson ınstitute ile ilgili son günlerde çıkan haberler marjinal amerikan milliyetçi-mukaddesatçıları ile türkiye ulusalcıları arasındaki muhtemel dirsek temasını gündeme getirdi.
bu dirsek temasının esasen daha derin fikri temelleri bulunuyor. bunu anlamak için şu soruyu sormamız gerekiyor: hudson ınstitute’daki toplantıda türkiye’den bazı üniformalı memurların garip tezleri ile türkiye’de ulusalcılığın az sayıdaki entelektüel temsilcilerinden biri olan radikal eski yazarı, yeni milletvekili adayı, emekli büyükelçi gündüz aktan’ın 9 haziran tarihli son yazısında ilham kaynağı olarak leo strauss ve carl schmitt’i zikretmesi arasında nasıl bir bağlantı var? bu soruya cevap vermek için amerika’da neo-con düşüncenin fikir babası olan leo strauss’un siyaset felsefesini tanımak gerekir. bu yazıda strauss’un kısa bir düşünce profilini bulacaksınız. amerika’da hakim neo-con düşüncenin entelektüel kaynakları leo strauss (1899-1973) ve carl schmitt’tir. strauss bir siyaset profesörü, schmitt ise nazilerin önde gelen ideologudur. leo strauss’un siyaset felsefesinin önerdiği "mevcut hakimiyeti sürdürme" reçetesi ile günümüzde türkiye’de yaşanmakta olan kimi gelişmeler arasındaki benzerliği ise okuyucuların takdirine bırakıyorum.
liberalizm karşıtlığı
leo strauss’a göre bir toplumda üç grup insan vardır: bilge insanlar (filozoflar), beyler (politikacılar) ve halk (kitleler). eski dilde bunlar sırasıyla hükema, ümera ve avamdır. bunların ilişkisi son derece ilginçtir. hakikati bilen ve ondan zevk alan filozof hakikati kendine saklar ve iktidara direkt talip olmaz. şan şöhret ve kahramanlık peşinde olan politikacılar filozofların oyuncağı gibidir. filozof, yığınlarla direkt muhatap olmaz ve onlara hakikati vermez. onlar soylu yalanlarla yönlendirilir, adam gibi bir arada yaşamaları sağlanır. avamı bir arada tutmak ve onlara sahte bir anlam duygusu aşılamak için çeşitli araçlar kullanmak gerekir. bu araçların başında din ve milliyet gelir. bu yolda her türlü araç mubahtır: galeyan hissi, korku, savaş gibi duygular insanların idaresi ve devletin bekası için tahrik edilmelidir. filozofun kendisi dine inanmasa da halkta dini teşvik etmelidir.
leo strauss’un bu görüşlerinin liberalizm karşıtlığı ile çok yakın bir ilişkisi bulunuyor. çünkü liberalizm avam-havass (elit ve yığınlar) ayırımını lağvettiği gibi hakikatin herkesçe ulaşılabilir bir şey olduğuna inanır. kökeni aydınlanma’ya dayanan liberalizm eşitlik ve akılcılık fikirleri yoluyla avamı hakikati aramaya teşvik eder. halbuki hakikat tehlikelidir. avam hakikati bulduğunda mevcut düzen kaybolur. iktidarın büyüsü kaçar.
hem liberalizme hem de demokrasiye karşı olan leo strauss, hem hakikati küçük bir sınıfa mahsus tutar hem de toplumun selameti için yalanlarla kitlelerin yönetilmesi gerektiğini salık verir. liberalizm ve demokrasinin ikisine de düşman olmasına rağmen demokrasiyi liberalizme tercih eder. çünkü liberalizm herkese eşitlik verirken, demokrasi sadece bir toplumun içindekilere eşitlik verir.
strauss’a göre dünyadaki en büyük tehlike liberalizmin sınırları yok eden evrenselci eşitliğidir. devleti ve milli egemenliği lüzumsuzlaştırmak suretiyle hükümdar konumundakilerin elini kolunu bağlayan bir sistemdir. tüm insanların eşit olduğunu savunan bu serbestiyetçi anlayış tehlikelidir. liberalizmin bütün dünyayı yutmasına müsaade etmemek lazımdır. zira weimar cumhuriyeti (hitler öncesi almanya) liberalizmin hakim olduğu bir devletti. neticede nazilerin iktidarına yol açtı. dünyadaki en önemli proje liberalizme karşı mücadele vermektir. bu alandaki engellerden biri de uluslararası kurumlar ve antlaşmalardır. çünkü bunlar liberalizmin ürünü olan kurumlardır. leo strauss ve takipçileri uluslararası antlaşmalara tabi olmamayı ve birleşmiş milletler gibi keyfi hükümranlığı yok eden kural ve prosedürlerden amerikan devletini kurtarmak gerektiğine inanıyorlar. strauss’un takipçileri amerika’nın uluslararası hukuk kurallarından bağımsız bir ulus devlet haline gelmesini istiyorlar (ne bm, ne nato, tam bağımsız abd!)
nazizm’den hoşlanmasa da strauss’un önerdiği şey esasen alternatif bir faşizmdir. liberalizme karşı yürütülecek savaşta her yol mubahtır. kanunlarda (anayasada) delik açmak için olağanüstü hal ilanı (11 eylül, terör saldırıları bahanesi ile askerileştirme) hükümranlığı hakim kılmak için bir bahanedir. soylu yalanlar yoluyla toplumda hem olağanüstü hal yaratmak hem de duyguları tahrik etmek gerekir (ülke bölünüyor, din elden gidiyor!). liberalizme karşı yürütülecek savaş için gerekli şeylerin başında (sınır ötesi) "savaşlar" gelmektedir. ayrıca dinin siyasete sokulması ve siyasi dilin dini/milli temalarla yeniden canlandırılması gerekmektedir. demokrasiye karşı olunsa bile liberalizme karşı savaşta demokrasi bir söylem olarak kullanılmalıdır (bizde demokrasi karşıtlığı için laikliğin bir araç olarak kullanılması gibi).
amerikan ulusalcıları iktidara geliyor
strauss’un müritleri reagan döneminde washington’a akın ettiler. çeşitli düşünce kuruluşları (think tank) kurarak karar alma mekanizmalarını etkilemeye çalıştılar (örnekler: american enterprise ınstitute, project for a new american century). yukarıda ortaya konan fikirlere bağlı bu grubun klasik anlamda muhafazakarlıkla bir ilgisi bulunmuyor. yeni-muhafazakarlar olarak anılan bu ekip aslında devrimcidir. demokrasi ve liberalizme karşı mücadele edilmesi gerektiğine inanan devrimci bir ekiptir. hareket noktası hükümranlık ve devlettir, toplum ve özgürlük değil.
clinton döneminde güçlerini artıran ancak istedikleri etkinliği gösteremeyen bu ekip için bush iktidarı büyük bir fırsat oldu. bu grubun ünlü üyelerini burada zikretmeye gerek yok. ama fikirlerinin nasıl amerika’nın iç ve dış siyasetinde kendisini ortaya koyduğunu birkaç örnekle göstermek gerekiyor. schmitt’ten etkilenen bu ekip dost-düşman karşıtlığının lüzumuna inanır. ve düşmanı tasvir ederken özenle seçilmiş milli, tarihi ve dini kelimeler kullanır (bizde "kuvvayı milliye" söylemi gibi). neo-con düşünce schmitt’in önerdiği üzere hükümranlık için ’savaş’ın gerekliliğine inanır. dahası bu savaşın sonu olmayan, ebedi bir savaş olmasını ister. düşman yoksa savaş da, schmitt’in anladığı haliyle hükümranlık da yoktur. o yüzden, bir düşman yok olup teslim olursa hükümranlık yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelir ve liberalizm yaygınlaşır. yani dünyada herkesin özgür ve eşit olmasını isteyen liberalizm devlet için bir tehdittir. bunu önlemek için sürekli yeni düşmanlar bulmalı ya da yeni bir "sürekli düşman" bulunmalıdır. (neo-conların komünizmden sonra tespit ve teşvik ettikleri yeni düşman "islam"dır, ancak buna nezaketen "terör" denilmektedir.) terör ve savaş amerikan siyasetine "terör ile savaş" şeklinde schmitt’çi bir kavramsallaştırma ile dahil edilmiştir. neo-conların amerikan devletinin bekası ve liberalizmin yok edilmesi için gerekli gördükleri ’savaş’ın sonuçlarını ırak’ta görüyoruz.
schmitt’ten etkilenen strauss’çu bu ekip bir süredir amerika’da hakim konumda. asil yalanlar (kitle imha silahları), uluslararası antlaşma ve kurallardan muafiyet (tek taraflılık, "ırak’a girelim!"), dinin kullanılması (hıristiyan evanjeliklerin desteklenmesi, islam düşmanlığı [bizde misyoner karşıtlığı, yahudi ve hıristiyan düşmanlığı]), olağanüstü hal ilanı (9/11, bizde kısmi ohal), panik ve sürekli savaş gibi tercihler hep straussçu yönelimlerdir. straussçular liberalizme (yani eşitlik fikrine) karşı yürüttükleri savaşta hem amerika’yı hem de dünyayı büyük bir felakete sürüklediler. şiddeti estetize eden (örnekler: abu ghraib, guantanamo), saf hükümranlığı/egemenliği, yani kanundan muaf keyfi muameleyi yücelten, dünyayı dost-düşman ayrımına tabi tutan ("ya bizdensiniz ya da bize karşı"), amerikan devletinin emperyal davranış içerisine girerek keyfi savaşlar başlatmasını (robust internationalism) öneren bu siyaset felsefesi bütün bir insanlık için büyük bir tehdit oluşturduğu gibi amerika için de tam bir felakete yol açmıştır. fukuyama gibi eski neo-con’lar teker teker mevzilerini terk ederken ve amerikan toplumu bir sonraki seçimde bush’u cezalandırmak için sabırsızlanırken bizde yerli neo-con’culuğun (ulusalcılığın) teşvik edilmesi ve kitlelerin korkutulması, bahsi geçen dirsek temasını açıkça gösteriyor.
(*) sosyolog, michigan üniversitesi’nde ders veriyor.
mücahit bilici
#541860
