cumhuriyet gazetesi ankara temsilcisidir. son derece doğru tespitleri ve yorumları mevcuttur.
emin çölaşan ile birlikte avrasya tvde ankara rüzgarı programını yapan şahs-ı muhterem.
1 temmuz 2008 tarihi itibari ile ergenekon operasyonu kapsamında göz altına alınmıştır.
cumhuriyet gazetesi ankara temsilcisi olan mustafa balbay, burdur'un yeşilova ilçesinde doğdu. ilkokulu burdur'da, ortaokul ve liseyi aydın'ın nazilli ilçesinde okuyan balbay, 1981 yılında ege üniversitesi iletişim fakültesi'ni birincilikle bitirdi.
1981'de milliyet gazetesi izmir bürosu, 1985'de cumhuriyet gazetesi izmir bürosu istihbarat şefliği, 1989'da cumhuriyet gazetesi ankara bürosu haber müdürlüğü, 1992'de cumhuriyet gazetesi istanbul haber merkezi müdürlüğü, 1993'de cumhuriyet gazetesi'nin ankara temsilciliği görevlerinde bulundu. halen ankara temsilciliği ve köşe yazarlığı görevini yürütüyor.
balbay'ın siyaset, güncel konular ve gezi içerikli bir çok kitabı yayımlandı
göz altına alınırken çekilen fotoğraflara şöyle bir bakınca insan üzülmeden edemiyor. böylesine sevecen bir adamın karga tulumba, iddianamesiz bir operasyon dahilinde küçük düşürülmesini açıklayabilecek bir bahanenin mevcut olabileceğini sanmıyorum.
ne terörü, ne darbesi. bi gidin allah aşkınıza.
cumhuriyet gazetesini susturamayan iktidarın , ayıp içinde ayıp sergileyip yaptıgı bir göz altıdır yüzbinlerin takip ettiği değerli bir kalemi bir hain gibi yaka paça içeri alma saygısızlıgı.
bugün sözlüklerde her türlü geyigi dönen genc subaylar rahatsiz haberini yapmis olan sevecen, tonton, sevimli insan. o derece sirin biri yani! sol profili pek bir sempatik kisi. böyle sol profili olan birinin ne alakasi olabilir öyle kaka seylerle, yok artik!
lise yilligindaki fotografini gördüm, cok cici. zümrüt'te cektirmemis, foto$opsuz... dogal bir sevimliligi var. ay karinca ezemez be bu!...
bunun ekürisi vardır birde , onsuz ne yapar içerde garibim.sevenleri ayırmayın hakim bey.
<bkz: emin çölaşan>
sorgusu ve gözaltı süresi sona erdikten sonra serbest bırakılan cumhuriyet gazetesi ankara temsilcisi.
cumhuriyetin hür sesi özgür kalmıştır , şimdi kalemini konuşturma zamanıdır.
bugün ki yazısı ;
"merhaba…
uzuuun gelen bir aradan sonra merhaba…
yazıda peşrev olmaz, konuya girelim…
tabii zorunlu durumlar hariç!
uğur mumcu’dan çok şey öğrendim… sevdiğim sözlerinden biri şuydu:
nereden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun, terörün her türlüsüne hayır!
uğur mumcu vahşi bir terör saldırısı sonucu öldürüldü…
ahmet taner kışlalı’dan da çok şey öğrendim. o da kimi saldırılar karşısında şunu söylerdi:
“balbaycığım, eğer gerçek olmayan bir saldırıyla karşı karşıya kalırsan hiç üzülme. o sana bulaşmaz.”
ahmet taner kışlalı da uğur mumcu gibi terör saldırısı sonucu öldürüldü… kışlalı öldürüldüğü güne dek oda komşumdu…
ve ben bir terör örgütüne üye olma iddiasıyla gözaltındayım!
iki meslek büyüğüm terör saldırısı sonucu öldürülmüş, her ölüm yıldönümlerinde 24 ocaklarda, 21 ekimlerde köşemi onlara ayırmayı, teröre lanet okumayı görev sayıyorum…
ve ben bir terör örgütüne üye olma iddiasıyla gözaltındayım!
vuruldum…
vuruldukça dirildim…
ama yaralıyım…
terör yaralısıyım…
yazı aramızda biraz ağır geldi!
ama olsun…
hukuk büyüktür!
yazı yazmayı özlemişim…
yeniden merhaba, hepinize yürekten merhaba…
size de merhaba türkçenin güzel sözcükleri…
sana da, ankara’nın en kara gündemi…
iç barışımız, siyasal gerilimlerimiz, yeni arayışlarımız…
hepinize merhaba…
sözümüz bitmedi… söyleyecek daha çok sözümüz var…
hepinize merhaba sevgili okurlar…
kucak dolusu, satırlar dolusu, sözcükler dolusu…
gönül dolusu…
merhaba! "
kendi telefonunu vererek ilginç bir yazı kaleme almış yazar ;
kendimi arıyorum... ulaşamıyorum!
cep telefonumu veriyorum:
0533-3188486...
yasal izin alınarak dinlenen bu telefonum halen istanbul emniyet müdürlüğü terörle mücadele (tem) şubesinde gözaltında...
serbest bırakılma kararından sonra 5 gündür tanış olduğumuz polislere sordum:
- cep telefonumu alabilir miyim?
“hayır” dediler, “cep telefonunuzun incelemesi henüz bitmedi”...
ne zaman biter diye sordum: “biz sizi ararız” yanıtını verdiler.
dün öğleden sonra cep telefonumdan kendimi aradım. benimle muhatap olmuyor. şu kayıt çıkıyor:
“sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız. aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. mesajınız kendi tarifeniz üzerinden ücretlendirilerek kaydedilecektir.”
haydi dedim kendime bir mesaj geçeyim:
“balbay’cığım geçmiş olsun. bizi biraz üzdün ama olsun... bu da geçer. gözaltındayken aleyhinde çıkan haber ve yorumlara ya da sessiz kalanlara aldırma. az da olsa lehine çıkan yazılar her şeyi özetliyor! sakın kafanı sürekli bu olayla meşgul edip kafayı yeme. sen bize lazımsın!”
olmadı, kendime ulaşamadım... mesaj kutusu dolmuş, “daha sonra tekrar arayın” diyor!
kendimi aramaya devam edeceğim...
gözaltı süresince bana iyi davranan tem polislerinin cep telefonuma da aynı özeni göstereceklerine inanıyorum.
***
istanbul adliyesi’nde gerek cumhuriyet savcısı’na gerekse nöbetçi mahkeme başkanına ifademi verdikten sonra, dışarıda bu ifadelerle ilgili ayrıntılı yorum yapmamamın daha sağlıklı olacağı yönünde değerlendirme aldım.
haklı olduklarını düşündüğüm için “tabii ki” dedim...
soruşturmanın gizliliği esası bunu gerektiriyor. adliyeden çıktık, gazeteye geldik. sarılıp hasret gidermelerden sonra kısa da olsa, günlük yazımı ihmal etmedim. taşraya yetişmedi ama, dün şehir kalıplarında günlük yazım yayımlandı. arkadaşlarla vedalaşıp ankara’ya dönmeye hazırlanırken, birkaç gazete yöneticisinin şu mesajı ilettiğini öğrendim:
“balbay’a söyleyin, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifade elimizde... bu bir gazetecilik olayıdır. haber haline getireceğiz.”
ne diyebilirim ki? ben daha ankara’ya dönmeden ifademiz gazete merkezlerine ulaşmış!
bolu dolaylarında da sevgili dostum fikret bila, ankara’ya birlikte geldiğimiz arkadaşların cep telefonundan bana ulaştı, dedi ki:
“balbay’cığım geçmiş olsun. çok sevindim. bizim istanbul’a senin ifaden ulaşmış. başlığa çıkaracakları bölümü söylüyorum...”
savcılık ve nöbetçi mahkeme makamına verdiğim söz havada kaldı. bana yöneltilen soruları ve verdiğim yanıtları anlatmazsam, medyada yer alan şeklini tümüyle kabul etmiş olacağım. o yüzden ben de olabildiğince ayrıntılı bilgi verme gereği duydum.
elimde bazı gizli belgelerin olması sorgulama konusu yapılmıştı. bana bunu yapan makamın gizli sorgusu birkaç saat sonra gazete bürolarına ulaşıyor!
ne yaman çelişki...
***
meslekte sevmediğim durumlardan biri şudur:
gazetecinin kendisinin haber konusu olması!
hiç onaylamadığım bu durum, seçeneği olmayan bir zorunluluk nedeniyle benim başıma geldi.
insan bazen sadece yazdıklarıyla, ulaştığı bilgilerle değil, yaşadıklarıyla da haber üretebiliyor. 5 günlük yakalama, sorgu, mahkeme huzuruna çıkma sürecinde yaşadıklarım türkiye’nin nasıl bir iklimde olduğunu da ortaya koydu. akp ve medyasının oluşturmak istediği havayı, toplumun ve dış basının yutmadığı anlaşılıyor.
oluşturulmak istenen korku imparatorluğu kâğıttan bir kule gibi çökecek!
göt etme sanatında uzman bir yazar.ne olduğu belirsiz bir insandır.adı ergenekon soruşturmasında geçmiştir.
kendisiyle beraber tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan 9 kişi hakkında savcı zekeriya öz bir üst mahkemeye itiraz etmiştir yeniden tutuklanmalarını taleb etmiştir.
savcının kendisine gıcık oldugu ve tekrar tutuklama talep ettiği haberi ile morali bozulmuş olması muhtemel yazar.
ergenekon operasynunda goz altına alınmadan once sozlukte sadece 2(yazıyla iki) entry degerinde olmasına ragmen gozaltından sonra bayagı deger kazanan yazardır.
<bkz: savcı sayesinde meshur olmak>
06:40 sıralarında polis evinin kapısını çalıp gözaltına almıştır kendisini. olaya tanık olan can dündar ise ntv’ye telefon bağlantısı ile neredeyse ağlamaklı bir sesle açıklama yapmıştır:
yok balbay ın iki çocuğu varmışmış biri yeni doğmuşmuş, her sabah ankara’da uyandığında artık birbirlerini yoklamaya başlamışlarmış biri götürüldü mü diye...
geçiniz bunları demek istiyorum, bu adamların kışkırtma yoluyla yaratmak istediği askeri darbelerin geçmişteki örnekleri yüzünden kaç insanın hayatı karardı kaç insan korkuyla gözünü açtı her sabah.
bu ülkeyi darbeler mahvetmedi mi?
geleceği, umutları ellerinden alınan o insanların çoluğu çocuğu yok muydu?
tabi ki çocukları suçsuz, onlar için üzülür insan ama darbeyi destekleyen ve darbe ortamı yaratmak isteyen bu insanlara merhamet etmek pek içten gelmiyor doğrusu. *
ikinci kere göz altına alınması durumunda hukuka olan saygım tamamen bitecektir , çocuk oyuncagımıdır ki bu bıraktıgınız adamı tekrar içeri almaktan söz ediyorsunuz.
<bkz: yapma iddaname ile bu kadar>
yani göz altına alındı, haksızlığa uğradı, bulunduğu konuma gelene kadar geçirdiği aşamalar, yazması, çizmesi... eyvallah da, adam çok kötü yazıyor ya! yani bir insan kendini bu kadar mı okutmaz?