shape of my heart sarkısıyla beni buyuleyen carkıcı otesi bi adam ozel bişi
#28786
+ yeni tanistigi kizla konusurken yerden ot koparip oynayan genc (2)
+ umit ozat (2)
◊ esra ve ceyda ersoy kardesler (2)
+ ise gec kalmak (2)
+ last fm
+ kitap ayraci (2)
◊ 23 aralik 2075 papua yeni gine marduk yildiz takimi milli maci
◊ kandahar daki kuslarin tek kanatla ucmasi
◊ 1 eylul 2008 besiktas konyaspor maci
◊ ugly (2)
◊ the lord of the rings the fellowship of the ring
◊ adi nevin (2)
+ gunesh
+ istanblue (20)
◊ hata yapmaktan korkmamak (2)
◊ turkiye de suc ve aksiyon filmi cekmek (2)
+ rapido
+ petra
◊ gunes gozlugunu yakaya asmak (9)
+ marmara universitesi guzel sanatlar fakultesi
+ anlamsiz (2)
◊ artos dagi (2)
+ sevda demirel (2)
◊ lemony snicket s a series of unfortunate events
+ tek kas
+ entry nick uyumu (2)
+ alisan in sosyeteye girmesine yardimci olmak
+ istetmek
+ ihsaniye
shape of my heart sarkısıyla beni buyuleyen carkıcı otesi bi adam ozel bişi
karısı yanındayken dansözün göğsüne para sokma cesaretini gösteren aynı zamanda çok güzel bi sese de sahip olan sanatçı.
dünyaca ünlü bir sanatçı olmakla birlikte yurdumun dansözüne para soktuktan sonra ünlenmesine sebep olan değerli insan.
süper-hiper-mega star ingilizlerin dünya müzik piyasasına en büyük armağanı.
asıl adı : gordon matthew thomas sumner’ dır ve 1951 doğumludur.. craig david ile rise and fall adlı şarkıyı coverlamıştır kendisi..
<bkz: desert rose>
the police grubundayken adam akıllı müzigini yapan hatta the who nun adını şu an hatırlayamadıgım bir müzikalinde oynayan insan. fakat gel gör ki şu aralar tam bir <bkz: ortam cücügü>dür. defilelerde* şarkı söylemeler, neydügü belirsiz adamlarla düetler yapmalar, dansözler.. nooluyoruz lan!!! kendine gel sting bu son uyarım.*
j.r.r. tolkien’in başyapıtı yüzüklerin efendisi’nde frodo’ya amcasının hediye ettiği, orclara karşı erken uyarı sistemi dahilinde parıl parıl parlayabilen kılıcının ismidir, yukarıda bahsi geçen kişi, ismini* kılıçtan esinlenip sting olarak seçmiştir.
annesi kuaför,babası sütçü olan *,1977 yılında police grubunu kuruncaya kadar ingilizce** ve futbol öğretmenliği yapmış olan,çevreci, politik eylemci, tantrik yogacı,besteci ve şarkıcı kişilik.ingiltere’de bir şatoda yaşamaktadır ve kariyerinin başlangıcından bu yana aynı kadınla evli kalma başarısına nail olmuştur.ayrıca kanaatimce çok da yakışıklı bir adamdır.
englishman in new york sarkisini soyleyen yetenekli insan.
resimli webster sözlüğüne bakın, karizma sözcüğünün karşısında bu adamın resmi var: sting!
asıl adı gordon matthew sumner, 2 ekim 1951 tarihinde newcastle upon tyne’da doğdu. sting lakabı (arının iğnesi anlamına gelmektedir, malum), birgün provaya çıktığında üstünde bulunan sarı siyah enlemesine çizgili futbol formasından geliyor. onu bu haliyle bir arıya benzeten arkadaşları ’stinger’ lakabını verdiler, daha sonra bu lakap ’sting’e dönüştü..
okulu bitirince erkenden evlenip çocuk sahibi oldu. geçim derdine, katolik okulunda ingilizce öğretmenliği ve futbol koçluğuna başladı. sonradan öğretmenlikten ayrılıp müzisyen olmaya karar verdi. dedikodulara bakılırsa, öğretmenliği bırakmasının nedeni, kız öğrencilerinden biriyle arasında geçen bir ilişkidir. hatta ’don’t stand so close to me’ şarkısının bu olayı anlattığı rivayet edilir..
kanallar arasında zaplarken bbc prime’da (michael parkinson talk-show) karşıma çıkmaz mı ? keyifle izlemeye başladım..
bbc’deki programda sting’in sorulara verdiği cevaplardan bazılarını aktarayım da, oturduğum yerden ’araştırmacı gazetecilik’ oynayayım bari..
"babam, yaptığım işi hiç ciddiye almadı. ’ne zaman doğru dürüst bir iş yapacaksın?’ der dururdu. ama en büyük iltifatını da ölüm döşeğinde yapmıştı bana.. ’bak baba, ellerimiz aynı.. benimkiler adeta seninkinin bir kopyası’ demiştim. ’evet ama sen o elleri benden daha iyi kullandın..’ dedi"
"evet.. okulda dayak yedim. aslına bakarsanız bana faydası da oldu. yani 2000 genç erkeği başka nasıl disiplin altına almalarını bekleyebilirdiniz ki o yıllarda?"
"okulu sevmedim aslında. ama orada tanıdığım bir kaç ingilizce öğretmenime hala minnetarım. okul bittikten sonra da yeni şeyler öğrenmeye devam etmemi onlar sağladı."
"16 yaşına kadar etrafımda kız yoktu denebilir. erkek okulunda okudum ben. o zamanlar bir dans kulübüne gidip, gördüğümüz bir kıza yaklışıp ’afedersiniz, dans edebilir miyiz lütfen?’ diyebilmek, eğer cesaretimizi toplayabilmişsek yani, yapabileceğimiz en büyük kahramanlıktı. kız bizi umursamadan tavana bakar, cevap bile vermezdi. biz de ’teşekkürler..’ deyip ayrılırdık yanından"
"öğretmenlikten neden mi ayrıldım? parası çok düşüktü. ayrılacağımı söylediğimde ’ama emekliliğini yakacaksın’ dediler, ’gene de ayrılıyorum’ dedim"
"içgüdülerimi izleyecek cesaretim vardı."
"steward copeland bana telefon numarasını vermiş ve ’londra’ya gelirsen beni ara.’ demişti. londra’ya geldiğimde elimde başka telefon numarası da yoktu zaten. onu aradım ve ’hey, şehre geldim..’ dedim. ’nerdesin şu anda?’ diye sordu.. ’aslına bakarsan, evinin olduğu caddedeyim’ dedim ."
"roxanne şarkısı ilk çıktığında bbc yasaklamıştı, biliyor musunuz? evet, bir fahişeden bahseder bu şarkı. sokakta iş tutan fahişeleri ilk gördüğümde ’acaba bunların aşk hayatı nasıldır?’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. yani, iki boyutlu aşk pek de ilginç değildir. ben seni severim, sen beni seversin. bunun üstüne pek fazla tema çıkmaz. ama aşk üç boyutlu olursa, sen onu seversin fakat o bir başkasını sevmektedir, işte o zaman ilginç bir konu yakaladın demektir."
"amerika’daki ilk konserlerimizden birinde sadece 3 dinleyicimiz vardı.. ama salonun değişik köşelerinde oturuyorlardı. biz de (police grubu) üç kişiydik zaten. onlara dedim ki ’hey, uzakta dumayın, şöyle yakına gelin.. sizlerle tanışalım..’ sonra öğrendik ki bu üç dinleyici de yerel radyolarda çalışan dj’lermiş. ’biz sizin plaklarınızı çalarız hep..’ dediler.. seyircinizi asla küçümsememek lazım, anlıyorsunuz değil mi?"
"every breath you take şarkım en başarılı olduğum ve en çok gurur duyduğum şarkıdır. berbat günler yaşıyordum bu şarkıyı yazarken, dünya omuzlarıma yıkııyordu sanki. o sırada jamaika’da, bir zamanlar ıan fleming’in oturduğu banktaydım ve bu şarkıyı yazdım. başarılı olacağını hemen anladım. amerikan müzik listeleri tarihinde en uzun süre bir numara kalan şarkıdır bu."
(11 eylül tarihinde düzenlediği özel konser parti hakkında)
"toskana’daki evimde bir parti verecektim ve 200 kişiye zaten davetiyeler gitmişti, herşey hazırdı. sonra new york ve washington’dan o korkunç haberler geldi. hepimiz altüst olmuştuk. ’ne yapalım?’ diye sordum oradakilere.. ’sen çalmaya devam et’ dediler. herkes üzgündü. düşündüğüm konser bu değildi tabii ki. ve fragile şarkısını söyledim.. günün anlamına da uydu. bu şarkı aslında john lennon’un ölümü üzerine yazılmıştı. ölüm karşısında ne kadar zayıf ve kırılgan olduğumuzu bir kere daha hatırladık. ama herşeye rağmen müziğe devam etmeliydik. terörizmin amacı da zaten bizi hayata bağlayan güzel şeylerden koparmak, öldürmek değil mi? hayata bağlı kalmak, terörizm karşısında takınmamız gereken tavırdı."
"ben çok şanslıydım her zaman. benden daha iyi müzisyenlerle çalıştım. onların yeteneklerini zorlayacak şarkılar yazıyordum ve onlar coşkuyla çalıyorlardı. ben de onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. zaten hayat gizemli bir yolculuktur, öğreneceğiniz şeyler hiç bitmez. 50 yaşıma geldim ve bir elli yıl daha öğrenmeye devam edebilirim yani..."