sevgili kızım leni bloom as mjk’e ithafen...
:birinci gün:
bir kuş uçurdum. yani güvercin. dedim müslüm baba -haha esprime bak, gül hatta- baba müslüm, sözlükten okuduğum kadarıyla konuşuyorum şimci yanlış olmasın ama... duydum ki sen allah kitap bilmezin biriymişsin. he mi? sdfklskdşlsşds dedi aşk ve sevgi. mnakoyim şu kıç kadar sözlükte seleb havalarına girmiyo mu bunlar, ifrit oluyorum. zaten üç-beş kişiyiz abi -bizde üçün beşin hesabı yapılmaz, sen sus- birimiz olmazsak öbürümüz olucaz mutlaka. filhakika...
neyse, ben buna ezik yaptım. "seni insan sanmıştım, meğer bir hiçmişsin, anlıyor musun bir hiç!!" yumuşak karnından vurdum galiba, bu kez cevab verdi... "onlar kim hocu? yeni yazarlar mı? öyleyse ben bilmem sdflsdjslkd" dedi. gene lakayt. haberi yok çarpılacak. "diş fırçanı, havlunu, taytını kap gel, malatya’ya gidiyoruz" diye mesajı çaktım ben de buna. kesin konuştum. tereddüte yer bırakmadım. o da benim bu kararlılığımdan etkilenmiş olucak ki "abi hepsine eyvallah da internetsiz yapamam laptopumu da getirim"den başka bişi demedi. onu da okeyledim. köyde internet yok ama taşısın pezevenk... müstehak ona, her şey müstehak.
neyse biz bunla yola çıktık. medine tur’a bindik -tura binmek çzöxçzöxçz- medine tur’un otobüsü her zamanki gibi arıza yaptı sdfjksdlsjd üç dört saat yol kenarında bekledik. sizin melmeketliler de amma garip insanlarmış hocu, şu veletlere bak koltuğun dibinde uyumuşlar resmen!!!111 bilmiyordu tabii, onun ünlemleri, birbirlerinin anadolu insanına sökmeyeceğini... suratıma müstehzi bi’ ifade yerleştirdim, ’sıs len’ dedim. köye varana kadar ağzını bıçak açmadı.
neyse işte gideceğimiz yere vardık. osman emmim bizi köy merkezinden traktörün tepesine pindirdi sdskfjsks rüzgarı yiye yiye ağcabele vardık. ebem ve edemgillerle hoş beş muhabbet. yarım saat geçti geçmedi, dedem meşhur sözünü söyledi: bizde misafirlik buncacık, hadi şalvarlarınızı giyin de iş başına geçinsdshdjsljk. seninki afalladı... "ama benim sadece taytım var. ple öyle dedi banağ" diye surat astı. giydi el kadar taytı efendime söylim. dedem bunun tepesine sümsüğü bi’ geçirdi, "ne lan bu kancık gibi, git adam gibi pantol giy," dedi. neyse taşakları kafam kadar olan -şaka değilsdkslkd- haci irbeem’in pantollarından verdiler buna. haliyle bol biraz neyse ehehe. baktım ağacın altında kız gibi brandanın ucunu tutmuş bekliyor. dedem bi’ sümsük daha indirecekti ki ben savuşturdum. dedim dede, dede dedim... "o buraların yabancısı az sabret." neyse çıktı mişmişin tepesine kuş gibi oturuyor. dedim "olm sallayacaksın," cebinden mendil çıkardı onu salladı ilkin. hahahah. "ağacı ağacı" dedim de anca anladı. neyse bunun bi’ ağaç sallaması varsdjskjdsjd efendime söyliyim yerdeki kayısılar tekrar çıkıp dala yapışacak nerdeyse, o denli narin diyim ben size sdfjklsdsjkd. osman emmim "tamam müslüm sen yoruldun, ecik de ben sallayam," dedi de öyle indirdik ağaçtan. bizimle bir oldu sağa sola kaçıveren kayısıları topluyor. yarıp yiyor filan ehehe keraneci.
neyse kasaladık ettik kayısıları, seninki bitti sandı şöyle bi’ gerindi. osman emmim buna el etti, bu da yanına gitti. "tut baham şunun ucundan" diye diye kasalarca kaysıyı islim damına taşıdılar. kükürt yakıldı, öksürük krizine tutuldu. gör bakayım neçe dayanıklıymış ciğerin... o iş de bitince, bu yine köşesine çekildi. sonra yer sofrası serildi. baktım kurbağa gibi iki yana açmış bacaklarını öyle oturuyor. "derviş gibi şeyet olm" dedim de, yola geldi. dizinden kuvvatı ala ala yuuka ekmeğin içini bulgur aşıyla doldura doldura karnını doyurdu. çok yedi pis. ayran içti geğirdi. öyle ayran içmemiştir ama, yayık ayranı o... baktım sigara yaktı bu. etini cimcirdim. "olm dedemin yanında sigara mı içecen, yersin bak sümsüğü..." söndürdü hemen. alt dudağı büküldü. dışa çıktık. "az gezer olak" dedi, "vay hemen de kapmışın şiveyi" diye ensesinin köküne geçirdim. köy hayatı bana da yaramıştı, özlemiştim. "nere gezer olacan laa, daha islim damından kaysılar çıkacaksdksjkl" - abi direkt damı yıksak zaten kerpiçten amıakeym diye kıvrımlarını çalıştırdı, ama hiçbiskme yaramadı... ama maşallah kuvvetli çocuk, iman gücü olmasa da iyi taşıdı kasaları çzxöçzxöçzöçöz. yine bitti bitti nidalarıyla çılgın attı. derken kendini süllümün tepesinde buluverdi. garibim... şimdi de kasaları tek tek evin damına taşıyacaktı. emmim dedi ki "ple biz bu müslüm’ü çok sevdik, sen hep getir bunu" hsjdksjds öyle memnun kaldılar yani. o iş de bitince akşam oldu işte... hep birlikte yemeğin başına çökeldik.
dedem hala reha muhtar’ı arıyordu kanallar içinde. "susun amığaganırdımınçocukları" diye susturdu bizi haberler çıkanda. bozuk antenle anca bu kadardı, n’apalım abi... yemek yenildi öyle böyle derkene, bu davrandı. "ple sevgilimle konuşmam lazım :((" vayss karşim manita yapmışın haberimiz yok. iyi de burada çekmez telefonsdsfkjjsk. hani selocanlar melocanlar? diye şaşardı. bizim köye uğramamışlardı... neyse işte saat sekiz-dokuz, döşekler serildi, yatcaz. bu tutturdu bu saatte uyumam da uyumam, benim zihnim gece çalışır filan, dedem sümsüğünü işaret etti de kendini döşeğin içinde buldu skdjsdskdjs yorgan da istemiyor haspam, yaz günü ne yorganıymış. iyi dedim geber öyle skdslfjs sonra gece gelmiş beni uyandırmış şey diyo, "ple götüm buz tuttu, bi’ de tavandan üzerime kum dökülüyo..."
haa farelerden bahsediyo...
#1028011