1.
1 ocak 1954'te yozgat'ta doğdu.
ş. erbaş'ın doğum tarihi, nüfus kayıtlarına yukarıdaki gibi geçmiş olmakla birlikte aslında 7 eylül 1953'tür. ilk ve ortaöğrenimini yozga'ta yaptı. gazi eğitim enstitüsü'nü (sosyal bilgiler) bitirdi (1978). 1972 yılında girdiği toprak mahsulleri ofisi genel müdürlüğü'nden 1998 yılında emekli oldu.
1985-1988 yılları arasında yarın dergisinin yazı kurulunda, 1993-1999 yılları arasında edebiyatçılar derneği'nin yönetiminde görev aldı.
ilk şiiri varlık dergisinde yayımlandı (1978). yolculuk adlı kitabıyla 1987 ceyhun atuf kansu, dicle üstü ay bulanık ile 1996 orhon murat arıburnu, üç nokta beş harf ile 2002 ahmed arif (salih bolat ile), gölge masalı ile de 2005 ömer asım aksoy ödüllerini aldı.
denemelerini insanın acısını insan alır (1995) ve bir gün ölümden önce (1999) başlıkları altında yayımladı. gülün sesi gül kokar (1998) ise düzyazılarından oluşur.
şiir kitaplar
küçük acılar (1984),
aykırı yaşamak (1985, küçük acılar'la birlikte),
yolculuk (1986),
kimliksiz değişim (1992),
bütün mevsimler güz (1994),
dicle üstü ay bulanık (1995),
kül uzun sürer (1996),
derin kesik (1999),
üç nokta beş harf (2001),
sarkacın kalbi (2002)
yalnızlık heceleri (2003)
insan sevmezse ölür (seçmeler, 2004)
gölge masalı (2005)
daha ayrıntılı bilgi için: http://www.siirfeneri.net/kendi/s_erbas.htm
urami bushi 21.04.2007 00:00
#338127
2.
ankara 1. bölgeden bağımsız milletvekili adayı. bu bölgede metin bakkalcı'yı destekleyeceğini açıklamış olan dtp, yine son dakika kararıyla şükrü erbaş'ı desteklemeye karar vermiş.
ncais birapa 25.06.2007 16:33
#500107
3.
<bkz: senin korkularını benim inceliğimi>
"ayrılık ne biliyor musun?
ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
iki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.
o küçük ölüm!
usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
ben bulutları gösterirken,
"bulmacanın beş harfli yemek sorusuna" yanıt aramanla halkalanmış,
"aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı"
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
"bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? "
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında....
ne mi yapacağım bundan sonra?
ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
şiir yazmayacağım bir süre,
fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
falcı kadınlara inanmayacağım artık.
trafik polislerine adres sormayacağım,
geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye....
ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım."
nemepiyel 21.07.2008 22:44
#981225
4.
kocaman bir çocuğu öpüyorsun
sen bende neleri öpüyorsun bir bilsen
herkesin perde perde çekildiği bir akşam
siyah bir su gibi yollara akan yalnızlığı öpüyorsun
ağzında eriklerin aceleci tadı
elleri bulut, gözleri ot bürümüş ekin tarlası
bir çocuğun düşlerine inen tokadı öpüyorsun.
yağmur her zaman gökkuşağını getirmiyor
aralık kapılarda bekleyişin çarpıntısı
bir kadının eksildikçe ömrüme eklenen
uzun gecelerini, solgun gövdesini öpüyorsun.
uzak dağ köylerine vuran ay ışığı
kerpiçlerden saraylar kuruyor yoksulluğa
ne suların ibrişimi ne gökyüzü ne rüzgâr
sen bende gittikçe kararan bir halkı öpüyorsun.
sakarya caddesi'nde sarhoşlar
rakıyla buğulanmış kaldırımlarına gecenin
yüksek sesle bir şeyler çiziyorlar.
yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.
örseler acıyla düştüğü yeri
susarak büyüyen adamların sevgisi.
ağzında pas tadıyla bir inceliği söylemek
bir gülünç içtenliktir, gecikmiş ve ezik
sen bende yanlış bir ömrün tortusunu öpüyorsun.
insanın zamana karşı biricik şansıdır aşk
onca kapı onca duvar içinde bulur aynasını.
sen bende neleri öpüyorsun biliyor musun
herkesin simsiyah kesildiği bir akşam
yıldızlarla yedirenk gökyüzünü öpüyorsun.
sen bende, gözlerinin anne ışığıyla
bir solgunluktan doğan kocaman bir çocuğu öpüyorsun.
nemepiyel 12.08.2008 01:22
#1001414