6.
robinson crusoe, defoe’nun altmış yaşında kaleme aldığı ilk romanıdır. aynı zamanda ingiliz edebiyatında yazılan ilk roman olarak kabul edilir. her ne kadar, 17. yüzyıl, restorasyon döneminin dryden ile birlikte en iyi nesir yazarı olan john bunyan(1628-1688)’in kaleme aldığı “the pilgrim’s progress”(hacı’nın terakkisi) bazı eleştirmen ve tarihçiler tarafından yazılan ilk roman olarak kabul edilse de, ekseriyet robinson crusoe üzerinde mutabıkdır. bunyan’ın çalışması daha çok gelecek ingiliz romanının müjdecisi olarak kabul edilmiştir. robinson crusoe, yazılan ilk ingiliz romanı olarak kabul edilmekle birlikte, henry fielding getirdiği realist açılımla , ingiliz romanının babası olarak kabul edilmiştir.güçlü bir hayal gücünün ürünü olarak, yayınlanır yayınlanmaz çok popüler bir kitap olan robinson crusoe, bu popülerliğini hala korumaktadır. meşhur ingiliz nesir yazarı, charles lamb, “defoe’nun anlatım tavrında, diğer roman ve romans yazarlarının ötesinde bir doğallık vardır” der.daniel defoe’nun robinson crusoe’yu yazarken aynı zamanda kurgu janrasında ilk defa ingiliz sömürgeciliğine dolaylı yoldan gönderme yaptığına değinilir. mesela köle ve kölecilik, defoe’da şerir, erdem dışı, immoral bir şey olmak yerine, normal, doğru bir şey olarak karşımıza çıkar. roman kahramanı robinson, adada yamyamlardan ya da caniballardan kurtardığı siyah yerliyi, (ki sonra onu friday yani cuma olarak adlandırır) bir arkadaş, bir dost değil de bir köle olarak seçer, friday’in efendisi olur. kendisinde doğuştan böyle bir erk hakkı görerek, siyah adamı dolaylı olarak kendisinden daha aşağı görmesi ve köle yapması ingiliz mandalitesini bir projektör gibi yansıtır.friday’in hayatına girmesinden önce robinson, kendisini adanın tek, mutlak efendisi olarak görür, ve yıllar geçtikçe bundan zevkte almaya başlar. robinson’da hükmetme ve yönetme duygusu örtük olarak fetişleşir. defoe’nun, robinson’u ikinci gemi kazası gerçekleşmeden önce çeşitli maceralara sürüklemesi ve episodlar halinde gelişen gerilimlerden sonra brezilya sahillerinde belli bir süre ikamet etmesi, ve orada tütün yetiştirmeye başlamasından kısa bir süre sonra, diğer çiftçilere afrika sahillerine giderek, köle avlamayı böylece kısa sürede daha hızlı üretim yaparak, kestirmeden zengin olma teklifini sunar. yani defoe için köle ticareti, insanların hayatına taarruz etme, illegal olarak özgürlüklerini ellerinden alıp topraklarından, köklerinden koparma çok doğal, batı insanı için çok olağan, sıradan bir şeydir. bu da daniel defoe düşüncesinde ingilizleri ve diğer avrupa insanının karakterini yansıtır. zira brezilya’da tütün ticareti yapanlar arasında, speniardlar, hollanda’lı ve diğer avrupalı tüccarlarda vardır. ve robinson’un afrika sahillerinde köle avlama teklifini onaylarlar.ayrıca kendisinden önce christopher marlowe ve william shakespeare’in türkleri (türk batı litaratüründe genellikle “müslüman doğulu” anlamına gelir) kötülemesi gibi (türk ve türklük için bknz: christopher marlowe: doctor faustus, shakespeare: othello, v.s.) defoe’da, robinson crusoe’da türk imajını korsan olarak tekrar karşımıza çıkarır. türkler denizlerde bir korku tufanı yaratmakta ve avrupalı gemiler için bir tehlike oluşturmaktadır. nitekim bir türk korsan gemisi tarafından esir alınan robinson crusoe, belli bir süre korsanların arasında yaşar, içlerinden şükrü(xury) adında bir esirle dost olur ki xury’de aslında bir türktür. yani romanda türk, işgal eden, başkalarının hayatına tecavüz eden, zorla ele geçiren, emek sarfetmeyen, barbar olan, kötü bir şeydir defoe’ya göre. ama aynı defoe, yine kendi şaheseri robinson crusoe’da ingiliz sömürgeciliğini, siyahları aşağılamayı, hristiyan ve batılı olmayanları, siyahları beyaz adamdan küçük görmeyi ve köle ticaretini onaylarken doğal, haklı bir şeyi yaptığına inanır. bunlar defoe’da obsesivleşen(saplantı) şeylerdir.marxist eleştiri üsulunü izleyen eleştirmenler için robinson crusoe sürekli tartışılan bir kitap olmuştur. özellikle robinson’un adayı sahiplenmesi, kendisini onun kralı olarak ilan etmesi, sömürgeciliğe yeşil ışık yakması, ingiliz sömürgeciliğini ilk kez edebiyatta konfirme ederek sunması, marxist eleştirmenler için bir pre-kapitalizmdir.daniel defoe, kitapta gereğinden fazla detaylı betimlemelere, tanımlamalara girer. nesneleri ve episodları aşırı bunaltıcı şekilde detaylandırarak anlatması, fransız romanındaki detaycılıktan daha aşırıdır. belli bir süre sonra uzun cümlelerden, ayrıntılandırmalardan sıkılırsınız. didaktik bir romandır.daniel defoe’nun romanı yazmasında ki diğer bir etki, romanın yazılmasından birkaç sene önce alexandre shelkik isminde bir ingiliz’in brezilya açıklarında gemisinin batmasıdır. bora’dan ve gemi kazasından kurtulan tek kişi olarak shelkik, bir adada, takriben beş seneye yakın mahsur kalması ve akabinde bir ticaret gemisi tarafından farkedilip, kurtarılarak londra’ya geri getirilmesi neticesinde defoe, shelkik’le tanışarak bir mülakat yapar. ardından robinson crusoe’yu yazmaya karar verir..