1.
kalabalık ya da sosyal ortamlarda,eleştrilme,küçük düşme,performans sergilenme durumunda başarısız olunması gibi durumlardan korkulan anksiyete bozukluğudur. hastanın sosyal,iş ve ailevi hayatını etkiler.
genel ve özel olarak ikiye ayrılır.genel;korku her durum için geçerlidir,değişkenlik göstermez.
özel;korku başkalarının yanında çeşitli eylemlerde bulunma korkusudur.yemek yemek,konuşma yapmak.
whisper 24.07.2006 22:59
#17263
2.
sosyal ortamlarda başkaları tarafından inceleme altında tutulduğu endişesi duyulması, performans gösterilmesi gereken durumlarda eleştirilme ya da küçük düşme korkusunun yaşanması gibi belirtiler veren bir anksiyete bozukluğudur. kişi bu korkunun yaşanmasından kurtulamak için bu tür sosyal ortamlara girmekten kaçınır. kaçınma nedeniyle kişinin sosyal, meslekî ya da aile yaşamı olumsuz yönde etkilenir.
exnihilo 28.08.2006 06:13
#26673
3.
bu psikolojik rahatsızlık insanın ömrünü yiyen bir şeydir. kalabalığa hitap etmek ölümden beterdir. kalbiniz sapık gibi çarpmaya başlar, bütün kaslarınız gerilir, midenize yumruk yemiş gibi olursunuz, rezil bir halsizlik çöker omuzlarınıza, nefes almakta güçlük yaşarsınız, elleriniz titrer, boynunuza sıcak basar ve nefes alamazsınız ama aslında aynı sırada soğuk soğuk terler dökmektesinizdir. tüm bu öncül koşulları yaşarken siz zaman ferman dinlememekte ve akıp gitmektedir. ve işte kalabalığa seslenme zamanı gelmiştir... mikrofon elinize tutuşturulduğunda siz çığlıklar atarak orayı terk etmeyi kurmaktasınızdır. mikrofondan sesiniz kulağınuıza çarptığında zangır zangır titremeye başlarsınız. sesiniz de durur mu o da titrer ve ağlamaklı bir sesle elinizdeki lanet şey her neyse onu okumaya çalışırsınız.. sanırsınız ki kalbiniz ayaklanıp ön sıralarda oturan birinin suratına "şlaaaakk" diye yapışacak kanlı kanlı ve siz feraha ereceksiniz. bu olamayınca * cümleleri ve hatta paragrafları atlaya atlaya okursunuz. okuma bitişinde herkes afallamıştır. milyonlarca * * şaşırmış göz size bakmaktadır ve siz utanç içinde debelenmektesinizdir. lanet lanet lanet bişeydir. sosyal fobi ömür törpüsüdür. asla halkı selamlayamazsınız. kalabalıklardan ürkmezsiniz aslında (gerçi kalabalıktan korkanlar da oluyormuş sosyofobikler arasında) ama onlara seslenme zorunluluğu azaptır, hep kaçtığınız şeydir.
psyche 28.08.2006 21:07
#26805
4.
"merhaba," gibi basit ve kısa bir söz, sosyofobik insanlar için iki-üç sayfalık bir roman niteliğinde yaşanır: "halit geliyor. gülmeyeyim, cıvık filan der, ay merhaba mı desem acaba, o da çok zor çıkıyor ağızdan; selam desem, o da çok ciks laf, n'aber desem de.. öff.. görmemiş gibi yapsam... aha geliyor, gülmeyeyim, tebessüm edeyim.. pf.. geldi. n'aber halit? ee cevap vermedi... duymadı mı acaba, çok mu tırsak çıktı sesim... yoksa konuşmak istemiyor mu benimle... belki de görmemiş, duymamıştır sadece. göt gibi kaldım, sağ tarafımdan geçen kız ne düşünmüştür acaba. ayy."
öncelikle direkt olarak kabul etmek gerekir ki, sosyal fobi bir huy değil, hastalıktır ve iyi bir psikoterapist yardımıyla tedavi edilebilir; asla, antisosyallikle veya topluluk karşısında konuşamama gibi sıkıntılarla karıştırılmamalıdır. antisosyal veya topluluk karşısında konuşamayan insanlar, ikili ilişkilerde, bir lokantada, orda burda; her yerde gayet rahat şekilde hareket ederler, fakat sosyofobikler hayatlarının yalnız olmadıkları neredeyse her anında bir takım paranoyaklıklarla kendi kendilerini yiyip bitirirler.
yaklaşık bir haftalık eve kapanıp sanal alemde zaman geçirme döneminin ardından, bir yere gitmek istediğinizde, dolmuş duraklarına gidip ordaki dolmuşçulara hangi dolmuşun kalkacağını soramayıp, ordan geçip gidip, iki sokak tur atıp yeniden gelerek büyük bir konsantrasyonla sorunuzu yöneltiyorsanız; tek başınıza gittiğiniz bir kafede, sırf güven duygusu veren bir duvarı veya dayanağı olmadığı için, üstelik göz önündeymiş gibi durduğu için ortalardaki masalara oturamıyorsanız; fazla samimi olmadığınız arkadaş grubunuzla birlikte yemek yerken yediklerinize aşırı derecede dikkat ediyor ve her hareketinizin izlendiğini düşünüyorsanız; bakkala girmeden önce dahi, ne konuşacağınızı plânlıyor ve hemen hemen her diyaloğunuzun nasıl geçeceğini plânlayıp, ilk adımı hep karşı taraftan bekliyorsanız; uzak olduğunuz kişilere karşı sarfettiğiniz sözler genelde aşırı sessiz çıkıyor ve duyulmakta güçlük çekiyorsanız; hemen hemen her diyaloğunuzdan sonra, konuştuğunuz kişinin hakkınızda ne düşündüğü konusuna girip kendi kendinizle kavga ediyorsanız ve "keşke şöyle deseydim," diyorsanız; kabul etmek zorundasınız ki siz bir sosyal fobi sahibisiniz.
sosyofobi tedavisinin en önemli adımı, "kabul ediş"tir, kişi sosyal fobisinin bir huy değil, rahatsızlık olduğunu anladığı ve tedavi için kolları sıvadığı anda, ne olduğunun farkında olan bir sosyofobik haline gelir ve bu kez tüm o paranoyaklıkları, farkında olarak yapmaya başlar. herkesi umursar, kimseyi kırmamaya çalışarak herkesin kendisi hakkında olumlu düşüncelere sahip olması için uğraş verirler; en ufak hareketleri için dahi kendilerini yargılarlar, fakat farkında değillerdir ki yaptıkları hareketler, başkalarının umrunda değildir.
hastalığın en önemli adımı olan "kabul ediş" geçildikten sonra, kişinin kendiyle yüzleşmesi ve ne olduğunu yargılaması gerekir, böylelikle kendisinin de her insan gibi ölümlü, sıradan bir canlı olduğunu ve kimseden üstün bir yanının, üstün bir beyninin olmadığını anlar. aynı zamanda, aşağılık, gereksiz, ezik bir insan olmadığını da anlar. çünkü sosyofobikler, kendileriyle baş başa kaldıkları çoğu zaman aşırı derecede megalomanlaşarak kendilerini çok üstün, diğer insanları ezip geçen, büyük bir insan olarak görürler; insanlarla etkileşim içinde olup kendilerini kötü hissettikleri zamanlarsa kendilerini ezik, bir halta yaramayan, aşağılık biri zannederler, ellerini sokacak bir cep, bakacak bir duvar, ilgilenecek bir kitap ararlar.
yetiştirilişten kaynaklanıp, ergenlik sırasında doruğa ulaşarak kişinin depresyonlardan depresyonlara koşmasına yol açan bu illeti huy olarak kabul edip, mazeretmiş gibi görmek, intihar etmek fakat ölmemektir.
bir sosyofobi sahibinden dinlediniz..****
olma digerleri gibi 09.05.2007 12:26
#382798
5.
hayatımın bir bölümünü karartan hastalıktır. atlatmak için aslında kimsenin sizi takmadığını idrak etmeniz gerekir. kimsenin işi yok sizi mi izliyorlar? bunu bilseniz bile inanmanız zaman alabilir.
atlattıktan sonra durumu abartıp yüzsüzün teki olmamak da önemlidir.
oturan kedi 04.01.2008 15:52
#801599
6.
toplu ve grup seksin bünyeye korku vermesi.
edit:merhabalar bir eksi oy daha aldığımız entry ile başbaşayız.sosyal fobi olayına esprili şekilde yaklaşamayan zihniyetin sosyal fobisi dışındakompleksleri olduğuna da eminim.sosyal fobiyi küçük bir örnekle açıklıyalım.net ortamında iletişimi çok güçlü,çok samimi,çok esprili bulunan insanların geneliyle yüzyüze geldiğinizde iki lafı biraraya getiremeyen,gözlerini yerden kaldıramayan,içine kapalı,arkadaşlık kurmakta zorlandığınız insanlar görürsünüz.yeni nesilde bu böyledir.çünkü muhabbeti dost sofralarından değil,sanal ortamlarda öğrenmişlerdir.işte bu insanlar sosyal fobi sahibidirler.
hadigari 04.01.2008 15:56 ~ 04.01.2008 16:18
#801605
7.
beladır başa efendim..
bu hastalıktan dolayı intihar eden insanlar vardır..
aslında buna hastalık demek ne kadar doğru? tartışılır..
çünkü psikolojik bir bozukluğu doğrudan ''hastalık'' olarak adlandırmak çok kaba geliyor kulağa..
zira ''hastalık'' dediğinizde vücudunuzda olan bir mikrop, virüs vs. canlanır akıllarda ancak psikolojik buhranlarda bunlar etkili değildir..
neyse.. hastalığın da tanımını yaptıktan sonra geçiyorum konuya..(!)
evet bunları belki bir gün biri okur da bir şeyler öğrenir diye yazıyorum.
çünkü yazdıktan sonra okunmayacağını biliyorum. * evet sen 2015(?)te bu satırları okuyan şahıs..
öncelikle şunu söylemek isterim:
hiç üzülme çocuğum..
bu bunalımdan kendi başına çıkan, hiçbir psikolojik yardım almadan, kendi kendine sorunlarını halletmiş biri sesleniyor sana..
kişinin kendini toplum içinde rahatsız hissetme, özgürce kendini ifade edememe, çekinme vs vs durumudur bu sosyal fobi rahatsızlığı..
öyle ki sırf bu sebepten dolayı babasıyla bile iletişim kuramayan bir kız, bir müddet sonra intihar eşiğine gelebiliyor.*
ya da bir partide, çayından kolasından şu'sundan bu'sundan bir yudum alırken elindeki bardak titreyiveriyor birden..
ya da en bariz örneği: otobüsten inecek.. ama söyleyemiyor şoföre.. biri inse de .. insem.. diye bekliyor..
ya da cılız bir ses çıkıyor:
-şeeyy indirir misiniz burda?
bu sesi duymuyor tabi kaptan..
yan tarafta, sağda solda birileri tekrar ediyorlar bu cümleyi böğürerek..
siz de olmasanız!!! n'apardım ben!!! (!)
----
vee bunun gibi daha nice nice durum..
her şey kafada biter canım kardeşim.. ve diğerlerinin senden üstün olmadığını anladığın an ''artık var''sındır bu dünyada..
sana söyleyeceğim: rahat ol! çekinme! karşındaki senden üstün değil!
ve şu sanal alemi bırak.. dışarıya açıl..
bi bilet al kendine.. tek başına sinemaya git mesela.. dene! en azından..
<bkz: tek başına sinemaya gitmek>
ya da tek başına çarşıya çık.. marinaya git.. eğer imkanın varsa.. deniz insana huzur verir...
tek başına ''var'' olduğunu kendine ispatla ve ortalığa karış..
insanlarla konuşmaya çalış..
senin hakkında ne düşünürler?
ne derler?
at kafandan bunları..
hiç önemli değil..
önemli olan sensin.. * senin hissettiklerin..
ve emin ol! bu hissettiklerini 'en kral' arkadaşın bile bilemez.
sen seni bildikten sonra 'sen' olmuşsundur..
ve bu bozuk toplum... seni ancak o zaman arasına alır..
dinle kardeş.. bu sese kulak ver.. tecrübe konuştu..
saygılar ...
ajoo 12.02.2008 19:17 ~ 12.02.2008 19:32
#864454
8.
genellikle diyaliz makinası bağlı hastalar gibi, hastalıklı şekilde bilgisayara bağlı arkadaşların bi süre sonra karşılaştığı durum.
uzun lafin kisasi 12.02.2008 19:32
#864496