Son 400BugünDünRastgele

mehmet altan

 

1.

ahmet altan ’ın kardeşi, çetin altan’ın iki numaralı oğludur. iktisat profesörüdür. babasının ünvanı ve parası sayesinde prof. olduğu söylenir. hakkında okuduğum küreselleşmenin bize mutluluk getireceği yönündeki beyanatıyla gözlerimizin yerinden oynamasına sebibyet vermiştir. aynı zamanda sabah gazetesi köşelerinin birinin başını tutuyordur.

   beynim_zonkluyor   07.09.2006 - 22:32
  #33366
2.

iktisat derslerine girerek beynimizde ampüllerin daha çok yanmasına sebep olan şahıs. derste sürekli neden? tamam da niçin? peki sonucu ne? gibi sorular sorar. sen ehe ehe bildim yanıtı diye sevinirsin halbuki sevgili hocamızın hazli hazırda bir sorusu daha vardır. şak diye sorar. sınıf sessizse birden konuşuuunnn diye bağırır, kendi kendine gülmeye başlar bu gülüş daha sonra kahkahaya dönüşür, nedeninin anlayamazsınız.

   ayseistanbul   14.03.2007 - 19:08
  #263930
3.

solcu döneklerin en ünlülerindendir.kendisi özal hayranıdır aynı zamanda.bu özalın üstatları babasına saldırmışlardır mecliste artık oradan mı geliyor hayranlığı!

   spartakus   14.03.2007 - 19:30
  #263972
4.

o babadan o şekilde oğul nasıl çıkar diye şaşırdığım an itibariyle kral tv de atıp tutan yazar.

   caddy   13.05.2007 - 19:26
  #392897
5.

bugün okuduğum terör ve sınır ötesi operasyon konulu köşe yazısıyla takdirimi kazanmış gazetecidir.ilgili köşe yazısı ise :





cudi’de kaç pkk’lı var?







türkiye’de bir askeri darbe olsa... sıkıyönetim ilan edilse, pkk çok mutlu olur. çünkü pkk’nın büyüdüğü zeminlerdir bunlar. pkk, kürtlere hak verildikçe zemin kaybeder.



kürt ulusalcılarla türk ulusalcılar birbirini destekliyor. ülkede terör dönemine geri dönülmesini isteyenler, ‘kürt meselesinin sadece silahla çözülebileceğini, demokratikleşmenin çözüm olmayacağını, ab üyeliğinin yanlış olduğunu, türkiye’nin dışa kapanması gerektiğini, batı demokrasisinin ülkeyi böleceğini’ söylüyorlar.’



***

‘... daha önce türkiye’nin karşısında bir pkk vardı. yani birkaç bin adam vardı. ama şimdi bu açıklamalar sonucunda, türkiye’nin karşısında ab, abd, barzani, talabani, bağdat var, tüm dünya var. siz bir devletin, hem ülkenizde terörü desteklediğini söyleyip, hem de onunla müttefik olamazsınız. eğer bu kadar açık meydan okuyarak, abd’nin ve ab’nin terörü desteklediğini söylerseniz, karşılığını alırsınız. pkk’nın eline öylesine etkili bir silah verirler ki, öyle bilgiler aktarırlar ki, siz ırak’ın kuzeyine girdiğiniz anda 300 askerinizi kaybedersiniz. hatta barzani’nin adamları ve israil’in oradaki istihbarat görevlileri, size pkk kılığında öyle zararlar verirler ki, şaşkınlığa uğrarsınız.’



***

‘pkk’nın orduyla mücadelede hiçbir sorunu yok. bir örnek vereyim. gabar dağı’nın adı çok geçiyor. bu dağda şu anda 35 pkk teröristi var. bu resmi rakamdır. bunlar dağda dolaşıyorlar, arada bir de uzun namlulu silahlarıyla kayanın arkasına geçip kurşun atıyorlar ve bir eri öldürüyorlar. peki biz bu dağın etrafında kaç kişi bulunduruyoruz biliyor musunuz? dağın etrafında 10 bin kadar askerimiz var bizim. cudi dağı’na gelelim... orada da 100 civarında pkk teröristi var. oysa bir dağa hakim olmak için binlerce insana ihtiyacınız yok. o dağa işini iyi yapan, komando eğitimi almış, sat türü 35-100 james bond gönderirsiniz, işi bitirirsiniz. ama gönderilmiyor.’



***

‘sınırlarımız delik deşik demek yanıltıcı olmaz. zaten genelkurmay başkanı da, iki-üç yıl önce, kara kuvvetleri komutanıyken, ‘sınırlarımızdan 2 bin terörist girdi. terör eylemleri artacak’ demişti. sınırlarımızın korunmasında büyük problem var. sınırdaki coğrafi zorluklar gerekçe gösterilemez. çünkü sınırda bazı yerler var ki, yerel halk da, bürokratlar da oraya ‘koridor’ diyor. hiçbir engelle karşılaşılmadan herkes istediği gibi girip çıkıyor. ankara’daki bir büyükelçi bana ‘bizim uydular tespit ediyor. iran sınırından şu anda yüzlerce terörist girdi. ırak sınırından da binlerce girdi. sizinkiler niye müsaade ediyor? niye bunlar rahatlıkla girebiliyor’ diye sormuştu.’



***

‘doğu ve g. doğu’daki karakollarda, ankara’da bir orduevinin güvenliği kadar bile güvenlik yok. üç ay askerlik yapmış birini siz profesyonel bir teröristin karşısına çıkarırsanız, güvenlik nasıl olabilir? pülümür’deki baskın gösterdi. karakola gelen ekmek cipine ne parola soruyorlar, ne de güvenlik kontrolü yapıyorlar. iki teröristten biri ölüyor, diğeri kaçıp gidiyor.’



***

bir de şehit cenazelerini bazı siyasi gruplar domine ediyorlar açıkçası. bu tür açıklamalar olmasın, iş tersine dönmesin diye bilinçli yapılan bazı işler de var şehit cenazelerinde. biri çıkıyor slogan atıyor ve o slogan herkesi sarmaya başlıyor.



...türk ordusu içinde terör eğitimi almış subay sayısı yok denecek kadar azdır. ama türkiye’de ‘asker eleştirilmez’ diye bir gelenek, adap var. eleştirdiğiniz zaman asker düşmanı etiketi alıyorsunuz. oysa toplumda askerlere bu kadar destek varken, insanlara bu kadar şüpheyle yaklaşmak, artık paranoya seviyesine geldi.’



***

bunlar ne ?



uluslararası araştırmalar kurumu (usak)’ın başkanı doçent sedat laçiner’in yorumları..



dünkü radikal’de neşe düzel sormuş, doç. laçiner cevaplamış..



tek sesliliğe doğru hızlıca yelken açtığımız şu günlerde dikkati çekecek önemli tespitleri var genç bilim adamının.







<bkz: 5 bin terorist bitti mi ki 500 u icin irak a girelim>

   resul balay olmak   12.06.2007 - 20:08
  #463737
6.

neşe düzel ile yaptığı röportaj:



neden? mehmet altan

chp genel başkanı deniz baykal, partisinin seçimlerde uğradığı yenilginin nedenlerinden biri olarak ikinci cumhuriyetçiler’i, onların toplumdaki ve medyadaki etkisini gösterdi. baykal’ın bu seçim analizini kimse ciddiye almasa da, ikinci cumhuriyetçiler’in türkiye’nin siyasi denkleminde böyle bir yere oturtulması herkesin ilgisini çekti. türkiye gibi tabusu çok olan bir ülkede, sadece adıyla bile karşı çıkılan ikinci cumhuriyet fikri nasıl oluyor da yıllardır varlığını sürdürebiliyor, seçim

analizlerinde ağırlıklı faktör olarak gösteriliyor, taraftarlarını artırıyor ve siyasi bir alternatif gibi değerlendirilebiliyordu. büyük eleştiriler de alan ikinci cumhuriyet neydi, topluma neyi öneriyordu? hangi önerilerinden dolayı chp’nin yenilgisinin sebeplerinden biri sayılıyordu? bu fikri hareketin toplumsal eleştirilerini, kavramın fikir babası olan istanbul üniversitesi iktisat fakültesi öğretim üyesi prof. mehmet altan’la konuştuk.



siz ikinci cumhuriyet kavramının yaratıcısısınız. bu kavramı ortaya attığınızdan beri bu yaklaşım hem tepki hem taraftar topladı ama gündemden hiç düşmedi. son olarak da deniz baykal, ikinci cumhuriyetçiler’i chp’nin yenilgi sebepleri arasında gösterdi. bu kavramın böylesine sürekli bir ilgiyi üstünde toplamasını neye bağlıyorsunuz?

ikinci cumhuriyet, kemalist bir cumhuriyetten demokratik bir cumhuriyete geçme önerisidir. bu, türkiye’nin fay hattıdır. ülkenin temel tartışmasıdır. bakın... cumhuriyet de her toplumsal değişim gibi sancılarla doğdu, çocukluğunu yaşadı, sonra da büyüyüp olgunlaşması gerekiyordu. ama kemalist cumhuriyet büyümek, boy atmak, olgunlaşmak istemiyor. sürekli geçmişte, çocukluk döneminde kalmak istiyor. çünkü kemalistler bugünkü sistemdeki egemen pozisyonlarını ve kuralsızlıklarını sürdürmek istiyorlar. hukuka bağlı olarak yaşamak istemiyorlar.

bu büyüyememe hali raşitik bir toplum ve devlet yaratıyor tabii.



ikinci cumhuriyet’in birinci cumhuriyet’ten farkı ne?

birinci cumhuriyet, asker ve sivil bürokrasinin çıkarları ve rantı üzerine şekillenmiş bir devlet ve toplum demektir. ikinci cumhuriyet ise toplumun hizmetinde olan bir devletin kurulmasıdır. birinci cumhuriyet’in egemeni asker ve sivil bürokrasidir. ikinci cumhuriyet’in egemeni ise toplumdur, millettir. kemalizm bir ideoloji olarak, asker-sivil bürokrasiye sosyal, siyasi ve ekonomik hayattaki egemenliğini sürdürebilmesi için müthiş bir imkan ve rahatlık sunuyor. ikinci cumhuriyet ise kemalizm’in yerine demokrasiyi, hukuku getiriyor. çünkü bir ülkedeki çok çeşitli, çok renkli, çok farklı yaşam tarzlarını ancak demokrasi ve hukuk bir arada taşıyabilir. kemalizm pratikte altı oktur ve altı okun içinde demokrasi yoktur. demokrasinin olmadığı yerde ise toplum yoktur. toplumun iktidarı yoktur.



birinci cumhuriyet, kurtuluş savaşı’ndan sonra mustafa kemal tarafından kuruldu. yani bir general tarafından kuruldu. tek adam ve tek parti tarafından yönetildi. ikinci cumhurbaşkanı gene aynı savaşın kahramanlarından bir generaldi. o da tek adam yönetimini uzun yıllar sürdürdü. temelleri, savaş kazanmış bir ordu ve generaller tarafından atılan bir yapı, sizin söylediğiniz anlamda bir demokrasiye kolayca geçebilir mi?

zor. onun için ikinci cumhuriyet diyorum zaten. bu arada soruyu biraz derinleştirip açmak da lazım. ’osmanlı imparatorluğunun savaş kazanmış generalleri’ diyoruz. biz bu savaşa 1914’te girdik. 1914’te osmanlı toprakları 5 milyon kilometrekareydi. lozan’ı imzaladığımızda 775 bin kilometrekareye düştü. ayrıca bugün ortadoğu’da olup bitenleri amerika’nın varlığını göz önünde bulundurmadan değerlendirmek ne kadar doğru olursa, cumhuriyet’in kuruluşunda ingiltere’nin rolünü, politikalarını, çıkarlarını hiç göz önünde bulundurmamak da o kadar doğru olur.



ingiltere’nin rolü nedir?

dünyada o zamanki egemen güç olan ingiltere’nin politikalarını dikkate alarak da tartışmak lazım meseleleri. osmanlı’nın yıkılmasının nedenlerinden biri, dönemin küresel gücü olan ingiltere’nin çıkarlarıdır. ingiltere ipek yolu’nu garantiye aldıktan sonra osmanlı’dan vazgeçti. cumhuriyet’in kurulmasında ingiltere’nin muhalefeti yoktur, onayı vardır. ayrıca 1914’te birinci dünya savaşı’na girerken işgale uğramamız halinde yapılacak olan şeyler, osmanlı genelkurmayı tarafından planlandı ve şekillendi. bunları hiç konuşmuyoruz. osmanlı imparatorluğu’nun birinci dünya savaşı’na girmesine göre büyük oranda yitirilmiş... sevr’e göre de kazanılmış bir toprak üzerinde kurulmuş bir cumhuriyet söz konusu. bütün bunların sonucunda ’gidemeyenlerin’ oluşturduğu bir devlet ortaya çıkıyor. osmanlı’dan ayrılabilenler daha evvel ayrılıyor ve gidiyor.



türkiye cumhuriyeti devleti nasıl kuruluyor?

falih rıfkı, çankaya kitabında detaylı anlatır. atatürk, ’gidemeyenleri türklük etrafında toplamamız lazım’ diyor. ve gidemeyenlerden bir devlet oluşturuluyor. bakın... burası, bir ulus-devlet kurmuyor. paşaların egemenliğinde önce bir devlet kuruluyor, sonra bir ulus inşa ediliyor. yani bir ulus kendi devletini kurmuyor. bir devlet, kendi ulusunu inşa etmeye çalışıyor. atatürk, türklük adı etrafında bir ’devlet-ulus’ inşa etti. yeryüzündeki klasik gelişme ise...



ulus-devletin kuruluşu nasıldır?

bir etnisite, bir ırk önce kendisinin ulus olduğunun farkına varır, siyasallaşır ve sonra devlet kurar. bizde tersi yaşanıyor. bu yüzden de burada hala bir sürü kavram yerli yerine oturmuyor. burası bir ’devlet-ulus’tur. burası bir ulus-devlet değildir. kürt sorununu da zaten bu yüzden çözmekte zorlanıyoruz. osmanlı’dan gidemeyen, anadolu’da kalan otuza yakın ırkın birlikteliğine türk denmiştir. devlet zoruyla bir türkleştirme söz konusudur.



peki bugünkü devlet kadrolarıyla demokrasiye geçmek için ne tür reformlar gerekiyor sizce?

türkiye’de iki tane devlet var. asker dahil bugün her kurumun içinde yeryüzünü bilen, işlerin artık böyle gidemeyeceğini, türkiye manzarası böyle devam ederse başımıza büyük bela geleceğini gören ciddi kadrolar var. yani bir yanda bu donanımlı, özgüvenli kadrolar var, diğer yanda da yerel kuralsızlıklarını, devleti kutsayarak sürdürmek isteyen ittihat terakki zihniyetine sahip olan kesimler var. devletteki bu iki kesim arasında büyük bir kavga yaşanıyor bugün. eğer devletin içindeki bu değişimci kadroların gücüyle halkın büyüme ve özgürleşme talebi yan yana getirilip, ab süreciyle bir sinerji yaratılabilirse, demokrasiye geçiş hızlanabilir. zaten türkiye siyasal bir kriz yaşamıyor bugün. türkiye tarihsel bir kriz yaşıyor.



tarihsel kriz nedir?

cumhuriyetin asker-sivil bürokrasisinin yapısıyla, gene bu cumhuriyetin ab’ye üye olmak isteyen gelişmiş yapısı uyuşmuyor. tarihsel kriz bu noktada çıkıyor. dünyayla ekonomik bütünleşmeye giden, ab’yle üyelik müzakeresine oturan bir yapıyla, askerlerin muhtıra verdiği, cumhurbaşkanını seçemeyen bir yapı bir arada yaşayamaz. dilerim bu kırılma, demokratik bir usulluk içinde hallolur. yoksa bedeli çok ağır olacak. çünkü bu kırılma bir şekilde yaşanacak. türkiye dünyanın tersine gidemez. bunu denemek isteyenlerin bu ülkede yaşatacakları şeyler çok hazin olabilir. bu tarihsel kriz, 24 ocak kararlarıyla dünyanın ne olduğunu anlamaya başladığımızdan itibaren ivme kazandı ve gümrük birliği ve ab süreciyle hızlandı.

bu sistemi, askeri anayasayı siyasiler niye değiştirmiyor peki?

bu siyasetçilerin hepsi askeri bir sistemin ürünü... 12 eylül darbecilerini yargılayamamış, böyle bir talebi bile dillendirmemiş, askeri mevzuatı değiştiremeyen, çift başlı yargıyı konuşamayan, hatta bugün 27 nisan muhtırasıyla da hesaplaşmayı göze alamayan siyaset kurumunun, bir siyaset kurumu olarak kabul edilmesini haksızlık olarak telakki ediyorum. eğer gerçek bir demokrasi istiyorsa, siyasetçinin yapacağı ilk iş siyasal sistemi dönüştürmektir, sivil bir anayasa yaparak askeri zihniyetin hukuki mevzuattaki dayanaklarını ayıklamaktır ve böylece ülkenin önünü açmaktır. ama onların derdi askerlerin izin verdiği ölçüde koltuğa yanaşmadan ibaret kalıyor. değişimin içeride kavgayı artıracağından ürküyorlar. halbuki ab sürecinde zaten özü değişmeye başladı buranın.



değişen nedir?

türkiye’nin iki temel sosyal yapısı olan ’köylülük ve esnaflık’ çözülüyor. bir yanda tarımdaki gizli işsizler tarımı terk ediyor, diğer yanda da bir yerden alıp bir yere satmakla yetinen, katma değer üretemeyen esnaf çözülüyor. türkiye, yavaş yavaş devletten geçinme ve siyaseten paylaşma sürecinden koparak, rekabet edemeyenin, katma değer üretemeyenin ayakta kalamayacağı bir noktaya doğru modernleşiyor. mesela esnaf bakıyor ki, babadan kalma usullerle işler gitmiyor. o zaman modernleşip yeni duruma uyum sağlıyor. bugün türkiye’nin temel sorunu, bu modernleşme sürecinde tutunamayanların acılarının nasıl hafifletilebileceğinin, onlara istihdamda nasıl yardımcı olunacağının makro planlamasını yapmaktır. çünkü ab sürecindeki türkiye, bizans’tan beri ilk kez üretim biçimi dönüşen bir ülke haline geliyor. sanayi yapı değiştiriyor. işte bütün bu üretimin kurallı, güvenli ve öngörülebilir bir şekilde, istikrarlı, sürekli ve özgürce yapılabilmesinin altyapısı demokrasidir. buraya demokrasi ve hukuk gerekiyor.



türkiye demokratik bir yönetime geçerse ülkenin parçalanacağı ve şeriata yuvarlanacağı iddia ediliyor. chp’nin aldığı oylara bakarsak halkımızın yüzde 20’si de bu inancı paylaşıyor. bunun mantıki bir zemini olması lazım. bu inanç neye dayanıyor?

fakir adam kolayca laik olamaz. harcama kabiliyeti gelişmemiş birinden laiklik bekleyemezsiniz. toplumun tuzu kurularıyla fakirleri arasındaki savaşın laik-şeriat ikileminde olması bundan ötürüdür. eğer siirt’in mezrasında yaşıyorsan ve yoksulsan, laik olmaktan ne gibi bir çıkarın olabilir ki? harcama kabiliyeti ve özgür yaşama kültürü olanlar laik olur. toplumun laikliği yaşayabilmesi için zenginleşmesi lazım. laikliği samimiyetle isteyenler, bu toplumun zenginleşmesinin yollarını aramalı, bunu tartışmalı önce. zenginleşmenin şartlarını sağlamaya çalışmadan sadece laiklikten söz etmek, laikliği bir ’siyasi çıkar’ aracı olarak kullanmak anlamına gelir. tabii bunları söylerken, yaratılan laiklik korkusunun pekişmesinde ak parti’nin yaptığı çok ciddi hataların payını da görmek gerekir.



akp ne gibi hatalar yaptı?

akp, muhafazakarlaşma ve demokratikleşme çizgisini birbirine karıştıran hatalar yaptı. oysa muhafazakarlaşmak başka bir şeydir, demokratikleşmek başka bir şeydir. demokratikleşiyoruz adı altında, sen kendi tabanının kurallarını topluma zorlamaya başlarsan bu bir ’demokratikleşme’, normalleşme olmaz. bu, düpedüz baskıcı bir muhafazakarlaşma olur. ak parti’nin orta sınıf kent kadınlarının korkularını ciddiye almadan hızlı yol alması mümkün değil. bu kadınlar toplumun taşıyıcıları. insanlar yaşamın sinsice muhafazakarlaşmasından korkuyorlar. bakın, 2002 genel seçimlerinden sonra dinci, şeriatçı bir parti geliyor diye herkesin ödü patlamıştı. ak parti samimiyetle ab sürecine sarıldı, çok önemli reformlar yaptı. orta sınıf kent kadınları korkularının boşa çıktığını gördüler ve yerel seçimlerde ak parti’yi desteklediler. fakat ak parti, ab sürecini yavaşlattı. orta sınıf kadınları korkutacak garip sinyaller verdi. nitekim cumhuriyet mitinglerinde ortaya çıkanlar, aleviler ve orta sınıf kent kadınlarıdır. ak parti bu gerçeği yeni dönemde iyi değerlendirmeli. bu iki kesime de uzak durdu.



türkiye bir cumhurbaşkanlığı krizi yaşıyor. ordunun ve halkın cumhurbaşkanı adayları arasında keskin çelişki var. ordu niye çankaya’ya bu kadar önem veriyor?

cumhuriyetin çocukluk dönemine yapışmış, kuralsızlıklarını sürdürmek isteyen bir asker-sivil bürokrasi var burada. kuraldışı bir iş yapıldığında hukukun gereklerini yapacak, kuralsızlığı cezalandıracak, demokrasiyi işletecek birinin çankaya’ya gelmesi, bu yolun önünün açılması istenmiyor. devlet elitinden olmayan birinin eline böyle bir imkanı vermekten çekiniyorlar. aslında çankaya kavgası, kural tanımayan asker-sivil bürokrasinin disipline edilmesini sağlayacak birinin devletin başına getirilip getirilmemesi kavgasıdır. askerler, kuralsızlığa ses çıkarmayacak birinin çankaya’da oturmasını istiyorlar. eğer ’askerin antidemokratik tavırları bir realitedir, uzlaşalım’ diyorsan ve ona karşı açık veya örtülü bir muhalefetin geliştirilmesinden ürküyorsan, 27 nisan muhtırası galip gelecek ve askerin sürekli müdahale imkanının önü açık tutulacak demektir bu. oysa halk 22 temmuz’da, askere ’siz bu işlere karışmayın’ mesajını verdi. bu mesajın yerine getirilmesi lazım. seçim sonuçları, halkın bu askeri müdahalenin izlerinin silinmesini istediğini açıkça gösterdi



chp seçimlerden hezimetle çıkmasına rağmen gerginlik politikasını sürdürüyor. amacı ne?

chp gerginlik politikasından medet umuyor çünkü hayatı yeniden kurabilecek bir vizyonu, enerjisi yok. ordunun sözcülüğünü yapıyor. genelkurmay’la chp genel merkezinin bildirileri karışsa, kimse bunu fark etmez.



akp, ’tabanımız pkk’yla aynı’ diyen dtp’yi, bu seçimde güneydoğu’da ciddi biçimde geriletti. bu gelişmeyi neye bağlıyorsunuz?

geriletti, çünkü kürt siyaseti koltuk siyaseti yapmaya başladı. halkıyla değil, sadece yönetimle ilgileniyor. güneydoğu’nun büyük bir yoksulluk sorunu var. ben hiçbir kürt politikacısının ağzından bölgesel kalkınmayla ilgili tek satır duymadım. ayrıca dtp yerel yönetimlerde iktidar ama yerel iktidar imkanlarını kendi halkı lehine kullanarak bir bölgesel ferahlama, ekonomik iyilik getirmedi. sadece yönetime talip olan bir siyaset konuştu. bu arada ak parti ise bölgede bir kalkınma hareketi başlattı. beldes ve köydes diye iki proje uyguladı ve suyu ve yolu olmayan köylerin çoğuna su ve yol götürdü. bu ekonomik ve sosyal uygulamaları izlemeyenler, ak parti’nin neden seçimde bu kadar büyük başarı elde ettiğini anlayamıyorlar.



peki... sizce türkiye demokrasiye hazır mı?

türkiye çok uzun süredir değişiyor ve dönüşüyor. 24 ocak kararlarıyla bürokrasinin türkiye’nin egemeni olmaktan çıkarıldığı bir sürece girdik. piyasa işlediği vakit o ülkede bürokrasinin hakimiyeti biter zaten. türkiye’de bir tarafta küreselleşen piyasa var. diğer tarafta askeri bir vesayet sistemi var. bunlardan biri tasfiye olacak. bu yüzden türkiye tarihsel bir kriz içinde zaten. bu kadar siyasi bir ordu yeryüzünde yok. toplumu da biz yöneteceğiz diyorlar ki, bu çok fazla bir iddia. ayrıca kötü de yönetiyorlar.



bu ülkede bir de siyasetçiler var. onlar da yönetmiyor mu ülkeyi?

ama askerler kuruyor bu yapıyı. siyasetçiler de değiştirmiyor. askerin sivili onlar. burada gerçek siyasetçi yok. bugün yeni seçilmiş parlamentoda 27 nisan muhtırasıyla ilgili aleyhte görüş bildiren tek bir siyasetçi çıkmadı. utanmadan uzlaşmadan bahsediyorlar şimdi. peki abdullah gül aday olmasın. ama allah rızası için bir tek parlamenter de çıksın, demokrasilerde 27 nisan muhtırasının olamayacağını söylesin. bakın... ak parti’nin yeni dönemde icraatının ölçüsü, bu siyasal rejimi anayasasıyla, siyasal partiler ve seçim kanunlarıyla, meclis iç tüzüğü’yle değiştirip değiştirmeyeceği olacak . bunlar değişmeden, bu parlamento halkın parlamentosu haline gelmiyor. halkın parlamentosu olmayınca da, bir üniformalının yazdığı bir elektronik mesajla cumhurbaşkanlığı seçimi çöküyor işte. ak parti demokrasiden yana tavır alıp siyasal sistemi dönüştürecek mi, yoksa turgut özal’ın ikinci dönemi gibi işi idare mi edecek? bunu çok çabuk anlayacağız.

   Td   30.11.2007 - 18:15
  #748199
7.

"benim için şemdinli davasından sonra türkiye’deki hukuk ölmüştür." diyen;bakıp görebilen insan.


<bkz: şemdinli davası>

   knock out   25.03.2008 - 20:15
  #879470
8.

hani kendi kendimize yetiyorduk?

turkiye’nin gida temininde hicbir zaman kendi kendine yeten yedi ulkeden birisi olmadigini soyluyor.. kim? tarim ve koy isleri bakani husnu yusuf gokalp. ne zaman? yil 2002, gaziantep’te.. baska neler diyor? “o slogani bosversinler” diyor..
“sen insanina gelismis ulkelerin 20’de biri oraninda et, 15’te biri kadar yumurta yedirir, 25’te biri kadar sut icirirsen, elbette kendi kendine yeten yedi ulkeden birisi oldugunu dusunursun.”
gelismis ulkelerde bireylerin yilda 100 litreye kadar sut ictiklerini, bu rakamin turkiye’de 4 litre oldugunubelirten gokalp, ustelik de son iki yilda da bircok seyin ithal edildigini soyluyor.
gokalp, soz konusu meshur slogani ise, “bir ulkenin potansiyelinin olmasi ile kendi kendine yeterli olmasi farkli bir olaydir diyerek yorumluyor.
“turkiye tarimda kendine yeten yedi ulkeden biri” bilgisinin sadece bir sehir efsanesi oldugunu soyluyor. kim? tarim ve koy isleri bakani mehdi eker. ne zaman? yil 2008, istanbul’da. baska ne diyor? “bu sehir efsanesi gibi bir sey. cunku kendi kendine yetmenin olcusu yok” diyor.
“turkiye hicbir zaman objektif tanimlamayla tarimda kndine yeterli olmadi. boyle bir sey hic olmadi. adamin biri bir laf etti, ‘dunyada kendi kendine yeten yedi ulkeden biridir’ diye. hic boyle bir sey olmadi. cunku kendi kendine yetmenin olcusu yok. mutlak bir olcu olamaz bu konuda. hangi urunden ne kadar tuketirseniz kendi kendine yeterli olursunuz? ornegin kisi basi yilda 50 kilo sut tukettiginiz zaman ne olacak? doymanin olcusu nedir? sinirlarinizi kapatirsiniz, butun urettiklerinizi sadece tuketirsiniz, kendi kendinize yeterli olursunuz. bu son derece anlamsiz. onemli olan, turkiye’nin kaynaklarinin dogru kullanilmasi, degerlendirilmesi.”
“nedense turkiye’de tarim politialarini elestirmenin ya da duyulan hayal kirikligini belirtmenin yaygin bicimlerinden biri, ithalat isterse dogal afetlerden, hava sartlarindan kaynaklanmis olsun, bir zamanlar kendimize yeten bir ulke oldugumuzun hatirlatilmasi bicimindedir. bu bicimiyle aslinda ‘korumacilik’ anlayisi ‘kendine yeterlilikle’ maskelenmektedir. kendine yeterlilik iki boyutludur. birincisi ‘kendi kavramiyla ilgili, baskalarindan bagimsiz olmak, elindekini baskalarinin yardimi olmadan kendi elde etmis olmak. digeri ‘yeterlilik’,her seyden yeterince edinmis olmak icin baskalarinin yardimi alinmis olabilir. kendine yeterli duzeye gelmenin iki yolu olabilir. birinci yol: isteklerini, tercihlerini, kimseye ihtiyac duymayacak duzeyde kisarak endine yeterli duzeye gelmek. ikinci yol, her seyi edinmeye cabalamak, bunun icin baskalarindan yardim almaktan cekinmemek.”
“eger bir ulke bilincli politikalarla tarim yapisini, bununla ‘kendi’ boyutunu piyasa kosullarinda kalici bicimde pekistirmisse ve boylece isteklerini kisitlamadan yeterli uretim seviyesine ulasmissa bundan hakli bir gurur duyabilir. buna karsilik elindekilerle yetinme ilkesiyle, gereksinimlerini kisarak, koruyucu gumruk vergileri ve subvansiyonlarla kendine yeterlilik duzeyine erismeye ya da inmeye bilincli bir politika denemeyecek calisilabilir. hatta ‘yeterlilik’ boyutu butunuyle gormezden gelinerek ‘kendine yeterlilik politikasi’ altinda, ornegin ulke beslenmesinde hayvansal proteinin yeterince tuketilmedigi bilinmesine ragmen neredeyse uluslar arasi kurallara aykiri bicimde tum hayvansal urunlerin ithlatinin durdurulmasi orneginde oldugu gibi, tam bir korumaciik politikasinin uygulandigini gormek mumkundur. bahse konu ornekteki uygulamanin ‘kendine yeterlilik politikasi’ degil, dupeduz ‘ korumacilik’ oldugu soylenebilir.”
“kendine yeterlilik amacinin gercek anlamda bir tarim politikasi olabilemsi icin olculebilir kendine yeterliligin hedef olarak belirtilmesi gerekir. bu hedefin maliyeti, nicin hedeflendiginin aciklanmasi anlatilmasi beklenir. turkiye’nin bugun surdurdugu kendine yeterlilik duzeyi, piyasa kosullarina gore erisilmis bir duzey degil, onemli mudahalelerle, ozellikle gumruklerdeki korumalarla erisilmis bir duzey.”
“turkiye’de tarim politikasi olusturulurken yonelinen en yuksek deger kendine yeterli olmak. en asiri bicimiyle neredeyse her tarim urununde kendine yeterli olmak, hic ithalat yapmamak. hatta her tarim urununu ihrac edebilmek. bu sadece tarimla ilgili kesimlerin degil, tarimla dogrudan ilgisi olmayan toplum katmanlarinin da paylastigi toplumsal bir deger olarak her kesimde kabul gorebiliyor. yaygin bicimde paylasilan degerlerin dogru ya da yanlis olarak degerlendirilmesi anlamli degil. daha once de belirtildigi gibi kalici bir bicimde edinilmis kendine yeterlilik saygindir. ancak kendine yeterlilige bu kati bicimiyle erismenin en zorlastirilmis ortami dunya ticaret orgutu uyeligidir. baska deyisle, dto kurallarina ragmen bu amaci gerceklestirebilmek neredeyse olanaksizdir. bundan daha da zoru, ab’nin ortak tarim politikasini uygulayarka bu amaci gerceklestirebilmektir. dto ve ab tarim politikalari farkli bir degeri ‘kendine yeterliligin’ onune cikariyor; ‘rekabet icinde uzmanlasmak’, ‘bir seyi en yi yapabilmek.’ dunya ticaret orgutu’nun ilkesi oldukca basit; her turlu korumayi gumruklere donusturmek ve gumrukleri asagi cekmek. boylelikle her ulke goreli avantaji olan urunlerde ihtisaslasarak bir ekonomik yapi saglamalidir. dto’nun gundeminde korumalarin sifirlanmasi yok. ab’nin ortak tarim politikasi ic pazarda korumalarin sifirlanmasini gerektiriyor. aslinda samimi olarak ab’yi hedeflemis olan bir ulkenin kendine yeterlilik yerine hangi urunlerin islenmesi ve uretiminde ihtisaslasacagini arastirmasi daha gercekci bir tutum.”

bunlari da gecen hafta tusiad tarafindan yayimlanan ‘turkiye’de tarim ve gida: gelismeler, politikalar ve oneriler’ isimli rapordan aldim.
“kendine yeten yedi ulkeden biri” yillardir suren bir sehir efsanesiydi. dogru olmadigini yillar boyu yazdim durdum.
sevindigim sey, turk burjuvasinin en sonunda bu yalan balonunun patlatma noktasina gelmesidir.

*

   helen   15.05.2008 - 15:09 ~ 15.05.2008 - 15:12
  #921335
 
 

yazdır

etiket bulutu