robert pires
#55760
şanssız bir şekilde sakatlanmış ve 6 ay boyunca takımından ayrı kalmak zorunda olmuş olan oyuncu.
#84370
lise sondayken felsefe sınavında bir sorunun cevabının bir filozof olması gerekirken sınıf arkadaşımın bana filozof diye yutturduğu ve sonradan futbolcu olduğunu öğrendiğim futbolcuymuş.rezillik diz boyuydu.
#84378
90’lı yılların kupa canavarı manchester united’ın lig şampiyonluğuna koyduğu ambargo 1998 yılında arsenal tarafından sonlandırılmıştı. bir sonraki sezonda manchester tekrar lig şampiyonu olup üzerine bir de şampiyonlar ligi kupasını ekleyince herkes arsenal’in şampiyonluğunun aynı 1995’teki blackburn rovers şampiyonluğu gibi tesadüfi bir şampiyonluk olarak nitelendirmişti. 2000’li yıllarda ise arsenal bu şampiyonluğun üstüne iki lig şampiyonluğu daha ekleyerek bunun tesadüf olmadığını kanıtlarken, hizmetine büyük bir sermaye sunulan chelsea ve dikkat çekecek kadar güçlenen liverpool’un da devreye girmesiyle 98’de açılna gedik iyice büyüdü ve günümüz premier ligi tam bir devler savaşı dönüştü.
arsene wenger yönetimindeki o günkü arsenal’in çekirdeğini dört büyük futbolcu oluşturuyordu. denis bergkamp, thierry henry, patrick viera ve tabii ki robert pires.
arsenal’e geldiği sene 27 yaşındaydı ve sadece 1998 dünya kupasında milli takımda forma giyme şansı bulabilmişti.
3 yıl alt liglerde tırmalayan reims’te, 6 yıl da metz’de oynadı. 1998 yılında marsilya’nın dikkatini çekmiş 5 milyon poundluk bir maliyetle bu kulübün futbolcusu olmuştu. ikinci yılın içerisinde kendisine verilen bazı sözlerin tutulmamış olması sebebiyle kulübünü boykot edecek seviyeye geldi. o sıralarda fransız futbolunu yakından takip eden arsene wenger, pires’in huzurluğunu da fırsat bilip marsilya’ya bu futbolcu içintam 6 milyon pound önerdi ve 2000 yılında takımına dahil etti.
kısa sürede her iki kanatta da sergilediği üstün futbolu, verkaçlardaki dikkat çekici başarısı, asistleri ve golleriyle yaldızlı orta sahalara parmak ısırttıracak bir oyuncu olduğunu kanıtladı. gösterişsiz, sade bir futbolu vardı ama sakatlıkları haricinde sahaya çıktığı hiçbir maçta seyircisini hayal kırıklığına uğratmadı. yine o sıralarda david beckham sol ayağını kaptan tekbacak’ın tahta ayağı kadar verimli kullanabilirken pires’in her iki ayağıyla attığı goller birbiriyle yarışıyordu.
duran toplar için ’usta’ denebilecek bir yeteneği vardı. sadece bir manchester city maçında henry’nin aklına uyup bir penaltıda çuvallamıştı. maçtan sonra ne henry, ne pires ne de wenger bir açıklama yapmamıştı. aradan belli bir zaman geçtikten sonra işin aslı ortaya çıktı.
henry, pires’e 1982’de johann cruyff’un ajax formasıyla helmond sport’a attığı golün aynısı atmayı teklif etmişti. bazı jeneriklerden bu gölü hatırlayan muhakkak vardır; paslaşarak atmak.
pires’te bu teklifi kabul etmiş ve topu hafif sola açmak niyetiyle kireçli noktaya* koşmuştu. o anda pires’in içeri doğru hareketlenmediğini görüp kontrpiyede kalmış ve topa hamle yapamamıştı. anlık şoku üzerinden atıp tekrar topa niyetlendiğinde ise rakip defans çoktan tehlikeyi uzaklaştırmıştı. (gerçi hakem neler olup bittiğini anlar anlamaz oyunu durdurdu ve arsenal aleyhine bir en direk vuruş verdi)
magazin dünyasından sürekli uzak kalmayı bir şekilde başarabilen pires, bu penaltı faciası sonrasında yine salyalarını akıtan televolecilerin diline düşmüştü. ilk seans, bir mankenle adının çıkmasıydı (manken dediğim de laetitia casta ha!) ama pires bunu sessiz sedasız bir evlilikle bertaraf etmişti o dönem.
bir tottenham maçında seyirciler tarafından kendisine sert bir şekilde fırlatılan topu gelişine vuruşla iade edecek gibi bir hareket yapmış ama topa vurmayıp sıcak bir gülümsemeyle eline almıştı. maçtan sonra da olayla ilgili olarak "o topa asla vurmazdım. sadece o anda hissettiğim şeyi yaşamasını istedim" diyerek seyircilerden pek çoğunun sevgisini kazandı.
aynı pires’in dikkat çeken bir özelliği de, fransa’da, jean marrie le pen önderliğinde yükselişe geçen aşırı sağcı front national parti’nin ırkçı politikalarına karşı çıkışıydı. bunun altında yatan nedenlerden biri de, kendisinin portekiz kökenli bir göçmen aileden gelmiş olmasıydı. pires’in ırak savaşı sırasında da ülkesinin ingiltere ve abd’nin yanında yer almaması konusunda bir çok gazeteye demeç vermişliği vardır. politik yönüyle ilgili sorulan bir soruya da "politikayı politikacılar yapar. ama bir insan olarak, bir vatandaş olarak, en azından ulusalarası politikalarla ilglili görüş bildirmemiz çok normal. herkesin, hasarını ölçemeyeceği karmaşalara girmeden önce en az iki defa düşünmesi gerekiyor" demiştir.
6 yıl arsenal forması giyen pires, çıktığı 189 maçta 62 gol attı. son zamanlarda takımı gençleştirme politikası güden wenger onu sık sık yedek soyundurmaya başladı. o dönemde bile performansının yüksek olması bu politikanın önüne geçemedi ve ilk on biri bir daha hiç göremedi. aslında arsene wenger her zaman gençlere geniş yer veren bir teknik adamdı ve pires’e yaptığı muamele için kendisine tutarsız sıfatı yapıştırılamazdı. yalnız pires de takıma sağladığı katkıları referans göstererek denis bergkamp’a gösterilen saygının kendisine gösterilmesini istiyordu.
son maça kadar bu iki adam arasındaki husumet hiç bitmedi. sonunda birinin kılıcının diğerini vuracağı belliydi ve gün gibi belli hamle arsene wenger’den geldi. şampiyonlar ligi finalinde barcelona’ya karşı oynarlarken kaleci lehmann kırmızı kart gördü. kenardaki ışıklı tabelanın gösterdiği rakam, arsene wenger’in robert pires’i oyundan aldığını söylüyordu. bu dramatik final için pires şöyle konuştu; "final maçı ülkemde oynanıyordu. karım ve ailem beni izlemek için stada gelmişti ve oynayacağım son maç sadece 12 dakika sürdü".
bu olayın akabinde ipler koptu ve galatasaray da dahil olmak üzere bir çok kulüp pires’in peşine düştü. onlarca dedikoduyla karışık transfer haberinden sonra pires villareal diyerek la liga’yı seçti. ilk senesinde yaşadığı sakatlılar yüzünden pek verimli olamadı ama bu sene* özlediği ilk on bire kavuştu. beatles’ın yellow submarine şarkısını kendisine mahlas edinen villareal nihat’ın performana ek olarak pires’in de dönüşüyle büyük bir çıkış yakaladı.
sakatlıklardan dolayı bir hayli başı ağıran pires, sakatlık konusuyla ilgili şöyle diyor; "bir futbolcunun sakatlanması, başka birinin bedeninde yaşaması demektir".
o her ne kadar "arsenal formasıyla bir sezon daha oynayıp futbolu bırakmak istiyorum" dese de bu pek mümkün görünmüyor. yeteneklerini verimli bir şekilde kullabildiği şu zamanlarda futbol severler sırtında onun adı yazan formalarla tribünlerde oturmaktan gayet memnun.
pires, futbol tarihinin şu son on yılında forma giymiş adamlar arasında hem oyunuyla, hem de kişiliğiyle en çok saygıyı hakeden futbolcular arasında yer alıyor.
not: derlemedir.
#925463
