yeni nesil psikoparanoyak gençliğin idolü.fight club’un dehşet’ül vahşet* karakteri.
#9885
◊ oss 2020 (4)
◊ oy pusulalarinin bos arazide bulunmasi (17)
+ 6 eylul 2008 ermenistan turkiye maci (17)
◊ ramazan ayindan sonraki ilk kahvalti (13)
+ dexter (2)
◊ leolo
◊ babaya bir sey ogretmek (2)
+ trt 2deki ressam (3)
+ imogen heap (3)
+ deniz feneri dernegi (8)
+ sia (2)
+ yasemin mori (4)
+ csi ny
◊ 6 eylul 2008 belcika turkiye basketbol maci
+ oss 2009
◊ pii (2)
+ gokhan zan (2)
+ klecks
+ picasa
+ sevgiliyle uyumak (4)
+ aydin dogan (4)
+ arife
+ the unforgiven iii (2)
◊ pissing (3)
◊ full hd tv alip bez bebek izlemek (2)
◊ dark song (2)
+ pushing daisies (2)
◊ oy pusulasi ile yon bulmak (5)
+ miki (2)
+ chuck
+ gece gunduz (2)
◊ gundelik hayatin siradanligi (5)
+ kubat (3)
+ lost
+ asimo (2)
yeni nesil psikoparanoyak gençliğin idolü.fight club’un dehşet’ül vahşet* karakteri.
hayvan karizma denilen şeyi dibine kadar hissettiren fight club karakteri. bir diğeri için:
<bkz: cahit>*
"korkma ama bil ki bir gün öleceksin, bunu anlayıp kabul edene kadar anlamsız bir hiçsin." sözünün sahibi naçizane kişilik...*
yanlış hatırlamıyorsam çalıştığı lokantada çorbaların içine işeyen kişilik.
şimdi akla şöyle bir soru geliyor. tyler durden’ın işediği çorba içilmez mi be kardeşim ? *
sahip oldukların daha sonra sana sahip oluyor..(tyler durden)..
"burada, yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde... nefret ettiğimiz işlerde çalışıp, gereksiz şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok. ne büyük savaşı yaşadık, ne de büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş. en büyük buhranımız hayatlarımız. televizyonla büyürken milyoner film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz. ve bu yüzden çok kızgınız."
lafmacun.org yazarı. *
- sahip olduklarin gun gelir sana sahip olur.
- herseyi kaybetmeden asla ozgur olamazsin.
- kontrolu birak , dibe vur.
- hayati umursama , onunla dalga gec.
yanlızca herşeyini kaybettikten sonra özgür kalabilirsin
-bütün nesil ya pompacı yada garson olmuş..vede beyaz yakalı köle
- nefret ettiğmiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz...
"bizim neslimiz büyük buhranı ya da büyük savaş’ı yaşamadı. bizim savaşımız ruhsal bir savaş. bizim buhranımız kendi hayatlarımız..."
yeni lafmacun yazarı gelir gelmez dikkatimi çekmiştir. gözüm üstünde.
bundan sonra entrylerini -entry nick uyumu-na göre okuyacağım yazardır kendileri. bakalım sinema tarihinin en hayran bırakıcı karakterlerinden birine uygun mudur yazdıkları *
sözleriyle hipnoz eden film karakteri.
"
acıyla kal! bu senin yaşamının en büyük anlarından biri ve sen onu kaçırıyorsun. tanrı’nın senden hoşlanmadığı, seni hiçbir zaman istemediği olasılığını düşünmek zorundasın. her durumda o, senden nefret ediyor. olabilecek en kötü şey bu değil neyse ki. bizim ona ihtiyacımız yok. lanetlenmişliğe lanet olsun bağışlanmaya da. bizler tanrı’nın istenmeyen çocuklarıyız- öyle olsun. ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapmak için özgür olabiliriz.
"
"hayatım boyunca göremeyeceğim fransız sahillerini pisletmek, louvre müzesi’ni yakmak , elgin mermerleri’ni balyozla parçalamak, monalisa’yla kıçımı silmek istiyorum. " *
tyler durden ı idol olarak görmeye başlamamızla yanılgıya düşmeye başlamışız demektir..o çoğu için j.timberlake ten farksızdır. onun ceketini almak isterler,onun gömleğini giymek, onun gözlüğünü takmak, onun vücuduna sahip olmak, sigaralarını onun gibi söndürmek, hatta işi kendilerine ayırdıkları katlarda kendilerince kurdukları gruplarla dövüşmeye kadar dahi götürmek isteyebilirler.ama felsefenin temelinde dövmenin değil dövülmenin yattığını unuturlar, senden güçsüz olandan dayak yemek, acıyı hissedip dibe vurmak olduğunu unuturlar..işin en eğlendirici ve komik kısmı ise tyler, özenti gözleri öylesine kör etmiştir ki tyler’ın pahalı elbiseler seni sen yapmaz derken kendisinin 750$ dolarlık ceket giydiğini ,kendini geliştirmek mastürbasyondur derken yunan tanrısı fiziğine sahip olduğunu göremezler…işte burada özgürlük düşüncesine fütursuzca tapan genç dimağlar tyler ın karizmasına ve yaydığı ışığa öyle büyük bi hayranlık beslerler ki felsefesefi unutup giderler.ikinci tokatsa tüm bu tyler ironisinin gerçek rahatsızlarla özentileri ayırt etmek için var olduğunun anlaşılmasıyla iner.tıpkı bir pop yıldızı gibi tyler a tapanlar elendiğinde gerçek “rahatsızlar” ortaya çıkar.bu demektir ki tyler kendi felsefesinin önüne konulmuş bir engeldir. yani kendi yarattığı akımın bir numaralı engelleyicisi…tyler,kendi felsefesine tapan gençleri kendine çekip onları karşı olduğu popüler kültür özentiliğinin temeline geri döndürmeyi amaçlayan, onlara kendi gibi ceketler aldırıp,kendi gibi vücut yapmaya yönlendiren gerçekten dibe vuranlarla özentileri ayırmak için kendini kullanan bir "anti-anti" dir.tıpkı şeytan gibi…tanrının şeytanı yaratması gibi jack(anlatıcı) te tyler ı yaratmıştır.seytan nasıl bizi tanrıdan uzaklaştırıp dünya mallarına, geçici zevklerle yönlendiriyorsa tyler da bizi felsefeden uzaklaştırıp popülerliğe yönlendirir.seytanın tanrıya inanları ve dünya zevklerine kananları ayırması gibi, tyler da müritlerini kendisine tapanlarla, gerçek rahatsızlar olarak ayırır!
işte tokadın…simdi derin bi nefes al çünkü az önce basınç kabinini kaybettin ve şimdi;
tyler;tanrının seni sevmediği ihtimalini düşün,seni hiç istemediği ihtimalini. neyseki bu önemli değil çünkü ona ihtiyacımız yok…
seytanın insanı kandırma çabasına ne kadar benziyor değil mi…
yani tyler aslında karşı olduğunu iddia ettiği şeyin tam içindedir ve kendi maymunlarını bi kuyuda yani dipte toplamaktadır ama kendisi kuyunun en dibinde değil en başındadır bize kendimizi kötü hissedirip tanrıya inancımızı sorgulatır ve sonunda kendi gibi özenti sürüsünü ve kafası karışanları kendine taptırıp(in tyler we trust),onların harekete geçmesini engeller.işte sırf bu akıl almaz kurgusu yüzünden bile “fight club” yüzyılın filmidir.bir izleyici olarak kendimi değerlendirmem gerekirse,kendime “ortalamanın üstü” bir seyirci diyebilen ben, bu filmin gerçek yüzünü ancak 23.cü izleyişimden sonra anlayabildim. filmi anlamak detay işidir. tıpkı bu yazının tyler durden ı yerden yere vuruyormuş gibi gözükmesine rağmen detayda ona duyulan derin bir saygının ve “özentiliğin” gizli olması gibi…
hakkında düşünmeyi bırakmaya çalışıyorum.kafamda dönen düşüncelere bi son vermeye çalışıyorum. sosyalleşmeye gündelik saçma eğlencelerimizle mutlu olmaya çalışıyorum, olmuyor. içiyorum,sarhoş oluyorum herşeyi unutmak için, bu hayata gereğinden fazla yüklenen ağırlıklardan kurtulmak için, sızıyorum... ama sabah oluyor yine yapmam gerekenler ve aklımın bi köşesinde sen, inanmaya hazır olduğum bi planın hep var...otobüste, trende önceden programlanmış gibi hareket eden , tek dertleri iyi bi gelecek olan insanları görüyorum ürküyorum bu insanlar ne için yaşıyor? harika bi ölüm için mi? tüm gençliklerini okullarda daha sonra en verimli çağlarını iş yerlerinde harcayan bu insanlara ne için yaşadıklarını sorduğumda duraksıyorlar, bakıyorlar ve "iyi yaşamak" için diyorlar "24 saatlik gününün 10 saatini uyku 10 saatini de çalışarak harcayarak mükemmel 4 saatlik bi hayat kazanıyorsun değil mi dostum?..."
kendimi ms dos a "senin amacın ne?" yazmış gibi hissediyorum ...
oturuyorum kaçış olmadığını anlıyorum, dvd yi kutudan çıkarıp takıyorum;
-merhaba tyler...
seni üzerinden para kazanılmış ticari bi obje olduğunu unutup umarsızca yol göstericim ilan ediyorum... ama yakın bir dostumun dediği gibi"gidişatından memnun olmadığın bi hayatı ne değiştirebilir ki, bir kitap, bir hikaye, bir film...
babası chuck palahniuk ’tur.
aylar süren uykusuzluk ve;
<bkz: sadece ve sadece her seyimizi kaybettigimiz zaman gercekten ozgur oluruz>