bu sabah metroda giderken dalgin düsüncelerle-kulagimda acilara tutunmak- burnuma tanidik kokusuyla birsey carpti. kavrulmus susam kokusu...gözlerimi acmadim, acamadim bir süre. niyetim kokunun nerden geldigini gözlerimle degil, zihnimin kösesinde kalan seylerle bulmakti...
bir kiz gördüm zihnimin derininde..kücük, sirin...dört tane disi yok, güldü mü kocaman bir bosluk agzindaki ve inatla gülüyor hep. babasi tutmus elinden vapura bindirmis. simariyor kücük kiz, birsey istiyor babasindan, oysa ki cebinde cok parasi yok babasinin. bunu da biliyor belki hinzir. ama cocuk o. affettim ben onu. geliyor beyaz önlügüyle genc delikanli. baba parayi uzatiyor, delikanli aliyor...yuvarlak bir halka simdi kizin elindeki, kokusu iki sira ötedeki yasitinin burnuna gidiyor...yanik susam kokusu. kiz, yine hinzir munzur yaklasiyor cocugun yanina, elindeki halkanin bir ucunu koparip veriyor...sonra bir marti yaklasiyor yakinlara ve bu sefer cocuk elindeki lokmanin ucunu veriyor bu beyaz koca kusa...
bir parcasini ordan aliyorum bu kokunun sahibinin...
sonra iki genc kiz gözlerimin önünde. gömlekleri disarda, biri gözlerindeki gülüsü hic yitirmemis, yitirmeyecek de inatla. digeri de ondan asagi kalir degil... zorla denklestirdilerdi az önce minübüs parasini. sagolsun, diger arkadaslar da yardim etmislerdi. hava cok güzel olunca caydilar minübüsten, yokus asagi fevri adimlar attilar agir, agir...keyfini cikardilar bu uzun yürüyüsün. iclerinden bir durdu. digeri dürttü onu, daha yol uzundu. duranin burnuna yanik susam kokusu gelmisti...yaninda krem peynir ve zeyitn ezmesi...cepte harcanmamis minübüs parasi ve buram buram kavrulmus susam. gözleri hep inatla gülecek olan kiz dayanamadi ondan asagi kalmayan kizin bakislarina. alindi o halka, bölündü ikiye. kardes payi yapildi.
kardes payindan aldim diger parcasini kokunun sahibinin.
sicacik bir güne kaydi gözlerim. bilinmeyen bir sehre. sehrin icinde iki deli yürek. yine gözleri gülen bu kiz ve onun gözlerine yarasircasina gülen bir oglan. kaygisizligin vermis oldugu rahatla bir güzel oturdular ufacik taburelerin üstüne. yine beyaz önlüklü bir delikanli getirdi elinde tepsiyle iki demli cay. ince belli bardakta. kizin gülen gözleri daldi, oglanin dalan gözleri görünce yüregi burkuldu. gülsün diye kiz yapmadigi sey kalmadi. kiz sade buruk bir gülümsemeyle karsilik verdi oglana...uzaktan bir cocuk gecti, bir tabla vardi basinda. kiz cocugu görünce, gözleri yine güldü. bunu fark etti oglan ve bakislarin odagini görünce yerinden firladi. bir solukta cocugun yaninda buldu kendini. para uzatti, tabladan bir halka aldi. burnunu gidikladi kavrulmus susam kokusu. yine kosa kosa kizin yanina vardi. elindeki halkayi kiza uzatti. kiz öyle sevecen bakti ki oglana. oglan da gülümsedi ilk defa acemice kiza. kiz elindeki halkayi böldü yarisini karsisindaki alcak taburede oturan eli güzel, teni güzel, gülüsü güzel oglana verdi.
bir parcasini da ordan aldim kokunun sahibinin...
ücünü birlestirdim sonra...halkanin her aldigim parcasini dikkatlice koydum yerine. sanki kirilmis bir biblonun parcalari gibi...sanki o parcalarin en kücük kirintisi bile birbirini kaybetmemis gib,i birbirlerini buldu onlar da.
gözümü actim sonunda. yanimdaydi hâlâ kavrulmus susam kokusu ve son parcasini atarken agzina metrodaki komsum, gülümsedim ben de ona.
o halka, o kavrulmus susam kokusu...iste bu;
simit.
#419867