1.
ex’e dedim. "abi" dedim, "atalım bunları ya! bi sike yaramıyolar, duruyolar öyle! yetti yaaaa!" diye devam ettim. anladığını belirtir $ekilde kafasını salladı. anlayacak tabii, nasıl anlamasın? süper $eyler söyledim çünki.
sonra $ey dedi ama, "sözlüğü kalabalık gösteriyorlar müslüm, öyle deme... hem $öyle dü$ün, içinde bulunduğumuz mübarek günleri de hesaba katarak tasavvur etmeye, kendini evrenin sonsuz aklına açmaya çalı$ biraz. nasıl bir ekosistem içinde yer alan her canlı, o mükemmel düzenin devamı için ucundan kıyısından da olsa bir $eyler yapıyorsa, sözlükte bütün gün online görünen i$siz güçsüz, lüzumsuz tipler de aynı büyük amaca hizmet ediyorlar. resmin tamamını gör müslüm!".
sohbetimiz sonlanınca ex’in yanından ayrıldım. henüz eve gidesim yoktu hiç, ben de leni’nin tünel’deki dairesinin yolunu tuttum. kontör olmadığı için telefon açıp haber veremedim; ama yapacak bir $ey yoktu. evde olmama ihtimalini kafamdan silip yürümeye devam ettim. sıkılıyordum, ex’in dediklerini zihnimde tartmam, uzun uzadıya dü$ünmem gerekiyordu. leni’nin yanında belki bu kaygılardan bir miktar uzakla$abilecek, iki ta$$ak üç mo$$ak derken saatlerin nasıl geçtiğini anlamayacaktım.
on, on be$ dakika sonra leni’nin dairesine varmı$tım. tünel’den karaköy’e inen yoku$ üzerindeki köhne binaların birinde yer alan ufak bir öğrenci eviydi burası. evin, boyası yer yer sökülmü$ kıytırık kapısına adetim olduğu üzere üç kere vurdum, sonra altı kere de tekme atıp son bir kafa darbesiyle sonlandırdım bu seremoniyi. bir süre sonra kapı açıldı.
tüm beklentilerimin tersine kapıyı açan leni değildi. ebleh suratlı, iri yarı bir adam duruyordu önümde. uykulu gözlerle beni $öyle bir süzdü, sonra hiçbir $ey demeden içeri geçti. kapıyı açık bırakmı$tı.
ne yapacağımı bilemez halde öylece kalakaldım. kafamda onlarca kaotik dü$ünce dönüyordu ve ben, bilinmezliğin ölümcül buhranından çıkmak için adımlarımı nasıl atmam gerektiğine karar vermeye çalı$ıyordum. en sonunda tüm cesaretimi toplayıp içeri girdim.
giri$in hemen yanındaki büyük oda bo$tu; fakat duvara dayalı, ayaklarından birinin altına dengede durması için bir parça kağıt sıkı$tırılmı$ bir sehpanın üzerindeki 51 ekran televizyon açıktı. bir futbol maçı oynanıyordu; ancak görü$ açım, skoru ya da takımları görmeme müsade etmiyordu. tam odaya doğru yönelmi$, leni’ye seslenmek için ağzımı açmı$tım ki salonun yanındaki kapısı kapalı odadan yükselen boğuk çığlığı duydum.
hemen arkama, mutfağa ve diğer ufak odaya doğru yönelttim bakı$larımı. küçük odada herhangi bir ya$am belirtisi yoktu, mutfağın ise ı$ığı açıktı ve içeride birisinin bir $eyler yaptığı duyulabiliyordu. bir süre kararsızlık içinde debelendim, bir ömür gibi geçen o birkaç saniye sonunda ise çığlığın geldiği kapıya doğru uzattım elimi.
içeride, odadaki tekli yatağın üzerinde elleri ve ayakları bağlanmı$, paçavrayla ağzı kapatılmı$ tanımadığım bir kız vardı. ya$lı gözleriyle bana korkuyla bakıyor, aklına, bilmeden de olsa buraya onu kurtarmaya gelmi$ biri olabileceğim fikri belli ki gelmiyordu.
önce ağzındaki paçavrayı çıkardım, ellerini bağlayan ipi çözmeye koyulmu$tum ki titreyen, ağlamaklı sesiyle "niyazi... geri... geldi..." diyebildi.
bu sıcak yaz ak$amında bedenimi bir anda kaplayan soğukluk, içine dü$tüğüm deh$etin bir yan ürünüydü sadece. sağ gözüm seğirmeye, ellerim titremeye ba$lamı$tı. $imdi bana kapıyı açan adamın kim olduğunu anlamı$tım, nasıl bir pisliğe bula$tığımı apaçık görebiliyor, paniğe boğulmu$ bilincimi, bu cehennemden nasıl kurtulacağımı dü$ünmeye zorluyordum. lanet olsun ki aklıma kaçmaktan, tüm bu gördüklerimi unutup gidebildiğim en uzak yere gitmekten fazlası gelmiyordu.
çaresizliğimi gören kız ağlamaya ba$ladı. bedeni cenin pozisyonunu almı$, hıçkırıkları tüm daireyi kaplayan korkunç bir ağıdın cümleleri gibi yankılanmaya ba$lamı$tı. apartmanda birilerinin bu sesi duyup merakla bu tarafa yöneleceğini dü$ünüp bir an için umutlandım.
niyazi tüm heybetiyle odanın giri$inde belirdi. yüzündeki ruhsuz tebessüm tüm benliğimi eziyor, kar$ı koyma gücümü elimden alıyordu. "makarna yiyeceğiz." dedi. "sonra da romanya’nın maçını izleyeceğiz. ardından belki sana otuzbir çekmeyi öğretirim, ne dersin?".
önce dı$ kapıyı kapattı, ardından ortadan kayboldu ve birkaç saniye sonra elinde bir miktar paçavra ve iple tekrar belirdi. "$imdi sizi tekrar bağlayacağım ve ben i$imi bitirene kadar sesinizi çıkarmayacaksınız." dedi. ona kar$ı gelmeye cesaret edemiyor, titreyerek kafamı belli belirsiz sallamaktan ba$ka bir $ey yapamıyordum.
son anda, elindeki bezle ağzımı kapatmasından hemen önce sessizce "ya leni?" diyebildim. suratıma beton gibi bir yumruk çaktı ve ardından ağzımı sertçe bağladı. sonra aynı $eyi artık sesi çıkmayan, olduğu yerde kendi kendine usulca ağlayan kıza da yaptı. tam odadan çıkıyordu ki bir an için durdu, "leni’ye ne olduğunu merak ediyorsun ha! ahahahah, üzülme, bu gecenin sonunda sen de onun yanına gideceksin!" dedi.
kapıyı kapadı ve o küçük odanın karanlığında hapsoldum. tek duyabildiğim kesik kesik çıkan kendi soluğum ve yanıba$ımdaki çaresiz kızın belli belirsiz ağlayı$ıydı. ya$ayacağım i$kenceyi aklıma getirmemeye çalı$arak, nihai sonu beklemeye ba$ladım.
muslum gurseks 05.09.2008 15:56 ~ 05.09.2008 16:41
#1023547
5.
kafamdaki lanet ağrıyla pis bir yatağın üzerinde uyandım. sanırım birisi boynumu yalamıştı.
serçe parmaklarımdan bağlanmış halde öylece yatarken odadaki iriyarı adam gözüme girdi (çok iri)... olamaz.. aman allahım..
bu oydu.. "o".. niyazi..
- demek geri döndün, peki ama neden? neden ben ha neden..? göt herif (bunu içimden demiş olabilirim)
cigarasından bir nefes çekti,
- onu boş boş gezerken düşünecektin..
- ben sana ne yaptımm, bırak beni nolurrr..
- online olup da bir nickaltı olsun yazmazken ben de böyle yalvarıyordum size.
- üüüü..
amacı neydi? bu kadar zaman sonra neden geri dönmüştü? ya leni. aman allahım. onu son gördüğümde her zamanki gibi boş şişeleri bakkala sokmaya gidiyordu. ya şimdi?
o sırada dış kapı çaldı. önce çaldı sonra yıkıldı. niyazi' nin höstt lann geldim işte patlama diyerek odadan çıkmasıyla çığlık attım. sonra da orda bulduğum paçavrayı ısırdım ki ağzım tıkalı olsun, neme lazım. gelen niyazi' nin kayınçosu olabilirdi. lerzan mutlu bile olabilirdi.
ağlarken müslüm' ün ayak seslerini duydum. nerde duysam tanırım o yumurta topukları. demek o da bu tuzağa düşmüştü. cizız..
onu gördüm. şaşkındı. komşu düğününde micro gelinlik giydirilmiş küçük kız kadar masumdu o zaman anladım.
"niyazi... geri... geldi..."
sanırım beni tanımamıştı. ellerimi çözmeye başladı. tam "amann allahım arkanda" diye uyaracaktım ki onu,
...bayılmışım...
uyandığımda bu kez aynı yatakta müslüm' le yatıyorduk. cenin pozisyonu aldım hemen. bilemezsin ki, şeytan doldurur.
artık daha içten ağlıyordum.
allah belanı versin leni..
sincity 05.09.2008 21:16
#1023713
6.
talefonun yaygarısını duyar duymaz yarı kapalı gözlerim açıldı. ekrana bakmak yerine kim bu m.q. ibnesi diye telefona uzandım. arayan leni'ydi.
"aga" dedi. "parti veriyorum evde, günlerdir boş beleş takılıyoruz, gel, müslüm falan da gelecek." dedi.
"karı var mı" dedim. "var" dedi. "sözlükten mi?" dedim. "niye" dedi. "benim hatun duyarsa siker belamı" dedim. "duymaz" dedi. "iyi" dedim. gel sikerim tırnağını dedi. tamam dedim.
atladım 3 gün sonra zincirlikuyu'ya kadar uzanacak olan metrobüse, cevizlibağ'da indim, sarı dolmuş için kuyruğa girdim. baktım çok testesteron var, arkam da manita dolu, bi sonrakini bekledim. ben ve 3 tane kıvırcık saçlı hatun birlikte bindik. iki kişi daha geldi mi gitmeye hazır olacaktık. o an arabanın önüne sanki bir dağ, sanki bir saray kapısı, sanki bir kara bulut geldi. bir adam. hatta iki adam. ayağını atmasıyla arabanın açısının değiştiğini hissettik. kalan iki kişikik yere oturdu, minibüsçü şöyle bi döndü, bizim yarma "bak yoluna sikerim belanı" der gibi baktı. minibüsçü "tamam abi" der gibi kaşlarını büzdü, önüne döndü aracı çalıştırdı.
yola çıktık, 20 dakika sonra taksimdeydik. sarı dolmuştan fırladığım gibi hızla leni'nin tüneldeki evine doğru ilerlemeye başladım. birden takip edildiğim gibi garip bi hisse kapıldım. çaktırmadan arkaya baktığımda dolmuşdaki adamın peşimden geldiğini farkettim. paranoyaklaşma a.k. dedim kendi kendime. ilerledikçe adamın peşimi bırakmaması, paranoyalarımın aslında paranoya olmadığını düşündürmeye başlamıştı bana. zaten paranoyak olmam takip edilmediğim manasına gelmiyordu.
leni'nin sokağına döner dönmez, koşmaya başladım. biraz ilerlemiştim ki, sokağın başında arkasından vuran ışığında etkisiyle o adam belirdi. jurasic park gibiydi.
adam yaklaşıyordu, leni piçi kapıyı açmıyordu, adam tam yanıma geldiği anda kapı açıldı, leninin kucağına yığıldım. tipim değilsin dedi, siktir ibne dedim. sonra leni'nin gözleri kaşıkçı elması gibi büyüdü. ondan duyduğum son kelime "niyazi, bizi nasıl buldun" oldu. sonra adam bi tane leni'ye bi tane bana çaktı. ben yere yığıldım. leni'yi ayaklarından sürüyerek içeriye götürdü, sonra içerden çığlıklar yükselmeye başladı, çığlıklar kesildi ve niyazi boynunu yaladığı baygın bi kızla içeri girdi. koltuğa attı. çorabını çıkar dedi. çıkardım. aldı kızın ağzına tıkadı. dua et buraya bu gün biri gelsin. yoksa senin de akibetin leni gibi olacak dedi, beni saçımdan tuttuğu gibi kavrayıp banyoya fırlattı, kapıyı kitledi ve gitti.
allah belanı versin leni...
david caine 05.09.2008 21:39 ~ 05.09.2008 21:41
#1023738
7.
arkadaşlarla altınoluk sahillerinde birayı fazla kaşırmış bir halde evimi bulmaya çalışıyordum. birden önüme bir çam yarması çıktı. zıpkın sen misin dedi. dut gibi sallanarak yüzüne baktım. evet dememle yüzümde bir yumruk patladı. bayılmadan önce duyduğum şey ise ben de niyazi idi.
uyandığımda serçe parmaklarım arkadan jartiyer kopçası ile bağlanmıştı.
ağızım sidik kokulu bir tangayla tıkanmıştı. bir kamyonet arkasında yollardaydık. yanımda tanımadığım bir bayan vardı.
yine serçe parmakları arkadan bağlanmıştı.
ağızının benim çoraplarımla tıkandığını fark edince kızcağızın haline acıdım.
alkolün de etkisiyle boşver diyip tatlı uykuma kaldığım yerden devam ettim. niyazinin beni dürtelemesiyle uyandım. benle kızı aynı çuvala koyup sırtladı. çuvala girmeden önce gördüğüm son şey istanbulda havanın yavaş yavaş ağırmakta olduğuydu.
birden sert bir zemine çarptığımızı hissettim. birden bire üzerimize çarpan bagaj kapısının ağırlığını hissettim. bagaj o kadar küçüktü ki kızla bütünleşmiştik.
kız ağızındaki çoraplarımı henüz çıkarabilmişti. ben ağızımdaki tangayı tükürürken yüzüme tuhaf tuhaf baktı. pantolon düğmeme sürterek parmaklarımdaki kurdeleyi çözdüm. kıza sarılıp onun parmaklarını da serbest bıraktım.
o sıkışık vaziyette kızın parmaklarını çözmeye çalışırken kızın eteği biraz sıyrılmıştı. iç çamaşırı görünüyordu.
az önce tükürdüğüm tanga bu kızın değilse kimin di?
yoksa niyazi??????
böylece kızın bana garip garip bakmasının sebebini de anlamıştım. peki benim hakkımda ne düşünüyordu?
sen de kimsin diyerek konuya girdi. ben zıpkın dedim.
pek de zıpkın gibi durmuyorsun. tanganın rengini de sevdim dedi. ardından şuh bir kahkaha patlattı.
+tangayla alakam yok uyandığımda ağızımdaydı.
-tabi tabi sen gay de değilsin di mi?
+elbette değilim.
-inanmam. ispatlasana hadi.
kalçalarımdan kavrayıp beni kendisine doğru bastırdı. derken yağmur yağdı şimşek çaktı. olanlar oldu işte. bu sırada arabanın ön tarafındaki konuşma dikkatimi çekti.
-abi çuvalın içinde ne var? araba sallanmaya başladı.
+damızlık hayvan var. sen boşver onları yola bak.
bu niyazi kimdi de beni bu kadar iyi tanıyordu?
gelgitler sırasında ince bir yanık kokusu hissettim. o da ne içinde olduğumuz çuval sürtünmeden erimekteydi.
ha gayret dedim zıpkın çocuk. durmak yok yola devam. bu hızla gidersen bagajı da açarsın sen. oldu da. gelgitlerimize dayanamayan bagaj kapısı da kendini salıverdi.
can havliyle bagajdan atıcaktım ki kendimi, kader ortağımın baygın olduğunu farkettim. olurmuydu böyle? kızı oracıkta baygın bırakmak yakışırmıydı bana.
kızı da kucakladığım gibi bagajdan atladım. zira 1.levent trafiğine takıldığımız için pek de zor olmadı. şirvan lahmacun salonunun yanındaki kuytuya kaçıp saklandık. şeytanın aklına gelmeyen bu yer niyaziden kurtulmamızı sağladı derken aklıma bir çin ata sözü geldi.
kaçabilirsin ama kurtulamazsın.
kız ayıldı. 62 nolu otobüse binerek gültepedeki bir arkadaşının yanına gideceğini söyledi. otobüse bindi ve gitti.
65g ye binerek taksim yoluna koyuldum. şuursuz ve hedefsizce. tek amacım vardı. kaçmak. nerden bilirdim ki kaçayım derken tam yerine gideceğimi?
kazasız ve niyazisiz taksime varmıştım. ya da ben öyle sanıyordum. meydandan tünele 30 dk. da vardım. bir sokak başında mor bir tabela gördüm.
ama ama ama bu logo??? bu logo lafmacun logosu değil miydi?
büyük harflerle aynen şöyle yazıyordu.
leni nin evine gider.
bana yardım etse etse lafmacun yazarları yardım eder diyerek tabelayı takip etmeye başladım.
kapıyı adetim olduğu üzere iki yumruk bir tekme üç aphargat bir adukent şeklinde çaldım.
o da ne kapıyı açan niyazi!!!
üflemesiyle bayılmışım. ayıldığımda daha önce bir zirvede tanıştığım commensalist ile aynı banyodayız.
ZIPKIN 06.09.2008 03:20 ~ 06.09.2008 03:25
#1023891
8.
hayır başlığın açılmışı varken farklı versiyonlarını açan dikkatsiz yazara ne demeli peki ? hadi o mühim değil de benim aklıma şunlar geldi.
<bkz: entry yazmayacagi halde online olmak >
ha bir de şu var,
(#159343)
376 06.09.2008 04:47
#1023905
9.
taksimdeyim .
nevizade’de bir kaç şişe biramı içtikten sonra , anlamsız bir $uhlukla dolaşıyorum sokakları . bi sikim aradığımdan değil ama içimde garip bir kasırga , lale lale dolaş diye sesleniyor sanki bana . kırmıyorum dolaşıyorum . eski istanbulu herşeyiyle anlatmaya gayret edermişcesine bir sokak çıkıyor karşıma oraya giriyorum bir anda .
burnuma inanılmaz keskin bir koku geliyor , öylesine sert ve ekşi bir koku ki , bütün çakırkeyifliğim yerini gerçek anlamıyla sarhoşluğa devrediyor . nefesimdeki bira kokusundan burnuma giren keskin kokunun ne olduğunu kestiremiyorum tam olarak . kendime gelmek için köşede ki tekele uçarak giriyorum , dolaba doğru hızlıca yönelip , bi küçük su alıyorum . suratıma dükkanın içinde boca edip nefes almaya çalışıyorum . o esnada garipseyen iki bakış üzerimde , halimi anlatamıcak halde su dökmeye devam ediyorum .
birisi elinde siyah poşetiyle gevşek gevşek suratıma bakıyor bir yandan da çıkardığı bira şişelerini 15 kuruşla çarpmaya çalışarak , sigara parasını tamamlamaya çalışıyor öteki ise pos bıyıklı yavşak bakışlarıyla olayı kavramaya çalışıyor . dükkan sahibi olsa gerek yavşak bakışlı olan . beni daha çok rahatsız edense biraları satmaya çalışan eleman . bi ibnelik var bu gevşekte diyor , bakışlara daha fazla maruz kalmamak için cebimden çıkardığım 5 lirayı tezgahın üzerindeki ülker’ in eşantiyonu olduğu bariz belli paralığın üzerine bırakıp üstünü almadan kendimi atıyorum tekrar sokağa .
bir kaç metre kadar uzaklaştıktan sonra kaldırımdan arabaların üzerinden tekeli kesmeye başlıyorum , az önceki gevşek tipi tekrar görebilmek için . bi dakika kalmadan o da çıkıyor . garip bi’şeyler dönüyor kafamda ama kestiremiyorum . kafamın bulanıklığı hafif sarhoşluk ve o koku ...
koku...
dayanamıyorum , öylesine korkunç ve ıstırablı bir koku’ki , gerçek olabilme ihtimalini, hiç bir uzvum kabullenemiyor . mutlaka tekrar karşı karşıya gelmeliyim o kokuyla . ve onu bulup ne olduğunu anlamak zorundayım , öylesine bir koku ki bu , insanın sıçtıktan sonra bokuna bakması gibi bir işkence , bok olduğunu bile bile götten çıkanı kontrol etme arzusu gibi anlamsız bir istekle az önceki yere gitmek istiyorum .
kendime güvenemiyorum öylesine bir kokuya tekrar katlanabilceğimle ilgili ciddi kuşkularım var . kafamı toparlamak için , biraz dumana , ciğerlerimden içeri cekip burnumdan geri vermeye ihtiyacım olan 1.0mg nikotin ve yan ürünlerinin 20 de 3 üne 5 ine ihtiyacım var en az . ilerliyorum , titrercesine heyecanla sigarayı parmak aramla seviştire seviştire dudaklarımla buluşturuyorum . ateşin cazibesiyle hapsedip ciğerlerimde kendime tutsak ediyorum .
yürümeye devam ediyorum ...
bi blok arkayı dönerken , apartman merdivenlerinde oturan 4-5 küçük çocuğu görüyorum . daha 12-13 yaşlarında ergenlik dönemine girmek üzere bacaklarındaki ipeksi tüyleri birbirlerine göstererek erkeklik yarışına girmiş veletler , kaldırım taşı üzerinde taso oynayan çocuklar görüyorum . şizofren gibi bütün bunları , koku’yu ve tekeldeki gevşek tipi bağdaştırmaya çalışıyorum . bir bağlantısı olmalı mı bilmiyorum , aklımı zihnimi öylesine bulandıran bir koku sanırım beni delirtti diye düşünmeye başlıyorum . hissiyatlarımı tamamen özgür bıraktığım sevişme anlarında bile bu denli bir çekim gücü hissetmemiştim bir şeye karşı . şimdiyse iğrenç bir kokuyu öğrenmek için , hiç olmadığı kadar kuvvetli hislere esir oluyorum .
cesaret .
evet , beni kendime getiren 4 sigaranın üstüne ihtiyacım olanın bu olduğuna karar veriyorum . sadece cesaret ...
şiddetli ve bağnaz bir kararlılıkla uzaklaştığım yere doğru ilerliyorum , bir kaç dakika sonra , beni bu denli çıldırtan şeyin sebebini öğrencek olmanın verdiği hazzı iliklerimden akan kaynar suyun coşkusundan hissediyorum . hissettikçe kendime olan cesaretim ve inancımda artıyor . ne olursa olsun , ne pahasına olursa olsun , o iğrenç kokunun kaynağını bulmalıyım ..!!
ahhhh !!!
olamaz , tekrar başlıyor , o iğrenç ekşi , burnumdan beynime nufüz ettikçe aklımda irini anımsatan sarı renkler kaplıyor gözlerimin önünü , ince bir sis çekilmiş sanki , sepyaya kaçan lanet sarı bir perde var gözlerimin önünde . doğa , insanlar çevre , hepsi hepsi o sarı şeffaf perdenin arkasına düşüyor bir anda . kokuya öylesine kitleniyorum ki , narkotik köpeği olarak gezegene gelmeliymişim diyorum bir an için kendime . köhne s*kndirik bi apartmandan geliyor koku . bir an için , patlamış lağımın içinde kesilmiş gırtlağın başında organizmalar tarafından ögütülmeye çalışılan geriye sadece kafatası kalmış bi ceset olduğunu düşüyorum içeride . fakat bu koku öylesine bir şeyki , gözümde bu bile küçük mü küçük geliyor .
çok daha fantastik , ütopik birşey olmalı bu !!!
ihtimaller , varyasyonlar , kurgular , hayalgücü , bir cesetten çıkabilmesini kabullenmiyor , daha iğrenç , daha uçuk birşeyler olmalı bu ! merak ve kıçımın arasına sıcaktan yapışmış boxerimla apartmanın giriş katını kolaçan ediyorum . koku yukarılardan geliyor , soluduğum havanın içinde küçük talaş parçaları varmışcasına içime çektikçe canımı acıtyor , gırtlağımı kesiyor . olabildiğince , az nefes almaya çalışıyorum , ve kokunun merkezine yaklaşıyorum ! gittikçe daha yakın , dahada yakın !
olamaz içimde gibi neredeyse , neredeyse merkezindeyim .
algılarımın beni sürüklediği yer , badana boyasıyla üzeri kaplanmış beyaz bir tahta kapı . boyaların düştüğü yerlerdende kapının bir önceki rengi belli oluyor , kasvetli bir yeşil , ve onun altında çok açık bir mavi . küçük bir tahminle , kapının en az 30 yıllık olduğunu düşünüyorum . herneyse diyorum bunların geçiştiriyorum . kokunun çıktığı yeri görmek için , önümde aşmam gereken bir kapı duruyor . buraya kadar gelmişken vazgeçmek düşünülemez bile . zili arıyor gözlerim zilin olması gereken yerde sarkmış 4 tane ince kablo görüyorum . dördünü birbirine sürtüp , 3 fazlı kanarya sesli kapı zilini öttürmeyi beceriyorum . çok kısa bir sessizliğin ardından , panik havası süzülüyor sanki kapı kilidi deliğinin boşluğundan . hislerime her zaman güvenmişimdir , kaçmam gerektiğini bilirken , kitlenmiş gibi orada duruyorum . karşılaşmak istiyorum beni bekleyen gerçekle . içeriden kemik sesi ve demir sesi geliyor , anlamıyorum ne olduğunu , o bir kaç saniye nefes almadan durakalıyorum .
koku ve korku
ikisi birden öylesine karışmış ki , yapabilceğim hiç bir şey yok . beynim damarlarım kokudan çatlarken , ayaklarım ve göğüs kafesim korkudan zangır zangır titriyor .
kapı açılıyor ...
kapının koluna değen elin , yaprak hışırtısına benzeyen sesini ve anını canlandırarak bir yandan yaşıyor , ve karşılacağım şeyi sabırsızlıkla bekliyorum . insanın bazı zamanlarda , o kısacık saliselerde beyninin çalışma hızını , hayal gücünün doruklarını , inanılmaz kurgulayıcı yapısını bir kez daha öğreniyorum . öğrenmekle kalmıyor , kapı açılırken o minicik salise esnasında gözlerim zemin hizasına bakarken , aralıktan görünen içeri sahnesinde , beyinsel ve biyoljik salgıların metabolizma üzerinde akıl sır ermez yaptırım gücünü öğreniyorum . kafam ve gözlerim koordinatlı bir şekilde kapıyı açan kişinin ellerini takiben kollarından kapının arkasında kalmış yan profilinin devamına omuzlarından suratına çıkarken , hayatı 32x kez yavaşlatılmış bir tekrarda yaşıyor , saniye içerisine asırlık düşünce yüklüyorum . bir kaç saniye içinde beynime aşırı yüklenmektn kısa devre olacağını düşünüyorum ...
o kısa an ...
o minicik bir iki saniye içerisinde görebildiğim herşeyi sentezliyor beynim , hislerin bir çoğunu dolu dolu , ve fazlasıyla yaşıyorum .. duvarın dibinde apış arasına kafasını saklamaya çalışırken , küçük emrah gibi bakan , az önce tekelde karşılaştığım gevşeği goruyorum , süzerken , ayaklarına bağlı naylon çamaşır ipini farkediyorum . suratını gördüğüm , kapıyı açan karşımda ayakta duran dev adam ise , o minicik saniye içerisinde , bir insanın göz çukurları üzerine bir martıyı nasıl monte edebilceği sorusunu aklıma zuhur ediyor . yine o aynı saniyeler içerisinde , onun sadece bir kaş olduğunu anlamam gerektiğini ve düşünmem gereken çok daha ciddi bir problem olduğnu beynime empoze etmeye çalışırken , koku ecdadımı sikmeye devam ediyor .
dev adam saçlarımdan içeri sürüklüyor ...
saçlarımdan içeri sürüklerken , yer apış arasına yapışık duran çoçuğa doğru bağırarak , leni bu amcıkta kim , başka kimler biliyor lan amına koduuuum diye bağırıyor , yerde oturan adının leni olduğunu öğrendiğim gevşek cocuk ise , niyazi yemin ederim bilmiyorum kimseye birşey söylemedim ben ağbiiii diye haykırıyor . leni der demez aklıma , lafmacun.org geliyor , bu gevşek lafmacun daki leni bloom as mjuk olmasın lan ! diyorum .. sezgilerime olan güvenimle , hayatta hiç bir şeyin tesadüf olmadığını siteye üye olmamın bu anla birgün çakışacağı ihtimali üzerinden giderek , beni başka nelerin beklediğini merak ediyorum ! sürüklene sürüklene , içerde karanlık bir odaya sokuluyorum .
koku ,
odada , bir bayan , bir de erkek görüyorum , baygın halde kendinden geçmiş yatan bayanın agzına tıpıştırılmış bir çift çorap , beni benden götürüyor . bu siktiim kokusunun yerde oturan , ayakları çıplak adamın ayağından çıkan kokudan olduğunu anladığımda , dünya başıma yıkılıyor . korku ve koku bir an için yok olup yerini , hayal aleminden çıkmışım gibisine inanılmaz bir şoka düşürüyor . bir çift çorap ... bu kadar mı ekşi kokabilir !! adını az evvel öğrendiğim niyazi , yerde oturan ayakları morgdan beter kokan gence tükürerek -commensalist , al sana arkadaş niahahahaaa diye anırıyor .
olamaz!!
leni , commensalist ! kesinlikle o leni , leni bloom as mjk ,ve oturan çocukta commensalist lafmacun.org yazarı ise ..!!! kendimi yitiriyorum . ve ben dehsetul vahset bir kurgunun ortasında , kokudan ölmüş olduğu belirsiz bir bayan ve ayakları akbaba bağırsaklarından berbat kokan birisiyle bir odaya atılıyorum , bir kaç saniye içinde elinde kürekle geri dönen niyazi , ve apartman boşluğundan yumurta topuk sesleri duyuyorum . niyazi bana bakıyor , sırıtıyor , ve kafamın arkasına
sert bir darbe ...
kuraliyla oynuyorum ibne oluyorum 06.09.2008 07:03 ~ 06.09.2008 07:15
#1023923