1.
cinsel açıdan tecrübesiz ve bu yüzden de yetersiz olan bakiredir ki bu hanımlardan türkiye de pek az bulunur. evet evet... şaşırmayın. cinsel yönden tecrübeli bakireler türkiyenin gerçeğidir. onlar ki... bakireliğimi bozma da ne yaparsan yap hüseyin kızlarıdır... onlar ki... oral sex müdavimleridir... onlar ki sürtünmekten haftada bir don delen kızlardır...
onlar ki... bakire olmayan kızlardan çok daha yeterlilerdir.
No Turkish Girl 20.01.2008 23:29
#825508
2.
daha önce yazmıştım. silmem gerekmişti. şimdi yeniden:
kafasının üzerinde koca bir baloncuk belirdi. içinde ise şöyle yazıyordu:
"düşünenin dostu olmazmış."
peh! kafasının üzerinde beliren o gıcık baloncuğa bir tükürük fırlattı. halbuki bu ona hiç de yakışmadı. anlatamam nasıl da güzel bir kızdı.
güzel olduğu kadar masum.
masum olduğu kadar kırılgan.
kırılgan olduğu kadar zarif.
ve bu böyle sonsuza değin sürüp gidiyordu.
"düşenin de dostu olmuyor, düşünenin de. heyhat! insan düşmeden düşünmeyi öğrenemiyor mu ne?"
yağmurlu bir günün henüz sabahında, her zamanki gibi yolda yürürken, dünyada başka kimse kalmamış gibi, en tepeden, arşın içinden, güneşi yarmış, bulutları aşmış ve onun üzerine düşmüş, şakacı bir acme örsünün kafasında yarattığı o kâfir ağrı. kalbinde koca bir delik ve öncesinde olduğu kadar, sonrasında da sessizlik. susun. bu kez "o" konuşacak...
"o adamı sevmiştim. sevdim diyorum. altında art niyet aramayın. bir uç uç böceği evlerin loş odalarını nasıl sever de, doğayı terk edip salonunuzun ortasına kadar nasıl gelirse, işte ben de onun peşinden, bir dantel işi gibi ince ince işlediğim hayatımın üzerine turrrrrupun dik âlâsını sıkarak seke seke gittim. yoksa uça uça mı demeliydim. sizi temin ederim ki onu sevdim. tüm kalbimle. yemin olsun, andlar içeyim; ben onu seviyordum. a-şıktım. dırı dı dırı dım! öl dese ölecektim. o ise merhametliydi ve sadece "bana kendini teslim et" dedi.
"eller yukarı, donlar aşağı!"
haha!
sıyrıldıkça sıyırıyordum. hepsi bir oyun gibiydi. çocukluğuma dönemedim. bundan sonra masum değildim. yazılı olmayan kurallara göre ben artık kirlenmiştim. kirli. etrafımda el ele tutuşup, ağızlarını doldura doldura namussuzluğumu yüzüme haykıranların ortasında, işte tam ortasında, bir türk filmi kahramanıymışçasına, ama pek ödlek bir kahraman itiraf etmeliyim, ahlaksız ahlaksız ağladım. rica ederim, ben sadece sevmiştim. sevmeler, meşk etmeler, fenalıklara mı gebe olmalı? falan.
dedim dedim. dinletemedim.
hem "o" öylesi bir adamdı ki, bana evleneceğimizin sözünü bile vermişti. evlenecektik biz. çocuğumuz dahi olacaktı. beni temin etmişti. çocuklarımız... tıpkı bizim gibi esmer-şeker, şeker-esmer yavrularımız.
bunlar olacaktı olmasına yaa, peki "o" ne yaptı dersiniz?
"seni güçlü kollarımla saramam. sana kendimi veremem ve soyadımı da. git buradan. git. yaşandı bitti. yetersiz bakire seni!"
“haha! işte beni ahlaksızlıkla suçlayan o ahtapot misali kolların arasında sıkışıp kalan namussuz ben ve beni bu çukura iten namuslu o karşısında, karşınızda, diyorum ki huzurlarınızda; don lastiğimi çekip bırakarak hepinizi protesto ediyorum. gerçeklerinizin içine de kusup gidiyorum tamam mı? şimdi benim sadece bir tanrım var ve onu size anlatmayacağım. inanın bana beni hepinizden daha çok seviyor ve asla yetersizliğimi yüzüme yüzüme vurmuyor. kendi tanrınıza selam söyleyin! hasta la vista bebeğim!"
böyle söyledi. yere yığıldı. kafasını taşa çarptığını gördüm ve kanadığını! yardım etmek istedim. elinin tersiyle elimi itti. yalnız son sözlerini sizlere aktarmam hususunda beni sıkıca tembihledi:
"düşünenin dostu olmasa bile, n’olur düşmanı olmasın!"
elçi-zeval meselesi.
plebisit 13.04.2008 21:56 ~ 13.04.2008 21:59
#892838
3.
devamını da getirdim:
"onu bir de benden dinleyin. rica ederim. biraz kötü kalpli olabilirim, ama yooo. sandığınız kadar cani değilim.
"o" kozasından yeni çıkmış bir tırtıl-kelebekti. kelebek-tırtıldı. orospuluğu meşrulaştırmayın canım. haha! bense ondan güvercin olmasını istedim. üstelik paçalı güvercin. takla atmalıydı takada tukada takada tukada takada... bir balık belki, misinanın ucunda ve bakın işte tanrı aşkına nasıl da güzel çırpınmakta!
onu önce ellerimin arasına aldım. güvercin olamasa da, en azından çantada keklik olmalıydı! tir tir titremekteydi vücudu ve sonra kollarımın arasında erimesi de gerekiyordu! tiri tir de tiri tir. görseniz nasıl da ürkekti. tırtıl-kelebek, kelebek-tırtıl, sen de yırttın mı kozanı? sars dağlarını, yık tabularını ve anamın ak sütü gibi helalimsin "bana kendini teslim et"
dedim. dediğimi yaptı kuşkunuz olmasın. ona gitmesini söyledim. sigaramı bile içmiştim. "git. git ve beni kendimle baş başa bırak. hesabınızda yeterince namusunuz kalmamış, görüyorum ki siz yetersiz bir bakiresiniz!" dediğimi işitti, ama işte asıl şov bundan sonra başlayacak idi.
tırtıl-kelebek bir anda devleşti. aklınız şaşar, bir anda! anamın ak sütü gibi helalim, ki onunla evlenmeyeceğim hâlde, ona evlenmenin vaadini neden verdim, karşısında un ufak kalmış ben ve and içerim tüm namussuzluğumla onun güvercine dönüşmesini gözlerimi kırpmadan izlerken, üstüne taklalar da atmasını beklerken, o bir anda kayboldu. sabbra kadabra! bakışlarımdan silindi. dahası gözlerimin önünden de ve dokunuyorum yatak çarşafı tertemiz. en az onun kadar, en çok, en çoğu yok. temiz işte ve anamın ak sütü gibi helal.
ona nasıl oldu da gitmesini söyleyebildim? bilmiyorum, o an içimden öyle geldi. canım çekti... anlıyor musunuz bu duyguyu? haha! dizlerimin önünde eğilip, üstüne bir de yere kapaklanıp bana yalvaracağını düşünüyordum. belki de tek amacım buydu. kendimi gerçek bir erkek gibi hissetmek istiyordum. bunu da anlıyor musunuz? anlayacağınızı sanmıyorum, siz filmlerde kötü karakterlere hep küfredersiniz. üzgünüm ki muhatabım siz değilsiniz. evet, tırtıl-kelebek, uçabildiğini bilmiyordum doğrusu. yanıma geldiğinde sürünüyordu. ona git demiştim, çünkü hep böyle sürünecekti. çünkü hep böyle sürünenler kendilerine git denildiğinde, hiçbir zaman gitmezlerdi. dahası kalmak için ağlayıp zırlarlardı. birkaç damla gözyaşı da görsem fena olmazdı, ama o uçmadı, bir anda prrrrrr...
tırtıl-kelebek bir serçe gibi, oysa ben ondan güvercin olmasını ve takla atmasını istemiştim, takada tukada takada tukada... prrrr diye. uçmadı hayır, yitti gitti.
sonra köşe başında onun hikâyesini anlatan, düşünene dost arayan, o da olmadı düşüneni düşmandan kurtarmaya çalışan birine rastladım. ondan benim hikâyemi de diğerlerine anlatmasını istedim.
***
size onun da hikâyesini anlattım ve anladığım kadarıyla bir tek şapşallığı vardı: tırtılın kelebek olmasını bekleyemeyecek kadar sabırsızdı. sizlere bir de uyarısı vardı:
"tırtılın kelebek olmasını beklemiyorsanız bile, n'olur ondan takla atmasını istemeyin!"
görüyorsunuz ya, henüz kanatları yok!
ve paçaları da!"
plebisit 13.04.2008 21:57
#892839