turkan saylan

1.

sayıklayan bi insan.

edit : başlığın başa kalması.

   faten   12.04.2007 15:17 ~ 20.05.2009 03:35
   #319382
2.

çağdaş yaşamı destekleme derneği kurucusu.
ama bugün bir şey daha öğrendik. dini hayatı köstekleme derneği kurucusu.

<bkz: dine küfredene baletler teklif ediyormuş>

   ugokhan   12.04.2007 15:25 ~ 15:27
   #319391
3.

http://www.biyografi.net/...ayrinti.asp?kisiid=1772
bu dernegin kurucusu olan sahıs.

   kapya   12.04.2007 15:47 ~ 15:49
   #319455
4.

mit’in misyonerlik raporundaki şok isimler

milli istihbarat teşkilatı’nın türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini anlattığı yazıda, profesör türkan saylan’ın da adı geçiyor. yazıya göre, türkiye’deki bazı amerikan okullarının kurucusu olan amerikan bord heyeti, bu faaliyetini sev vakfı eliyle yürütüyor.


“kuruluşumuzdan beri atatürk ilke ve devrimlerini korumayı ve çağdaş eğitim yoluyla çağdaş insana ve topluma ulaşabilme ilkesini kendimize misyon belirledik. amblemimizde mustafa kemal atatürk’ün yüzünün arkasında bir genç kızın ve bir genç erkeğin hatları vardır. ve bir yanında bütün toplumun bir ok ucuyla ileriye gidişi simgelenir.”

çağdaş yaşamı destekleme derneği başkanı profesör türkan saylan, başında bulunduğu derneği, “güneş umuttan şimdi doğar” kitabında işte bu sözlerle anlatıyor. ama, milli istihbarat teşkilatı’nın bir süre önce başbakanlığa sunduğu ve türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerini anlatan bir raporda, türkan saylan’ın ismi ve başında bulunduğu dernek de yer alıyor.

ülkemizde bir süredir misyonerlik faaliyetlerinin yoğunlaştığı tartışılıyordu. geçtiğimiz ay, başında sinan aygün’ün bulunduğu ankara ticaret odası bir “misyonerlik raporu” yayımladı. rapora göre, görünüşte hıristiyanlığı yayma amaçlı görülen misyonerlik faaliyetiyle, türkiye’de etnik ayrımcılık ve dini ayrımcılık körüklenmekteydi. rapor, “asıl hedef devletin üniter yapısıdır” demekteydi. misyonerlik faaliyetlerinin ankara’da yolaçtığı rahatsızlık, yakın zamana kadar başbakanlık müsteşarı olarak görev yapmış olan ahmet şağar’ın bu konudaki demeçleriyle sürdü, misyonerlik yapan yabancı kuruluşlar hakkında yayınlar yapıldı.

ancak aksiyon’un ele geçirdiği bir belge, halen sürmekte olan misyonerlik tartışmasına yepyeni bir boyut getiriyor. milli istihbarat teşkilatı istihbarat başkanı cemal uzgören imzasıyla 24 nisan 2001 tarihinde başbakanlığa gönderilen iki sayfalık yazıda, sürpriz isimler yer alıyor.

mit’in yazısına göre, hıristiyanlığın bir kolu olan protestanlığın türkiye’de yayılması için faaliyet gösteren dünya kiliseler birliği’nin ülkemizdeki temsilcisi durumundaki amerikan bord heyeti, bu faaliyetini sağlık ve eğitim vakfı eliyle yürütüyor. yazıda amerikan bord adına türkiye’de faaliyet yaptığı belirtilen sağlık ve eğitim vakfı’nın mütevelli heyetinin başında ise gülseven yaşer’in kocası yaşar yaşer bulunuyor.

yazıda, doğrudan amerikan bord ile bir ilişkisi olup olmadığı belirtilmemekle birlikte profesör türkan saylan’a ve onun başında bulunduğu çağdaş yaşamı destekleme derneği’ne de genişçe yer veriliyor. mit’in yazısında profesör türkan saylan’ın annesi lili mina raiman’ın aslen hıristiyan olduğu, 1936’da leyla ismini aldığı belirtiliyor. işte büyük tartışmalara yol açacak olan mit’in iki sayfalık raporu:

“dünya kiliseler birliği temsilcisi olarak 1830’lu yıllardan beri ülkemizde faaliyet gösteren amerikan bord heyeti’nin, protestan mezhebini benimseyen bir kuruluş olduğu, din eğitimi ve sağlık hizmetleri konularında faaliyet gösterdiği, bünyesindeki protestan kilisesi ve kitab—ı mukaddes (bible house) şirketi aracılığıyla protestanlığın yayılması için uğraş verdiği öğrenilmiştir.

üsküdar amerikan lisesi, üsküdar sev ilköğretim okulu, izmir amerikan lisesi, izmir sev ilkoğretim okulu, tarsus amerikan lisesi, tarsus sev ilköğretim okulu, gaziantep amerikan hastanesi ile bağlantısı bulunan amerikan bord heyeti’nin sağladığı eğitim hizmetlerinden dolayı milli eğitim bakanlığı’na, sağlık hizmetlerinden dolayı sağlık bakanlığı’na, dini çalışmalarından dolayı ise diyanet işleri başkanlığı’na karşı sorumlu olduğu tespit edilmiştir.

ayrıca faaliyetlerini yabancı müessese sıfatıyla yürüten ve son yıllarda yeni mülk edinmeyen amerikan bord heyeti’nin tasarrufu altındaki mülklerini de sağlık ve eğitim vakfı’na (sev) devrettiği ve halihazırda faaliyetlerini sev aracılığıyla yürüttüğü intikal eden bilgilerdendir. öte yandan amerikan bord heyeti’ne bağlı olarak faaliyet gösteren kitab—ı mukaddes şirketinin yöneticisi olan süryani asıllı emanuel bağdaş’ın, türkiye ermenileri patriği metrof mutafyan ile fener rum patriği bartholomeos arhondonis’in haziran 2000 ayı içinde yaptıkları görüşmede vardıkları mutabakat gereği, 17 ağustos 1999 yılı marmara depremi ardından ortaya çıkan kiliseler arası deprem yardım komisyonu başkanlığı yaptığı öğrenilmiştir.

amerikan bord heyeti ile aynı adreste faaliyet gösteren sağlık eğitim vakfı’nın ise ülkemizde sağlık, eğitim, kültür kurum ve kuruluşlarına yardım amacıyla 1968 yılında kurulduğu, vakfın üye sayısının yaklaşık 12 bini bulduğu, üyelerinin amerikan bord heyeti ve sev’e bağlı okullardan mezun olan şahıslardan oluştuğu, 1999 yılı itibariyle 15 trilyon tl’yi bulan malvarlığına sahip olduğu yönünde duyumlar alınmıştır.

başkanlığını gülseven yaşer’in yaptığı çağdaş eğitim vakfı (çev) ile amerikan bord heyeti ve sev koordinasyon içerisinde olup, çev deprem bölgesinde eğitim ve öğretim evi projesi hazırlayarak amerikan bord’dan yardım talebinde bulunmuştur. çev, ayrıca üç bine yakın öğrenciye burs vermektedir.

başkanlığını profesör türkan saylan’ın yaptığı çağdaş yaşamı destekleme derneği hakkında, atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, bir çok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından yardım aldığı, hiç bir yasal dayanağı olmadan kamuoyuna kendisini sivil toplum kuruluşları birliği olarak tanıtan çeşitli dernek ve vakıflarla işbirliği içerisinde oldukları yönünde yapılan ihbarlar sonucu denetime tabi tutulmuş ve dernekler kanunu 62 ve 85/2 maddesine muhalefetten 5 şubat 2001 tarihinde maltepe cumhuriyet başsavcılığı’na suç duyurusu yapılmıştır.

profesör türkan saylan hakkında yapılan incelemede annesinin raber ragman ve mina verlig kızı, 1324 (1908) bermingen ingiltere doğumlu ve katolik hıristiyan olduğu, lili mina raiman ismini taşımakta iken 1936 yılında leyla ismini aldığı hususları tespit edilmiştir.

merkezi isviçre cenevre’de bulunan dünya kiliseler birliği’nin kurulması ilk defa birinci dünya savaşı sonrasında 1920 yılında fener rum patrikhanesi tarafından gündeme getirilmiş ve 22 ağustos 1948 tarihinde katolik kiliseleri haricinde 44 ülkeden 147 kilisenin katılımıyla kurulmuştur. tüzüğündeki amaçları:

dinî diyalog aracılığıyla kiliseler ve insanlar arasında yakın ilişkiler geliştirmek,
insanların sahip olduğu maddi ve manevi kaynakların paylaşımını sağlamak,
her yerde ve ortamda incil’in öğretisi doğrultusunda çalışmalar yapmak,
insanlar arasında adalet, dayanışma ve barışı sağlamak,
kiliselerin insan ihtiyacını karşılamak,
ekümenik bilincini geliştirmek,
birlik ve beraberlik için gelişme ve yenilenmeyi sağlamak,
diğer ekonomik organizasyonlar ile bağlantı sağlamak,
yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde ekümenik hareketleri desteklemek yönünde belirlenmiştir.”

mit’in yazısı hakkında görüşlerine başvurduğumuz profesör türkan saylan, “bahsedilen olay adaletin önünde bir konu. bir görüş vermiyorum. ileride kitaplarımda bu konuyu anlatacağım” diyor. mit’in yazısında saylan’ın annesi için sadece ismini “leyla” olarak değiştirdiği yer alırken, saylan hayatını anlattığı “güneş umuttan şimdi doğar” kitabında annesinin müslüman olduğunu şöyle anlatıyor: “annem bana hamile kalınca müslüman oluyor. ingilizcesinden kur’an’ı okuyor. iyi bir türk gelini olabilmenin tüm koşullarını yaratmaya çalışıyor. örneğin oruç tutardı. biz hiçbirimiz evde oruç tutmazken o tutardı.”

mit’in yazısında yer verilen çağdaş eğitim vakfı’nın yöneticilerinden bike karaduman ise aksiyon’a, “söylediklerinize inanamıyorum, şoke oldum. hiçbir şekilde ve asla misyonerlik faaliyeti yapmadık. kesinlikle öyle şeylerle ilgimiz yok” değerlendirmesini yaptı. sağlık eğitim vakfı’nın görevlilerinden belkıs aktürk ise aksiyon’a şu açıklamayı gönderdi:

“amerikan bord heyeti, türkiye’de malvarlığını dinî kökenli olmayan, mezunları tarafından kurulmuş laik bir vakıf olan sağlık ve eğitim vakfı(sev)’na devretmiştir. bu, dünyadaki ilk ve tek örnektir. dolayısıyla sağlık ve eğitim vakfı’nın amerikan bord heyeti ve bağlı olduğu merkezle olan bağı eğitim ve sağlık hizmetleri ile sınırlıdır. cumhuriyet öncesi dönemde anaokulundan üniversite düzeyine ve meslek okullarına kadar pek çok eğitim kurumunun yanı sıra çeşitli yetimhaneleri, hastaneleri ve yayınevi de bulunan amerikan bord heyeti cumhuriyetin kurulmasından sonra da türk halkına kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti götürmeyi amaçlamıştır. milli eğitim bakanlığı’nın müfredatına uygun bir program takip eden okullarımızın temel amacı atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı gençler yetiştirmektir.

aksiyon.com.tr den alıntıdır.

<bkz: kanım dondu>

   summerboy   12.04.2007 15:55
   #319470
5.

"gençlik orkestrası'nı yaratan ve yöneten arkadaşımızın ismi muhammed düşünebiliyor musunuz burdaki ironiyi" seklinde beyanatta bulunan yardımsever kadın.

peki türkancığım senin derneğin ismide cağdas yasam burda bi ironi yok mu?

   vakaivakvakiye   12.04.2007 16:26
   #319533
6.

bugün türkiye'de cüzzam çok nadir görülüyorsa bunu boçlu olduğumuz kişi. kendisi köy köy gezerek cüzzamlı kişileri bulmuş ve tedavi etmiştir. yaptığı pek çok şeyin çok azını ben de eleştiririm. örneğin parti propogandası dışında hiçbir amaca hizmet edemeyen doktorların mecburi hizmetini savunması.

   dynasteure   13.04.2007 18:28
   #321887
7.

yaşlılık sendromu yaşadığını düşündüğüm, her geçen gün ölüm korkusunu daha da fazla hissettiği için hezeyanlar uyduran oksijen israfı kadın.

   maxlinder   28.04.2007 23:47
   #357949
8.

sırat köprüsünden bale yaparak geçmeyi uman kişi...

   nymphe   28.04.2007 23:47
   #357952
9.

son dönemlerde miting miting koşturan ve kendisinin düzenleyiciler arasında olması bu mitingleri itici kılan insan.

   humbaba   29.04.2007 13:08
   #358692
10.

küçükken ayağımda çıkan bir yaradan dolayı beni muayene eden sevimli doktor.çilleri meşhurdur.sonrasında cüzzam olayına merak sardı cüzzamla savaş derneği* başkanlığını yaptı.şimdilerde laik cumhuriyetin yılmaz koruyucusu ve bekçilerinden, aydın anadolu kadınlarındandır.

   ramiz   29.04.2007 14:05
   #358777
11.

çağdaş yaşam ayağına islam' a saldıran ateist.

edit: laikliği ve atatürkü kullanıp, kitleleri sömürdüğünü göremediğimiz çağdaş insan. laikliğin sadece sözdeki formu.

   traktor   30.04.2007 12:58 ~ 13:09
   #361705
12.

bu ülkede sözde dindarlar neler yapıyor bir bilseniz o zaman bu şahsa bu kadar laf atmazdınız.burda onu savunacak değilim hiç öyle bir derdim de yok ama önce insaniyetine bakılmalı insanların dinine değil.napsaydı dini kullanıp insanları sömürsemiydi yani.

   balerin   30.04.2007 13:05
   #361728
13.

anasının karnındayken batı müziği dinlemeye başlayarak,süper(!) bir demokrasi anlayışına sahip olmuş olan,annesi babası ingiliz ve katolik olan yaşını başını almış kadındır...

   tuszede   03.05.2007 20:17
   #371256
14.

http://antiulusal.wordpress.com/2006/11/19/turkan-saylan-kim

   kuasar   07.05.2007 11:49
   #378185
15.

star gazetesi ile 13 mayıs 2007 günü yaptığı röportajı aşağıdaki gibi olan kişi.*
cumhuriyet, bildiğiniz gibi monarşi olmayan, egemenliğin millette olduğu yönetim biçimi. bu ülkede aksini talep eden mi var ki mitinglerin adı cumhuriyet mitingi?

biz cumhuriyetten laik temelli demokrasiyi temsil eden cumhuriyeti algılıyoruz. tc, cumhuriyet'i ilan etmeden meclisini kurmuş, önce demokrasinin temellerini atmıştır. dolayısıyla cumhuriyet de alt kavramlarıyla tehlikede.

söylediğiniz gibi cumhuriyet'i, milleti temsil eden meclis ilan etti. iki ay sonra halkın iradesi sandığa yani meclise yansıyacak. bu durumda cumhuriyet mitingleri nafile mi olacak?

öyle şey olur mu? sandık halkın gerçek düşüncelerini oylarına yansıtıyorsa gerçektir. 12 eylül sonrası rejimin getirdiği yüzde 10 barajı ve dokunulmazlıklar var. üçte bir oyla üçte iki çoğunluğu almış bir parti 'ben sen bizim oğlan' diye hareket etti. ama 'barajı atlayıp meclise gireyim de ne olursa olsun' diyenlere de karşıyız.

yönetmelikler var

mitinglerde toplumun bir kesimini dışlayan konuşmalar da yapıldı. bu kamplaşmayı artırabilir mi diye endişelenip sorumluluk hissettiniz mi?

ben bu sözlerinize asla katılmıyorum. biraz sanal olduğunu düşünüyorum. o yüzde 35'e sorun bakalım memnun musunuz diye?

iki ay sonra sorulacak zaten.

o zaman konuşalım. bizim karşıtlığımız bu hükümetin kadınlarımızı türban üzerinden siyasal islam olarak kullanarak bizi milli görüşe çekmeyi hedeflemesinedir. biz mitinglerde 'elim kırılsaydı da buraya oy vermeseydim' diyenlerle kucaklaştık. orada bir sürü bizim okuma yazma öğrettiğimiz başörtülü kadınlarımız, annelerimiz, ablalarımız vardı.

başörtülü kadınlardan bahsederken neden sadece okuma yazma bilmeyen ya da yaşlı kadınları alıyorsunuz? genç, eğitimli, kentli, dünyadan haberdar, hayatını kazanan, başını da kendi iradesiyle örten çok sayıda kadın var bu ülkede?

hayır, geniş bir kesim yok kardeşim. ayrıca bu ülkenin yasaları, yönetmelikleri var. atatürk'ün, laik cumhuriyetin çocukları olarak biz türbanın belli yerlerde siyasal simge olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz. bu yasal bir tavırdır.

tavrınızı beğenmedim

yasalar insan eliyle yapılır ve her yasa da, hukuki olmayabilir. önemli olan evrensel temel hak ve özgürlüklerdir biliyorsunuz...

...benim insan haklarını savunduğumu herkes bilir.

ben de biliyorum ve bu yüzden soruyorum: kişinin doğuştan kazandığı, anayasal güvence altına alınmış haklarının elinden alınması haksızlık mıdır, değil midir?

siz beni kendi fikirlerinize getirmeye çalışmayın. bu şekilde sorgularsanız cevap vermem size.

ben bunun konuşulabilir olduğunu düşündüğüm, buradaki çelişkiyi nasıl açıkladığınızı merak ettiğim için soruyorum.

tavrınızı beğenmediğimi söylemek istiyorum.

ama sorumu cevaplamıyorsunuz türkan hanım?

bakın orada örtülü kadınlarımız da vardı. çok hoştu. hatta bir tanesine mikrofon tuttular. dedi ki 'biz onlardan değiliz. onlar zaten bizi sevmez.' ben o kızlarımızla bir öğretim üyesi olarak yaşadım senelerce. nasıl o hale getirildiklerini, kurtulmak için ne çabalar verdiklerini, yüzlerine kezzap atmaya teşebbüs edenlerin üniversite kapılarında kavga çıkarttıklarını, o kızların büyük sıkıntı içersinde 'bizi kurtarın' dediklerini yaşadım.

bu işler kolay değil

merak ediyorum; yüzüne kezzap atılan kişi üniversite öğrencisiyse, yasal yolları neden kullanmıyor?

nasıl yapsın? bu işler kolay mı sanıyorsunuz. dayak yiyen kadın karakola gittiğinde 'kocandır döver' demiyor mu karakol? lütfen yani gerçekleri şey yapmayın. siz star gazetesinden misiniz sahiden?

neden? size bunları soruyorum çünkü 18 yaşına gelmiş bir insanın kendi iradesiyle başını örtemeyeceğini söylüyorsunuz. örterse de okuyamayacağını. ben de bir insan ve kadın hakları savunucusunun bunu neden söylediğini anlamaya çalışıyorum.

kardeşim, o üniversiteye gidemiyor da, ben asker olabiliyor muyum? yapmayın yani. bu ülkenin yasaları var. yasalara uysun da isterse türban taksın, isterse ne yaparsa yapsın.

peki, mitinge dönelim o zaman. mitinglerde cumhurbaşkanı adayı abdullah gül'den çok eşi hayrunnisa gül'ün türbanına tepki gösterildi ve...

...hayır, ikisine de tepki gösterildi. gül'ün geçmişi ortaya çıktı. o söylemleri söyleyen birinin atatürk'ün, inönü'nün temsil ettiği bir makamda olmasını ister misiniz?

türkiye'yi temsil ediyor zaten, dışişleri bakanımız.

o politik bir şey. bu politika üstü. oraya gelen kişi de, eşi de artık birey değildir. toplum nasıl gözükmek istiyorsa öyle temsil etmek zorundadır. bu ülkede yasalara, çağdaşlığa aykırı küçük bir kitle her zaman olacak. ama o ucun türkiye'ye hakim konuma gelmesine asla izin veremeyiz. buna ne derseniz deyin.

türkiye'deki kadın nüfusunun yarısının başı örtülü. onlar için konulan yasaklar eşleri için de mi işletilmeli?

ama bakın... siz provakasyona çok açık bir insansınız galiba.

bunu nereden çıkartıyorsunuz! benim işim soru sormak.

bakın, başörtülü kadınlarla türbanlıları aynı kefeye koyamazsınız. türban siyasal islamcı bir davranıştır. 80'den sonra belli bir kadın vaiz ortaya çıkmış, kadınları ikna etmeye başlamıştır. türban modamsı bir şey. başörtülü kadınlara karşı değiliz. anadolu'da analarımız, babaannelerimiz de başörtülü. biz cumhuriyet kadını olarak yetiştik. hiçbir örtülü anne de kızının örtünerek okumasından yana değildir.

peki, o kız kendi iradesiyle başını örtmek isterse ne olacak?

istiyorsa, istediği yola gidecek.

başını örttüğü için okula gidemeyecek yani?

başını örtmek istiyorsa gidemeyecek.

ev kadını olabilirsin

kızların okuması için yıllardır büyük emekler veriyorsunuz türkan hanım. hem 'haydi kızlar okula' diyorsunuz, hem de bazı kızlara 'siz değil' diyorsunuz. bu nasıl mümkün oluyor? burada bir çelişki yok mu?

ben sizinle anlaşamıyorum. ben kızların özgürlüğüne bir şey demiyorum. erkekler nasıl kravatlı olduysa onlar da çağa uymak zorundalar. size garanti veriyorum, bizim okuttuğumuz kızlarımızın hiç birisinin anne-babası kızının örtülü olmasını istemez.

siz aileden, çevreden, üçüncü kişilerden bahsediyorsunuz. ben kişiden, bireyden bahsediyorum. 18 yaşını aşmış, başını da kendi iradesiyle örtmüş bir insana 'başını aç' demek ya da örttüğü için cezalandırmak bana ayıp geliyor. size gelmiyor mu?

size gelebilir. ama ben de diyorum ki 'kızım büyüyünce nasıl istersen öyle hareket edersin ama okulda bunu yapamazsın. öğretmen olursan, memur, doktor olursan, siyasete girersen yapamazsın. bunun dışında ev kadını olursun, işe atılır dükkan açarsın'. tc cumhurbaşkanlığında, parlamentosunda, eğitiminde, hastanesinde, okullarında bizi geriye götüren simgelerle olmayı kabul etmemiş. laik düzen bu demek.

peki, şu ayrıştırmayı konuşalım o halde. türban ve başörtüsü arasındaki...

...bakın, ben konunun uzmanı değilim ama uzmanların söylediğine göre vatandaşlarımızın örttüğü örtüyle bu bambaşkadır. babaannelerimiz, köylülerimiz de başını güzel bağlayan kadınlarımız.

kentli, eğitimli, genç bir kadına 'başını kapatacaksan köylüler ya da babaanneler gibi kapat' demek mi bu?

babaannesi gibi bağlasın demiyoruz. zaten başı bağlı anneler kızının başını bağlamasını istemiyor.

telepati yapıyorum

aslında şunu soracaktım yarım kaldı. bir bilim kadını olarak başka bilim kadınlarının çalışmalarını takip ediyorsunuzdur herhalde. prof. nilüfer göle ve prof. elizabeth özdalga 'türban modern başörtüsü yorumu' yani 'çağdaş bir giyim'dir diyor?

olabilir. çiğdem kağıtçıbaşı da var. inanıyorum ki o kızlar içlerinden 'bunlar doğru söylüyor, biz kullanıldık' diyor, biliyorum. böyle bir telepati var. o çocukları sarıp sarmalayıp 'kapıdayız, bir şey yaparsan gösteririm sana' diye tehdit etmeye kimsenin hakkı yok. onlara 'bunu özgür irademizle yaptık' dedirtmeye, benim hemcinsimi istismar etmeye kimsenin hakkı yok.

hemcinsinizin neden bu kadar edilgen ve zayıf olduğunu düşünüyorsunuz? öyle olup da size baskı gördüğünü anlatanlara hukuki yollar konusunda yardımcı olmuyor musunuz, bu vakalar kamuoyuna neden hiç yansımıyor?

söyledim, karakola gittiğinde ne diyorlar. kalacak yeri olmayan bir kız, öğrenci yurduna gittiğinde 'seni buraya alırız ama başını örteceksin, gece kalkıp merdivenleri sileceksin, şunu bunu yapacaksın' diyorlar. ağlayarak bize geliyor bu kızlar. bunların farkında değilsiniz, türbanlı kadınları savunmaya çalışıyorsunuz.

ben, bir insan hakları savunucusunun temel bir hakkın yasaklanmasını neden savunduğunu anlamaya çalışıyorum.

ben bir doktor olarak onlara verilen fiziksel zararları tedavi etmeye çalışıyorum. ama tabi ki tuzu kuru zengin, gidip de tesettür modalarına uymuş hanımefendilerin hakkını hiç kimse yemiyor bu türkiye'de.

asker mitinglere katkı yaptı

cumhuriyet mitinglerinden önce medyaya, tsk'nın stk'lar eliyle halkı meydanlara döküp darbe ortamı hazırlamayı amaçladığı yönünde belgeler yansıdı biliyorsunuz. dönemin kuvvet komutanlarından şener eruygur da şu an mitinglerin başını çeken add'nin başkanı. tüm bunlar zihninize soru işareti düşürdü mü?

asla! herkes bir görev yapar, ayrılınca vatandaştır. biz şener paşa'yı herhangi bir asker olarak görmüyoruz. doktor da olabilirdi. darbeyle ilgili hiç bir açıklık yok. zaten biz bağırdık 'darbeye karşıyız' diye.

daha sonra da muhtıra için 'iyi oldu' dediniz.

onu muhtıra olarak görmüyorum. bu ordunun bir görevidir kardeşim.

yurt içinde, dışında herkes muhtıra olarak değerlendirdi?

bu bir uyarıydı. siz istediğinizi söyleyin. orduya karşı olanlar, özellikle akp, ab'ye sürekli 'ordudan bizi kurtarın, genelkurmay baskı yapıyor' diyor. bizim ordumuz bir yandan savaşır, sınırlarımızı korur, bir yandan cumhuriyeti ve laik düzeni korur, bir yandan da sivil toplum örgütü gibi çalışır. anadolu'da mehmetçik dershaneleri vardır. dolayısıyla ordu gördüğü yanlışlıkları söyleme özgürlüğüne sahip. biraz sert söyleyebilir. buna da saygı duyuyorum. ordu bizim de sözcümüz. ben ne kadar konuşma hakkına sahipsem ordu da sahip. sonuçta ben askerin açıklamasını muhtıra olarak değil bir katkı olarak görüyorum.

neye katkı?

insanların meydanlara toplanmalarına bir nevi bir katkı yapmıştır. birçok insanın uyanmasına neden oldu.

   muselem   15.05.2007 13:03
   #396886
16.

öcü.*

   whoracle   15.05.2007 13:09
   #396902
17.

kimsenin elinde din ölçüm cihazı olmadığına göre rahatlıkla yeni dindar cumhurbaşkanımız olarak seçebileceğimiz kişi. önceki cumhurbaşkanlarının ve türkan'ın dindar olmadığını kim iddia edebilir ki. alt tarafı bir muhammed ismine alerjisi var teyzeciğimin. abdulmuttalip ismine bir şey diyen oldu mu, o zaman sus, her yer cami dolu zaten sabahları da uyuyamıyoruz, tankları göndermeyim şimdi üzerine.

   mehmaemken   15.05.2007 13:16
   #396912
18.

annesi ingiliz olan, kendisi de ulkenin temeline dinamit yerlestirme gayretinde olan, "nerde kaldi buyukluk turk bile olmayan" bolucu kisi.

   fevrihareketler   26.05.2007 10:05
   #423395
19.

kendisi kadın sorunları araştırma ve uygulama merkezi kurucusu, cüzamla savaş derneği kurucusu, uluslararası cüzzam birliği (dünya sağlık örgütü) kurucu üyesi, çapa tip fakültesi uzmanlarından ve çağdaş yaşamı destekleme derneği başkanı. prof. dr.
70 yaşında ve kanser hastası.
hastalığına rağmen hep çalışan, emekli maaşını bile öğrencilerle paylaşan eğitim insanı.
yurt içi ve yurtdışı toplam 401 yayını bulunan bir bilim insanı.
binlerce gence burs vermiş ve sonrasında kendi emir komutasına almamış erdemli kişilik. *

şimdilerde ise dinci medyanın ve dinci kesimin hedef tahtası. toplumsal linç girişimine kurban edilmek istenen insan…
niye peki?
tespit yaptığı için.
ne demiş?
çocuklarımızın sıra üstünde namaz kılmasını değil, bale yapmasını istiyoruz
ettiği laf nasıl tanıtılıyor?
çocukların namaz kılmasını değil, bale yapmasını istediklerini dile getiren saylan…
işte o “sıra üstünde” ifadesinin yazılmamasını sağlayan zihniyetin sıradan insandan farkı maksatlı oluşudur, terbiyesiz oluşudur, kötü niyetli oluşudur, hangi kafadan çıktığının göstergesi oluşudur.

bu hanım belki de sadece istanbul cüzzam hastanesinde anadolu’yu yıllarca karış karış gezip teşhis koydugu, tedavi olmalarını sağladığı, acılarını dindirdiği fukaraların duaları ile o cennete bir çoklarının önünde girecek kadındır. ama o “sıra üstünde” farkını kasıtlı olarak görmezden gelen, aklını türbanla/donla bozmuş aşağılık çelişkili insanlar, benim belki dediğime bakıp üzülmeyin siz ne olur. nasılsa cennet sizin tekelinizdedir ve siz onu içeri almama adına kararı siz verebiliyor gibi kararı vermişsinizdir. iyiliğin, erdemin burada hiç önemi yoktur. önemli olan sizin fikrinizi savunuyor olup olmamasıdır.

bir gün şu an onu acımasızca eleştirebilenler de bu halka türkan hoca kadar emek verebilirse, onların da halkın genelini eleştirmeye hem hakkı hem de gücü olabilir.
çünkü kendisi bu ülkeye ve hakaret ettiği söylenen "türk"lüğe senden-benden-bizden kat ve kat hizmetler vermiştir.

bir de anı ekleyeyim başka bir sözlükte karşıma çıkan:
anadolu’yu dolaşırken bir köye uğramış. köyde "bu da bizim delimiz" diye 11-12 yaşında bir çocuk getirmişler türkan saylan´a. türkan saylan çocukla biraz ilgilenince zihinsel bir sorunu olmadığını fark etmiş, sağlık kontrolüne götürmüş. çocuğun sorununun kulaklarında olduğu, duyamadığı için konuşamadığı, iletişim kuramadığı ortaya cıkmış. basit bir ameliyatla kulakları açılmış çocuğun. "arada sırada çocuklarıyla, esiyle ziyarete geliyor beni, senelerdir unutmadı" diyordu. bir de o insanin tanımlamasını isterdim türkan saylan´ı. iyi insan olmak, erdemli insan olmak ne dinlerle, ne de ideolojilerle ilgili bence.

saygıyla anıyorum bu cumhuriyet kızını.

   yanessar   26.05.2007 10:34 ~ 10:35
   #423431
20.

sözündeki "sıra üstü" vurgusunun çok önem taşımadığını düşündüğüm kişi. zira aynı kişi orkesrta şefinin adının muhammet olmasını bir ironi olarak görmüştür. bu nekindir bu ne nefrettir be kadın. deseniz ki " sıra üstünde değil de mescit açılsa orda kılsa çocuklar rahat etseler. alınları tahtanın sertliğine katlanmasa. siz de bunu kastettiniz değil mi?" siz söyleyin bakalım ne der?

   cemal   26.05.2007 10:39
   #423440

123456  

 

sayfa

 / 8 

özüne dön

reklamı kapat

yazdır