terör örgütü mensubu olduğu ve "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle mardin kızıltepe'de sırtından kurşunlanarak öldürülen ilkokul öğrencisi.
ardından birgün gazetesi yazarı erbil tuşalp şöyle yazmıştır.
aynı coğrafyanın benzer acılarına aldırmadınız. aynı iklimin benzer haykırışlarına kulak tıkadınız. korktunuz, sustunuz, konuşmadınız, unuttunuz. unutturdunuz. kendi çocuklarınızın bir zamanlar yaşadıklarını unutursanız, çocuklarınızın başına gelenlere şimdi elbette şaşırırsınız. panikleyip saçma sapan sorular sorarsınız.
gazetenin manşetinden, televizyonun ekranından, radyonun mikrofonundan "12 yaşında terörist olur mu?" diye sorarken, bilseniz nasıl yalancısınız, nasıl ikiyüzlüsünüz.
12 yaşında terörist olmaz olur mu? nasıl soru bu?
g.o.r.a' dan mı indiniz, uzaydan mı geldiniz? insan mısınız, yaratık mısınız? siz bu ülkede yaşamıyor musunuz?
dört yaşındaki tüba'ın (yanar) sakıncalı sayıldığı, 65 yaşındaki abidin (başal) dedenin dev-genç'li yapıldığı bir ülkede, elbette 12 yaşında terörist olunur.
terörist olunca da dövülür, sövülür, işkence yapılır ve hatta öldürülür.
örnek mi? öylesine çok ki. hatta yaşı yaşına, kurşunu kurşununa tıpa tıp uyan örnekler bile var.
ramazan dağ'ı anımsayan var mı?
hakkari çukurca'nın uzundere'sinden ramazan dağ da, uğur gibi 13 yaşındaydı.onun da küçük bedeninden onlarca kurşun çıkmıştı. ramazan 30 haziran 1988'de kurşunlanarak öldürüldü. içişleri bakanı mustafa kalemli "yanlışlıkla" ateş açıldığını söyledi. ramazan toprakla kucaklaştı, üstü sessizce örtülüp gömüldü.
dahası türkiye'nin adının karşısına "çocuklarına işkence yapan bir ülke" yazıldığı ne çabuk unutuldu? siz istediğiniz kadar unutun, ben unutmuyorum. üstelik unutanları da/ unutturanları da ayıplıyorum.
notlarımı açıp bakınca, bu ülkenin yurttaşı olmanın acısıyla can evimden vuruluyorum.
sayfaları rastgele açıyorum. ilk notlar sayfalar dolusu. işkencenin tek başına iktidar olduğu utanç yıllarından. kadın erkek, yaşlı genç insanlara ülkenin her köşesinde işkence yapılıyor. dövülüyor, sövülüyor, gömülüyor.
başka bir notun yanında "1984" yazılı. hani o tüm kötülüklerin, acıların geride kaldığı sözde demokrasi günleri.
inanılması güç, ama kurban iki aylık bir bebek. evet, evet i-k-i a-y-l-ı-k onur yılmaz. hemen yanında yakın akrabası altı aylık hakkı yılmaz. evet, evet a-l-t-ı a-y-l-ı-k. muğla'nın bayır kasabasının anap'lı belediye başkan yardımcısı osman yılmaz ve ailesinin öyküsü, işkenceye tarihi bir "resmiyet", siyasal bir "ciddiyet" kazandırıyor. işkenceci yüzbaşı ali şahin, doğu anadolu'da, bingöl'de, önce öğretmen sıddık bilgin'i öldürüyor; sonra batı anadolu'ya gelip muğla'da yılmaz'ları falakaya yatırıyor.
çocuklara işkence notlarında utku çetin (6), meltem yılmaz (10), melih çalayoğlu (13), gülhan yılmaz, özcan beldek (14), hasan keskin, ercan özkan (15), ibrahim koyuncu, bilal ateş, gökhan umut (16) ve yaşar serdar'ın (17) adları vardı.
üçüncü not, aslında bir dipnottu. 1990'lardan kalma.
koskoca birleşmiş milletler'in bir sözleşmeyle haklarını güvenceye aldığı dünya çocuklarından biriydi abdullah korkmaz. 4 ekim'de incecik bileklerine kelepçe takılıp arkadaşlarıyla birbirlerine zincirle bağlanarak mahkemeye getirildi. duruşma salonunda yan yana dizildiklerinde, evde oturmaktan sıkılıp oyun için sokağa fırlayan çocuklar gibiydiler. özel tip cezaevinde tamı tamına 105 arkadaşı daha var abdullah'ın. ama o, tck'nın 125. maddesinden idamı istenen 27 arkadaşına daha yakın hissediyor kendini. gardiyan amcaları, yaşlarının "doktor raporuyla büyütülüp" hepsinin tek tek sallandırılacaklarını söyledikçe önceleri çok korkuyordu. sonradan alıştılar, gülmeye başladılar asılacakları söylendiğinde. gülüyor olsalar da, bazı geceleri darağacı gördüler düşlerinde. herkesin düşlerinde dallarından meyveler topladığı, gölgesine uzanıp yattığı ağaçları vardı, onlarınkinde darağaçları.
1984'ten 1990'a dek türkiye'nin dgm'lerinde 158 çocuk yargılandı. 112'si aklandı, 27'si hüküm giydi. askeri mahkemenin yaşını büyüterek ölüm cezasına çarptırdığı necati kınalı büyüyüp delikanlı bir idam hükümlüsü olacaktı.
dördüncü notta abdullah'ın idamlık arkadaşlarının adları vardı.
ali yiğit, ali özdemir, sefer özdemir 12 yaşındaydı... süleyman görgen, m. şirin bilir 14'ündeydi. mehmet fidancı 15 yaşındaydı. tufan ölmez, hurşit aslan, salih çakar, yusuf ertürk, berces ergin, erdal aydın, ahmet çeliker, zeki çakar 16'sındaydı. 17'likler daha çoktular; resul ve halil aslan, hüsnü ülker, ebubekir yıldız, ahmet behçet, adil özen, esat uysal, yahya öncü, cenas çoban, fazıl ayalp, hakim sarak, mehmet paksoy, selahattin saygıdar.
beşinci not af örgütü'nün ekim 1996 tarihli türkiye özel raporu'ndan bir alıntıydı. h.i.o'nun (12) ve a.s'nin (13) izmir ve istanbul'da uğradıkları işkence anlatılıyordu.
bu iklimin havasını onlarla birlikte soluyup "12 yaşında terörist olur mu?" diye sormak için, biraz olsun utanmak gerekiyor.
utanmak gerekiyor. utanmak gerekiyor. utanmak gerekiyor.
#332644