1.
prof. dr. mümtaz'er türköne
1956 yılında istanbul'da doğdu. 1978 yılında, siyasal bilgiler falültesi'nin idarî şubesinden mezun oldu. aynı fakültede, 1990 yılında siyaset bilimi alanında doktorasını tamamladı. halen,* gazi üniversitesi iktisadi ve idari bilimler fakültesi uluslarası ilişkiler bölümünde bölüm başkanıdır.
eserleri:
modernleşme, laiklik ve demokrasi
islamcılığın doğuşu
türk modernleşmesi
siyaset (ed.) *
türkiye'nin kayıp halkası
flam 11.11.2006 22:13
#106213
2.
sizin de bir senaryonuz olsun!
genelkurmay dün bir açıklama yaparak, hudson enstitüsü'ndeki tartışılan toplantı ile ilgili spekülasyonları yasemin çongar'a fatura etti.
açıklama sarem heyeti'nin toplantıya iştirakini "kısmî" ve "habersiz" bir katılım olarak niteliyor. ama, askerî ataşe'nin haberli ve tam zamanlı katılımına bir açıklama getirmiyor. açıklamadaki üslubun sertliği, ikna ediciliği sağlamaya yetmiyor. özellikle dışarıda hazırlanan vahşi senaryolara karşı vatandaşlara güven vermiyor. komplolarla iç içe yaşayan toplumun daha fazla bilgiye ve açıklığa ihtiyacı var.
vahşi senaryolar, her bölümüne birkaç komplo teorisinin sığdığı yerli dizilerin kısır ve sığ dünyasına uyuyor. birileri oturuyor bir senaryo yazıyor. sonra siz kendinizi bir bataklığın içinde debelenirken buluyorsunuz. hayat, masa başında yazılmış senaryolar tarafından belirlenen bir oyun olarak sürüyor. uluslararası alan, senaristlerin satranç oyununa sahne oluşturuyor. siyaseti, sadece buzdağının görünen kısmıyla izliyorsunuz. derinlerde, alt alta, üst üste bir yığın senaryo kuvveden fiile geçiriliyor. hayatınızı, derinlerde yazılan senaryolarda size verilen küçük bir rolü oynayarak sürdürüyorsunuz. bunların hiçbiri doğru değil. çünkü kimse, kadere hükmeden bir tanrı değil. elinizde ne kadar büyük bir güç olursa olsun toplumların kaderini, yazdığınız senaryolara sığdıramazsınız. çünkü birileri senaryo yazarken toplum kendi bildiğini okumaya devam ediyor. bu işlerde en iddialı olması gereken sosyal bilimler uzun zaman toplum hayatını kontrol altına almaya çalıştı. bugün sadece çok azını anlayabildiğini ve açıklayabildiğini itiraf ediyor.
gelecek öngörülemez. çünkü gelecek, bizim eylem ve kararlarımızdan bağımsız şekillenemez. kısaca, karşımızda bizi bekleyen bir gelecek durmuyor. geleceği biz, bugün verdiğimiz kararlarla belirliyoruz. hudson enstitüsü'nde tartışılan senaryonun arka planında futuroloji (gelecekbilim)in bu kabulü yer alıyor. yani tartışılan senaryoların hiçbiri masum değil. çünkü geleceği öngörmek değil, inşa etmek amacını taşıyor. tam da bu noktada iyimser olmamızı gerektiren birçok sebep var. en başta, yüzlerce düşünce kuruluşuna rağmen abd, kendi geleceğini inşa edemiyor. abd'nin içinde debelendiği ırak bataklığı, bu öngörüsüzlüğün can sıkıcı örneği olarak karşımızda duruyor.
senaryolar, "savaş oyunları"nın siyasal uzantılarını hareket noktası olarak alıyor. bizde bu alan asker muhakemesi ile şekillenen "siyaset mühendisliği" olarak ilgi görüyor. masa başında siyaseti biçimlendirecek, dengelerini değiştirecek kararlar alınıyor. sonra soğuk savaş'tan kalma "psikolojik harekât" teknikleri, yani kamuoyunu etkileme projeleri devreye sokuluyor. güya demokratik tercihler, masa başında alınan kararlar ile değiştiriliyor. 28 şubat süreci, başından sonuna kadar bu tekniklerle yürütüldüğü için, yakın tarihimizin zengin bir "psikolojik harekât laboratuvarı" hüviyeti taşıyor.
askerî perspektif, savaşı düzenli ve disiplinli bir tarzda yürütmek gerektiği için basit ve keskin hatları olan muhakemelere dayanır. bu basitlik toplumsal hayatın giriftliğine nüfuz edemediği için, bugüne kadar uygulanan "psikolojik harekât" projelerinin hiçbiri yürümemiştir. bu projeler sadece yok etmekte başarılı yıkım mühendislikleridir. askerî müdahalelerin tamamının ülkeye zarar vermesinin gerçek sebebi, askerlerin vatanseverliklerinin az olması değil, askerî muhakeme tarzının sivil toplumsal-ekonomik hayat için tahrip edici olmasıdır. devlet ve milleti korumak için askerleri siyasetin uzağında tutma zarureti de bu tahribatı önlemek içindir. çünkü asker toplumsal hayatı tahrip ederek kontrol altına almakta, sonuçta ülkeye zarar vermektedir. bugün en geri ve çağdışı totaliter ideoloji olan yeni ulusalcılığın doğal müşterisinin askerler olması bu yüzdendir. hudson'daki senaryolar, bizdeki psikolojik harekât senaryoları gibi akla zarar senaryolar. ama önemli olan senaryo değil senaristler. senaristlerin gözü ise 22 temmuz'daki sandıkta. o zaman en güçlü senarist, oy atacak vatandaşdan başkası olamaz.
çevremizde dönüp duran felaket senaryolarına takılmayı bırakıp kendi senaryomuzu yazmaya koyulalım. yazalım ve 22 temmuz'da uygulayalım. geleceğimizi belirleme konusunda, 41 milyonun birlikte yazdığı senaryodan daha güçlüsünü kim yazabilir?
21 haziran 2007, zaman gazetesi
kacubet 22.06.2007 02:49
#490223
3.
gazi üniversitesi iibf öğretim üyesi. zaman gazetesinde de yazıları vardır.
zibidigibi 12.07.2007 12:41
#538166
4.
yazilarini belirli egitim ve zeka sahibi insanlarin anlayabildigi arastirmaci yazar.
dikizaynasi 12.07.2007 12:43
#538171
7.
gazete de okuduğum kadarıyla okan bayülgen i gördüğüm yerde döveceğim demiş.okan bayülgen işim olmaz demiş,özlem türköne eşime evde sorarım demiş.
ki1Lee 04.09.2007 21:55
#652742
8.
akp'nin çizgisinde hareket eden sözde aydınlardan birisi.
tenten 04.09.2007 22:38
#652780
9.
bugünkü gazetelerde eski karısı doç.dr.mualla kavuncu nun "beni dövdü" diyerek suçaladığı şahsiyet.yatak fantezilerini ali kırca(malum porno faciası, kadını tokatlayıp zevke geliyormuş) ve cristiano ronaldo(örnekler çoğaltılabilir) yla birlikte en çok merak ettiğim adam(hayatı paylaşmak için hehehe).ayrıca kadın örgütlerinin de hedefi olmuş.
ki1Lee 08.09.2007 15:45
#658688
10.
mümtaz'er türköne'nin 2 mayıs 2008 tarihli yazısı:
yargı'nın ideolojisi olur mu? olursa, yargı eninde sonunda bir ideolojinin basit bir aparatına dönüşmez mi? hukuku değil, ideolojiyi yorumlayarak hüküm tesis eden bir yargıya güven olur mu? ideolojiler savaşının bir tarafı haline gelmiş yargıdan adalet beklenir mi?
hukuk mu, ideoloji mi? türkiye hangisini tercih edecek?
anayasa mahkemesi başkanı'nın 46. yıldönümü konuşmasının en kritik kısmı, "yargının tarafsızlığı" konusundaydı. anayasa mahkemesi başkanı, aslında hukukun en temel esaslarına dair prensipleri hatırlatıyor ve "yargı mutlak anlamda tarafsız olmak zorundadır" diyordu. kavganın hukukla ideoloji arasında sürdüğünü, onursal yargıtay başsavcısı vural savaş'ın itirazı gösteriyor. savaş, haşim kılıç'ın konuşmasında geçen tarafsızlık sözünü "düşünceler, kavramlar, idealler ortaya çıktığı zaman hakimin tarafsız kalması düşüncesi" olarak yorumluyor ve bu tarafsızlık "türkiye cumhuriyeti hakimi için geçerli değildir." hükmüne varıyor.
bir tarafta yüksek yargı için temsil edici bir görüş: vural savaş, anayasa mahkemesi üyelerinin "ben laik cumhuriyet karşısında tarafsızım" diyemeyeceğini ileri sürüyor. anayasa mahkemesi başkanı ise "yargıç kendisine anayasa ve yasalarla verilmiş görevler dışında misyon üstlenemez." derken, yargı'da azınlıkta kalan görüşü temsil ediyor. "ideolojinin yargısı" ağır basıyor.
vural savaş'ın da, bugünkü yargıtay başsavcısı'nın da, anayasa mahkemesi üyelerinin de "cumhuriyet'in temel niteliklerini koruma ve kollama misyonu"nu üstlenmeleri, bizi öyle dar ve karanlık bir dünyanın içine sokuyor ki, hukuk devleti imkânsız bir ütopyaya dönüşüyor. bu karanlık dünya, ideolojilerin iktidar taleplerini meşrulaştırmak için giriştiği akıl almaz saçmalıklardan oluşuyor. laiklik sadece, türkiye cumhuriyeti'nin temel niteliği değil, aynı zamanda evrensel hukukun vazgeçilmez bir prensibi. üstelik bu prensip, devlete veya rejimlere dokunulmazlık kazandırmak için değil, farklı dinî tercihleri bir arada yaşatmak, toplumsal barışı tesis etmek için var. laikliği bir hukuk prensibi olarak uygularsanız, adaleti, kamu otoritesinin itibarını, barışı teminat altında tutmuş olursunuz. karar verirken "laik cumhuriyetten taraf" olursanız, önce laikliği (ak parti iddianamesinde olduğu gibi) bir yaşam biçimine, bir felsefî inanca ve din düşmanlığına dönüştürür ve bir ideolojinin tarafı haline gelirsiniz. o zaman, o dar dünyanın içine toplumu sokmak için akla karayı seçersiniz.
yargı'nın da türkiye'nin de bugün karşı karşıya olduğu sorun, "laik cumhuriyet'ten taraf olmak" sorunu değil. sorun, "laik cumhuriyet"in ne olduğuna dair herkesin zekâsına, kavrayışına, birikimine ve çıkarlarına dayanarak bir ideoloji üretmesi. "hangi laik cumhuriyetten yanasınız?" sorusuna, yargıçlar bile farklı cevaplar verecektir. tıpkı "hangi atatürk?" sorusuna verilen ve birbiriyle taban tabana zıt cevaplar gibi. ideolojiler dünyasının değişmeyen bir prensibi vardır: ideolojiniz ne kadar keskin ise amip gibi bölünerek çoğalırsınız.
ideolojik tavır, taraf olmaktır. taraf olmak körlük getirir. ideolojik körlük ise kalitesizliği doğurur. ak parti iddianamesini hukuktan önce sakatlayan şey bu kalitesizlik. yüksek yargı, ilkel ve geri bir bilim anlayışını, üstelik laiklik adına bir felsefî inanç olarak savunurken, türkiye her şeyden önce bir entelektüel düzey sorunu yaşıyor. ideolojik körlük denilen şey de, bu düzeysizliğin en başta gelen sorumlusu.
adalet dağıtan bir yargı sistemi, hukuk devleti ve laik bir devlet düzeninde, üstelik demokrasi içinde yaşayabilmek için, vural savaş'ın beyin kıvrımlarında gezen, ne olduğu konusunda yığınla itiraza gebe "laik cumhuriyet ideolojisi"nin tasallutundan kurtulmamız lâzım.
türkiye, bir kapatma davasını tartışmıyor. yargı'nın ideoloji ile hukuk arasında tercihte bulunacağı bir sınavdan geçiyor.
peynir gemisi 02.05.2008 14:13
#910135
11.
pkk için dtp ne ise,ergenekon için chp odur diyen profosör.
http://www.timeturk.com/...-odur-16525-haberi.html
kendisi bu sözüyle artık darbeyi meşru hale getirmiştir.deniz baykal atatürk’ün koltuğunda oturuyor olduğuna göre,bu alenen ataya hakaret manası taşır.ne demek atatürk’ün partisini terör örgütüyle ilişkilendirmek mümtaz akıllı ol,istiklal mahkemelerini tekrar kurdurtma.maaşını alıyorsun,ekmeğini yiyorsun bu vatanın.hey yavrum heey.
tekirdag rakisi 09.07.2008 03:15 ~ 09.07.2008 03:16
#969488
13.
öncelikle ergenekonu tanımlaması gereken kişidir.misal güçler değişir kendisi de islami terör örgütü kurucusu diye içeri alınabilir, sonra da birisi arkasından çıkıp hizbullah ne ise akp de o'dur diyebilir.
Dua 09.07.2008 09:09
#969524