1954 yılında ankara'da dünyaya geldi.şu anda ankara üniversitesi eğitim bilimleri fakültesi öğretim üyesidir.
hacettepe üniveristesi psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisans mezun oldu. psikolojik danışma ve rehberlik alanında 1995 yılında profesör oldu.
<bkz: varolmak geliÅŸmek uzlaÅŸmak>
<bkz: iletişim çatışmaları ve empati>
<bkz: komşu köyün delisi>
<bkz: selam>
<bkz: küçük şeyler-1 ve 2>
<bkz: ladesçi>
psikolojiye ilgi duymamı sağlayan sevecen insan.
yazılarıyla, konuşmalarıyla insanda yeni ufuklar açan, farklı bakış açıları getiren başta önemli bir insan, sonra profesör, yazardır.
beni etkileyen bir yazısı;
"...çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz, "he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun" diye. çocuk masa orada durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur."
malum...
mesela, bizim balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160 kilometrehız
yaptırdılar. ilk virajda sizlere ömür... kimin üstüne kaldı? makinistin.
mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. askere taş attılar, panzere
molotof... memleket ayağa kalktı. kimin yüzündenmiş?......... iki veled...
gelene geçene ayran tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı,
susurluk... içişleri bakanlığı, mit, jitem, generaller, özel tim polisleri, kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... bin kişi falan
yargılandı. her şey kimin başının altından çıkmış? yeşil'in.
deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü. binlerce bina yıkıldı, on
binleri ağır hasarlı. hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup hapse tıktık? veli göçer'i.
edirne'de bebeler şakır şakır öldü... hiç utanmadan bisküvi kolilerine koyup, gömdüler. "araştırdık, ihmal yok" dediler. peki neden öldü bu yavrular? klima'dan... dikkat isterim, klimacı bile değil, klima.
rakıdan öldük. o gün ile bu gün arasında ne değişti?...... kapağın rengi...
sanal "sorumlumuz" bile var...
yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor. trafik canavarı'ndan...
dolar patlarsa? enflasyon canavarı'ndan...
hatta "sorumlu olmayan sorumlumuz" da var... milli takım oynayıp
yeniliyor. suçlusu kim? takıma alınmayan hakan...
domatesleri ruslara kakalayamıyoruz... sinekten...
deli dana geliyor. ınekten...
millet hormonlu diye tavuk yemiyor. erman toroÄŸlu'ndan.
evleri su basıyor... yağmurdan.
ormanlar yanıyor... sigaradan.
gemi batıyor... dalgadan.
iyi de kardeşim, uçak neden düşüyor? rahmetli pilottan...
peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz?
allah'tan... "
sorunumuz ne bizim hocam?' dediler... yanıtını şu şekilde aldılar: ülkede beş - on hortumcu, binlerce pipetçi var...
türkiye'nin en ünlü 'psikolog yazarlarından biri' o... kitapları çok okunuyor... ve çok okunulan hoca böyle diyor: hepimiz üçkağıtçıyız...
medyatik dergisi, ocak ayında yazılı ve görsel basında adından en çok söz ettiren 20 kişinin ismini yayımladı. ilk iki sırada hrant dink ile uğur mumcu'nun yer aldığı iki listede de kavgacı köşe yazarlarını bile sollayan bir isim vardı: prof. dr. üstün dökmen! görsel basında 71 haberle üçüncü, yazılı basında 52 haberle yedinci sırada yer alan üstün dökmen ile buluşan yeni aktüel dergisi muhabirleri şu söyleşiyi gerçekleştirdiler:
dürüst değiliz"
- sizce çağımız insanının en büyük sorunu ne?
dürüstlük eksikliği. dürüstlük konusunda milli mutabakat var, evrensel mutabakat var. tapu dairesine gidiyorsunuz; en pahalı daire 5 bin ytl. ama 5 bin ytl'ye hiç villa yok. olsa gider alırdık. insanlar konut kredisi alıyor, 200 bin ytl. daire kaça 5'e, peki 195 nereye gitti? bunu herkes biliyor ama kimse ellemiyor. bu sözsüz bir mutabakat. dünyada da öyle, fark etmiyor. sanki dürüst olmama konusunda dünyada genel bir sözsüz anlaşma var. markete gidin, eşyanın fiyatı 39.99'dur. bir kuruşun geri verilmeyeceğini herkes bilir. ama 39.99 olmasını satıcı da, alıcı da destekler. 40 olsa alıcı itiraz eder. 39.99 iyi geliyor, satan alıcıyı aptal yerine koyuyor. alıcı da razı. bir mutabakat var bunda. bir kandırmaca. "sen safsın, 39.99 seni kandırır, bunu 30 küsur sanar alırsın. 40 harcamıyorsun" der. aynı çocuk kandırmak gibi. pek çok otelde 13. kat yoktur. 12 ve 14 vardır. adam rahat uyur. orası bal gibi 13'ncü kattır aslında. kendi kendimizi kandırırız. herkes memnun bundan. ozon tabakası ondan deliniyor. afrikalı ondan aç kalıyor, muhtemelen buzullar da dürüst olmadığımız için eriyor.
- kimse dürüst değil yani. eğitimlisi de, eğitimsizi de...
siyasetçiler suçlanıyor ama evde herkes çocuğuna yalan söylüyor. çocuğuna yalan söyleyenin, 200 bin ytl'lik daireyi 5 bin ytl gösterenin politikacıyı suçlamaya hakkı yok. "ben yaparım, o kadar olacak. o yapmasın" diyor. küçüksünüz, babanız sabah evden çıkarken "gideyim bir sakız alayım hemen geleceğim" diyor. gidiş o gidiş akşama sekizde geliyor, elinde de sakız yok. çocuk bunu büyüdüğü zaman anlıyor. eğitimde "çocuğa küçük beyaz yalan söylenir mi" diyorum, iki bin kişinin hepsi el kaldırıyor. "peki, müşteriye söylemek uygun mu, o da evladımız sayılır" diyorum, "evet müşteriye de söylenir" diyorlar. çocuğa yalan söyleyen müşteriye de söylüyor. düzgün çocuk yetiştirmediğiniz zaman büyüyünce müşteriye, vatandaşa, çocuğuna yalan söylüyor. ondan sonra da hortumcuya kızıyoruz. ülkede 5-10 hortumcu var ama, ayıptır söylemesi binlerce de pipetçi var.
- sizin küçük beyaz yalanlarınız oluyor mu?
söylememeye çalışıyorum. çocuklara küçük beyaz yalan söylemiyorum. birbirinize söylerseniz o kadar felaket değil, benim söylediğimi anlarsınız ama çocuğa söylediğiniz zaman anlama şansı yok. çocuğun referanslarını bozuyorsunuz. dünyaya güvenini sarsıyorsunuz. söylememeye çalışıyorum. çocuklarıma söylemiyorum, kedime bile söylemiyorum.
- eÅŸinize?
sanmıyorum, söylemediğimi sanıyorum. mesela çok ufak bir şey ama televizyonda giysi sponsorları var. çok doğal, olabilir. spikerler giyebilir, çünkü insanın 360 takımı olmaz. eve sığmaz. ama ben 13 bölüm çekiyorum. yılda 13 bölüm. 13 bölüm için giysi sponsoru bulunsa, ne olacak? bana 13 pantolon, ceket, gömlek verecek. ben gömlekle çıkıyorum. gömleği pantolonu giyeceğim, bir kere giydikten sonra temizleyiciye gidecek, sonra da mağazaya. bu dürüst değil, seyirciyi kandırmış olacağım. "küçük şeyler" dürüstlüğü anlatır, doğallığı anlatır. emanet bir pantolonla çıkmak, "küçük şeyler" programının ana temasına aykırı. orada giydiğim pantolon benim olmalı, emanet değil. "mış" gibi davranamazsın. ufak bir kandırma var gibi, emin de değilim. gittim kendi paramla dört pantolon, altı gömlek aldım.
bahsettiklerinden sadece programlarinda bahsetmekle kalmayan ama bunlari gercekten hayatina geciren, cok sevdigim insan. *
iletisim catismalari ve empati isimli kitabını umutla aldım elime, okumaya başladım iştahla. yavan geldi, çok basit cümleler, sade anlatım vs. tamam dedim olabilir başlangıç daha ileride yoğunlaşır. yedinci sayfaya geldim bir cümle resmen 'battı' gözüme. yazılmış işte evlerimizde misafir odaları var, şöyledir böyledir... 'galiba dünyada, evlerinde misafir odası bulunan ender kültürlerdeniz' ne demek hocam? galiba ne? buraya kadar yazılanlar zaten tamamen sosyolojik hadi olur bilgisi vardır az çok dedik de, hiç mi sosyolog arkadaşınız, dostunuz yok sorasınız, 'galiba'lı cümle kullanıyorsunuz kitabınızda bilgi verirken.
neyse dedim devam ettim okumaya hafif tereddütle de olsa. onuncu sayfada bir tespit daha tek kaşımı kaldırmama sebep oldu. 'ülkemizde ev sahibi misafire güvenmemekte, onu korunmaya muhtaç çocuk olarak, kendisini de korumaya muktedir anababa olarak görmektedir. böyle davranırken ev sahibinin misafirine, farkında olmadan verdiği mesaj şudur: sen nereye oturacağını bilmezsin; ne kadar yemen gerektiğini de bilmezsin; utanırsın, çekinirsin,az yersin; izin ver de seni rahat ettireyim, doyurayım.' bana göre ev sahibinin misafirine sergilediği bu ısrarcı tutum tamamen 'seninle ilgileniyorum, iyiliğini istiyorum, yani bu yaptıklarımı gör seni seviyorum gösterisidir'...
onuncu sayfada soğumuş, atıvermiştim kitabı. sanırım onlu yaş grubu için yazılmış bir kitaptı, belki de bu itti beni ancak okuduğum 27. basımdı. 27. basımı yapılan bir kitabın okuyucu kitlesinin geniş olacağı düşüncesindeyim. ama üstün dökmen bende bir hayal kırıklığı yaratmıştı, o kesin.