pek samimi olunmayan ancak farklı nedenlerden dolayı bir şekilde misafir olunan evde iki aile oturur ancak konuşacak bir şey bulamaz. önce bir iki klişe muhabbet döner ortalıkta;
-kaç zamandır gelelim gelelim dedik bak bugüne kısmetmiş.
-öyle tabi kısmet işte. demek kısmet bugüneymiş.
...
-sizin işler güçler nasıl?
-hamdolsun iyi allaha şükür çalışıyoruz.
...
-havalar da bayağı bozdu bu aralar.
-sormayın çok soğuk geçicek bu kış diyo uzmanlar..
...
bu sınırlı bir kaç ortak noktayı da tükettikten sonra konuşacak bir konu kalmaz ve bütün konuşmalar artık küçük çocuğun üzerinden döner. o küçük çocuk o anki kasvetli ve sıkıntılı ortamın can simidi konumundaki küçük ama değerli bir elemanıdır;
-en güzeli çocuk olmak vallaa...
-öyle öyle dert yook, tasa yook, ev geçindirme derdi yook...
-kaç yaşında ufaklık?
-3 yaşını bitirdi daha geçen ay
-maşşallah maşşallah! konuşuşabiliyo musun sen bakim lein?
-?!
-ehhehheh! dilini yutmuş pis.
-uykusu gelmiştir ondandır.
-yok konuşuyo amcası konuşuyo da şimdi sizi yabancıladı kalabalığı görünce. şimdi evde olsa bak gör sen çenesi düşmüştü çoktan. şimdi böyle uslu durduğuna bakma her yeri dağıtır görsen. savaş alanı gibi bizim ev.
-öyle tabi bu yaşlarda yerinde duramıyo çocuk. ben bizim bu oğlandan küçükken az çekmedim ömrümden ömür gitti.
-kilosu da bayağı iyi maşallah
-iyi iyi, güzel yiyo yaa hiçbi şeye yok demiyo
...
işte bu ufaklık hiç konuşmadan bu iki aileyi birbirine bağlar, arada köprüler inşa eder, sıcak ilişkiler tanzim eder, sıkıntılı ortamı neşeli bir havaya sokar.
#983877