kurtlar vadisi gibi bi diziyi reyting yeme muradıyla tvlerde piyasa yaptırmaya kadir gören güç."zayii olan muhakemelerden sorumlular" listesinde liste başıdır ezcümle.
#305808
◊ bay harbour butcher (3)
+ icki butun kotuluklerin anasidir
+ love is gone (2)
+ ice truck killer (2)
+ ask
+ seks
+ petra (2)
◊ bazen sicamamak (2)
+ abre los ojos (2)
+ hung up
◊ gucsuz bir insan olmak (2)
+ whisky
+ 4 luni 3 saptamani si 2 zile
◊ kuzgunun golgesi (2)
◊ bitanem kelimesinden uretilebilcek varyasyonlar silsilesi (2)
◊ kedilere oruc tutturan dindar aile evladi (2)
+ sineklerin bok yemeleri (4)
◊ butun cinsel hastaliklara yakalanip bakire kalabilen kiz (3)
◊ bitanesinden bitanesine (3)
+ evdeki kara boceklerle girilen diyaloglar (5)
◊ tanrisiz din (3)
◊ kiyafete guvenmek (2)
◊ terzi kendi sokugunu dikemezmis (2)
+ lafmacun misyonerler kulubu (6)
kurtlar vadisi gibi bi diziyi reyting yeme muradıyla tvlerde piyasa yaptırmaya kadir gören güç."zayii olan muhakemelerden sorumlular" listesinde liste başıdır ezcümle.
türkiyedeki apolitik sürecin oluşmasına büyük emeği geçmiş olan iş kolu.
türkiye için kimi zaman yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güç olmasının ötesinde bir güç.gerçi günümüzde çoğu ülke için gerçektende dördüncü güç olmasının ötesinde bir güç.
yörüngesi etrafındaki insanları kukla gibi oynatır durur.medya bir insanı veya kuruluşu karalamaya karar verdiyse,tamamdır,iş bitmiştir..o kişi veya kuruluş bundan sonra ancak ve ancak yine aynı karar verici medya kendisine izin verirse aydınlığa çıkabilir...
dünyayı medya yönetiyor olabilir,geleceğimize biz karar veriyor gibi yapabiliriz ama aslında dayattığı şeylerle o bizi yönlendiriyor olabilir,çevrede çok köt şeyler olurken hiç birinden haberimiz olmayabilir,ya da tersi,aslında güzel şeyler de olurken bunu bize yansıtmak istemiyor olabilir...bütün bunlar şüphe midir * hayır hiç de değil..
kültürümüzü içten içe kemiren, insanları yöneten yönlendiren mafya.
her başarılı erkeğin arkasında bulunan güçlü kadındır. gücünü okumayı araştırmayı sorgulamayı unutmuş bireylerden ve kapitalizmden alır.
insanların ölüsüne dahi saygı duymayıp onu ticari olarak kullanmaktan bir an dahi çekinmez. çirkinleşen yüzünü çalışanlarına yansıtır her şey rating (para) içindir. insanların düşüncelerinin, duygularının pek bir önemi yoktur önemli olan bir pazar payı olarak bireydir.
alkolü fazla kaçırmış bayanlara potansiyel frikik, garibanlara potansiyel sabah programı konuğu gözüyle bakar.
insanların gelecek ile ilgili kaygılarını bir anda silip belleklerine hülya avşarın selülitlerini kazımakta üzerlerine yoktur.
işsiz gençlerin kahve köşelerinde çürüdüğünü görmezden gelip dayar ekrana ağalı aşklı dizileri, kadınların beklentilerini yükseltir, ortalıklarda polat alemdarlar mematiler şehrazatlar türeyiverir.
kurtuluş savaşının maneviyatını bilmeyen bünyelerin eline oyuncak verip yeni vatanseverler üretir, yeni katiller, yani cinayetler...
siyasilerin dahi bel altı çalıştığı, mitinglerde tiyatro tiratlarını aratmayan oyunlar sergilendiği şu günlerde medyamızdan insanları bütünleştirici güzel yapımlar beklemek bence de abartı oluyor, farkındayım, afedersiniz.
artık gücü o kadar anlaşıldı ki; yasama, yürütme ve yargıdan sonra 4.güç olarak bilinen alandır.
<bkz: maymun cehennemi>
ingilizce medya (media) sözü "1. bildirişim, haberleşme veya komünikasyon olanaklarının sağlandığı ortam, 2. toplumda sözlü veya yazılı haber alma olanaklarını sağlayan teknik araçlar." anlamlarını taşımaktadır. kurumumuzca, sözün ilk anlamı için iletişim ortamı; ikinci anlamı için de iletişim araçları karşılıkları önerilmiştir.
özellikle türkiye’deki medya daha çok maddi anlamda sözü geçen insanların elinde maalesef. özellikle
posta
milliyet
hurriyet
gibi gazetlerin sahibi ve yan kuruluş yayıncıları aşırı derecede asparagas haberler yapmakla meşhur.
örneğin: milliyet gazetesi " cinsel sorular " bölümünü açtıktan sonra bir ay boyunca bilfiil kendi kendilerine soru sormuş ve yanıtlamıştır. bunları okuyup fantazilere dalan gençlerimizin tecelli etmesinde en büyük amildir bu gazeteler.
ne haşmet... ne ziynet...
gündemde prim yapacak her ne varsa kendi adlarına etik nedir bilmeden yayın yapan kuruluşlara verilen genel isim.
millet galeyana gelip hep birden ırak’a girelim mi isterler anlamadım..?
http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=114068
%47’sinin aydın doğan’a ait olduğu kanaatler üzerinde etki gücüne sahip kuruluşlar bütünü.
alıntıdır ...
adamın biri new york, central park’ta yürüyüş yaparken, aniden kuduz bir köpeğinin küçük bir kıza saldırdığını görür.koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. hayli uzun bir uğraştan sonra üzeri yara bere içinde kaldığı halde köpeği öldürür. ama küçük kızın da hayatını kurtarmıştır. son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine koşar ve adamın yanına gelir. sarılıp teşekkür etikten sonra "sen" der "bir kahramansın, yarın bütün gazeteler seni yazacaklar ve göreceksin başlık da şöyle olacak; cesur new york’lu küçük kızın hayatını kurtardı." adam "ama ben new york’lu değilim!" der. polis "fark etmez, bu durumda gazeteler şunu yazacaklar; cesur amerikalı küçük kızın hayatını kurtardı" cevabını verir. "ama ben amerikalı da değilim" der adam artık şaşırarak. polis "ya, o halde nerelisin?" diye sorunca adam cevap verir; "ben ıraklıyım!" polis adama başka bir şey söylemez. ama adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır; "radikal islamcı, masum amerikan köpeğini öldürdü."
işte günümüzde medyanın aldığı şekil - şemal .
provakatör medya
biliyorum, başlıktaki tabir ağır, keskin; hele genelleme yapmak suretiyle çok geniş bir kitleye teşmil edilirse üzücü, kırıcı. öyle bir sonuca yol açsın istemem. ancak ideolojik teorilerde provokasyonun da, ajitasyonun da bir yeri ve anlamı olduğu kesin.
soğuk savaş çoktan sona erdi; lakin onun lanetlik ruhu hala aramızda dolaşıyor. soğuk savaşın propaganda taktikleri vardı; hala o metotların gönüllü devrimcileri çırpınıp duruyor. teoriye göre "halkların bilinçlendirilmesi" amacıyla kışkırtıcı yayınlar da yapılır, yalan-yanlış bilgilere de başvurulur.
türkiye’de yaşanan her antidemokratik hareketin içinde provokatör medya vardı. uç örnekler bulunur, abartılı ifadelerle tahrik edici bilgiler sunulur, gerekirse uydurulur, çarpıtılır ve sistem içinde güçlü olduğu düşünülen kurumlar göreve davet edilir. ne acıdır ki milleti birbirine kırdıran provokasyon timleri, arzu ettikleri sonucu aldıktan sonra ve maksatlarına vasıl olduktan sonra, ilk fırsatta soluğu özel tapınaklarında alır, günah çıkarma ameliyesine başvurur ve sebep olduğu olayların aktörlerini suçlayarak yeniden demokrat, sosyal demokrat, özgürlükçü gibi maskelerini takar. düşünün ki bu memlekette hemen her cunta ve çeteyle bağı olan; bu ilişkiden dolayı ağır bir şekilde suçlanan hatta yargılanmış, hakkında hatıralar yazılmış gazeteciler var ve bunlar aynı antidemokratik çırpınışı ilerleyen yaşlarına rağmen bir kez daha pervasızca yapabiliyor. "devleti ele geçiriyorlar" diye her gün feryat eden adam(lar)a bakar mısınız lütfen. demezler mi "kardeşim 60’taki darbeyi hazırlayan senin yazıların, idamla yargılanan çeteyi tahrik eden senin yazıların, 71 muhtırasına gelinirken bizzat komitacılık planlayan senin yazıların, 28 şubat’ın senaryosunda fiilen rol alan senin yazıların..." hangi hakla bazı insanlar yaptıklarını unutur da aynı senaryoda yeniden rol alır ve provokatörlük yapabilir?
amaç ’öteki’ni tahrik etmek mi?
maalesef türk basınının demokrasi özrü çok sayıda gazeteciyi sabıkalı hale getiriyor. maalesef! kimi 60’tan yaralı, kimi 70’e takılmış, bir kısmı 80’in vebalini omzundan atabilmiş değil; bir kısmı 28 şubat’ın yol açtığı zincirleme kazanın sebebi olmaktan kurtaramıyor yakasını. bugünkü siyasi tablodan rahatsız olanlar, yakın maziye dönüp bakmalı ve "nerede hata yaptık" demeli. o zaman üzerine ağıt yaktıkları konuları bizzat müşahede edecekler. "merkez sağ niçin çöktü" diyorlar; lütfen arşivinizi karıştırın ve orada, elinizdeki sopayla halkı nasıl dövdüğünüzü göreceksiniz. solu da bitiren aynı zihniyettir: "inanca saygılı laiklik" chp’nin defterinde niçin silindi? sol neden bu kadar marjinalleşti? serzenişte bulunmaya hakkınız yok; zira sokakta yaşanmayan problemleri ekranlarda ve gazete sayfalarında ölüm-kalım meselesi haline getiren sizsiniz...
başörtüsü tartışmalarındaki hiddet ve şiddete bakar mısınız? bu ne anlamsız bir kin, bu ne ölçüsüz bir öfke. bir ülkenin aydınları, çılgın bir ruh haline kendini bu kadar kaptırıp "yasak devam etsin!" diye feryadı koparır mı? diyelim ki endişeniz var, kuşkunuz var; oturup konuşmanız, orta yol formüller aramanız gerekmiyor mu? "zinhar konuşmam, istemiyorum!" deyip ortalığı velveleye boğmanın bir anlamı yok ki! bir türlü görmek, kabullenmek, anlamak istemiyorsunuz; fakat bir mağduriyet var ortada! gözü yaşlı gencecik kızlar üniversiteye alınmıyor ve bundan mutlu olabiliyor "aydınlar"(!) nasıl bir psikolojidir ki bu! nasıl bir halet-i ruhiyedir ki 21. asırda yasakçılık yapar ve o yasağı kaldırmak isteyen partilere topyekun savaş açar, yargıyı etkilemek için baskı grupları oluşturur, meclis’e meydan okur, etrafa hakaret savurur? yazık değil mi bu ülkeye, bu ülkenin beyin gücüne, ruh saffetine...
geçenlerde akşam haberleri seyredeyim diye ortadan yayın yapan bir televizyonu açtım. aman allah’ım! güya sokaktaki insanlardan görüş alınıyor; hepsi ittifakla "bu yasağın kalkması laikliğe aykırıdır" diyor. peki sokak gerçekten öyle mi düşünüyor? tabii ki hayır! objektiflik çoktan rafa kaldırılmış. bu konuda yapılan bütün ilmi araştırmalar, halkın yüzde 80’ine yakın ezici bir çoğunluğun üniversitelerdeki başörtüsü yasağına karşı olduğunu ortaya çıkarmıştı. fakat medyanın umurunda değil araştırmalar. televizyon yöneticileri için bilimsel çalışmaların önemi yok; sokak, verilmesi gerektiğini düşündüğü mesaj için sadece araçtır. o yüzden provokatör diyorum; çünkü bu metodun adı ideolojik terminolojide provokasyondur. bir sokak mülakatı da şu: mikrofonu görür görmez histerik bir konuşma şehvetiyle hareket eden küçük bir zümre sırayla fikir beyan ediyor ve hemen hepsi aynı şeyi söylüyor: "eskiden başörtülülere bu kadar kızmazdım, hatta bunun özgürlükle ilgili olduğunu düşünürdüm; ama artık farklı; başörtülüler üniversiteye sokulmamalı!" bu tür yayın yaparak aşırı tahrik peşinde olan televizyon yöneticilerine (mesela show tv yöneticisi ali kırca’ya) sormak şart oldu: "kardeşim siz ne yapmak istiyorsunuz, halk bu mu, halkın genel hissiyatı bu mu?" bu yayınların özel adreslere teslim siparişler olduğu, paçasından damlayan pespayelikten belli. bu tür yayınlar bir yandan taraflarını kışkırtmaya yönelik, diğer taraftan da "öteki"ni tahrik etmeye. bu ülke bu tür yayınlar yüzünden sağcı-solcu, kürt-türk, alevi-sünni, laik-antilaik diye defalarca bölünmek istendi ve ağır faturalar ödendi. aynı iğrenç senaryoyu figüran değiştirerek bir kez daha sahnelemek yakışıyor mu türk medyasına? farklı görüşlere yer vermek ayrı, düşmanlığı körüklemek ayrı... gazeteler, televizyonlardan farklı değil. sanki söz birliği etmişler; başlıklar aynı, spotlar aynı, bakış açıları aynı. ne empati kalmış ne sempati! koro halinde yazılmış yazılar çok sesliliği, katılımcılığı, uzlaşmacılığı, paylaşımcılığı çoktan unutmuş. büyük bir öfkeyle veryansın ediliyor. ak parti hakkında yazılan ağır yazılar yetmiyor, mhp’ye var gücüyle saldırıyorlar. bir de dillere pelesenk olmuş bir cümle var: "siz yüzde 46,7 halk desteğine mi güveniyorsunuz?" iyi de başörtüsü meselesi yüzde 47’leri çoktan aşmış durumda. o rakamın yanına mhp’nin, dp’nin, anap’ın, bbp’nin hatta bağımsız pek çok adayın aldığı oyu da yazın; o zaman araştırmalar sonucu ortaya çıkan rakama yani yüzde 70 ila 80 arasındaki bir noktaya ulaşacaksınız. diyelim ki böyle bir destek bile söz konusu değil; "yasak kıyamete kadar devam etmeli" mantığının makul ve makbul bir açıklaması yok ki!
bazı yök üyelerinin anormal tepkisi akla ziyan bir tablo çıkarıyor karşımıza? darbe özentisi taşıyan adam, profesör olsa bile aydın olamamış demektir! art arda çeteler çıkıyor ortaya; elleri kanlı vicdanları paslı örgütler karşısında bir tek cümle etmeyen üniversite hocaları, öğrencilerinin üniversiteye girmemesi için kılıktan kılığa giriyor. biri de çıkıp demiyor "yalan arkadaşlar, bunlar bizim kendi öğrencilerimiz; gelen bu çocuklarımızı siyasetçiye malzeme yapmayalım, bunlara biz sahip çıkalım!" ne gezer; gardiyanlık ruhlarına sinmiş bazı insanların... neyse ki sayıları bini aşan bir grup öğretim görevlisi özgürlüğün yanında yer aldı ve 60’tan beri "kara cübbeliler" diye bilinen yaftayı hocaların boynundan alıp farklı bir fotoğraf verdi. fildişi kulesinden darbe goygoyculuğu yapanların ezberini bozan bir tabloydu bu.
halk, medyadan daha sağduyulu!
bu duruma rağmen bir profesör oturmuş meclis’i şöyle tehdit ediyor: "ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız." bir başkası milletin gözünün içine baka baka, "hak ettikleri notu vermeyeceğiz" diyerek başörtülü çocuklara gözdağı veriyor. ve daha ötesi 222 a koduyla ’60 darbesinin pespaye metoduna başvuruyor üniversite hocaları! güya ikinci ayın ikisinde saat ikide anıtkabir’de buluşalım diyorlar. buluştular, yine hiddet ve nefret ağırlıklıydı hava. bu arada iki başörtülü genç anıtkabir’e gelmiş. neredeyse parçalayacaklar çocukları! bu ne azgınlıktır allah’ım! cumhuriyet mitinglerinde de benzer bir asabı bozuk topluluk vardı. orada da provokasyonlar yaşandı, orada da medyatik provokatörler fink attı. sonuç: milletin olayları sessiz ama ibretle seyreden irfanı harekete geçti. hoşgörüden uzak, sevgiden yoksun, empatiye kapalı kitlelerin fark edemediği gerçek şudur: sevimsiz ve hırçın yaklaşımlar bu ülkeye daima zarar verdi, verecektir. cumhuriyet’e sahip çıkmak, laikliği yaşatmak insani metotlarla, sevgi dolu yaklaşımlarla mümkündür. vatandaşa salak muamelesi yapanlar, kendilerine özel ve özerk bir alan açtığını, elitist yaklaşımlarını halkın anlayamadığını sanıyor. yanılıyorlar! ortak akıl ve ortak vicdan, özgürlük denince çılgına dönen kitlelerden insaf ve izan bekliyor...
türk medyası, tarihe ’gece yarısı bildirisi’ diye geçen muhtıradan bu yana çok belirgin bir tercihle karşı karşıya. provokatör medya modeli her kesim için geçerli. kimi "laikçiler"i kışkırtmak için başvurabilir bu yola; kimi "islamcılar" için. ikisi de aynı meşum noktaya çıkar ve türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürecek bir tuzağın içinde bulur kendini. yazık olur bu millete; yazık olur bu ülkeye! gazetecilik bu değil, televizyonculuk bu değil. halk arasında uçurumlar inşa etmek, farklı sesleri gürültüyle boğmak, "öteki"nin yaptığı her işin tehlikeli olduğunu farz etmek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. soğukkanlı medya anlayışı nerede? aklı selimi rehber edinen kalem üstatlarına ne oldu? onca tahrike rağmen birleştirici, bütünleştirici saygın simalar nereye gitti?
geçici zaferlerin koynunda bir anlık sevinç arayanlar yanlış yapıyor. saygıyla, sevgiyle, hoşgörüyle, empatiyle cennetlere çevirebileceğimiz bir ülkeyi yaşanmaz kılmak için çırpınıp duranları ne bu millet affeder ne de tarih! provokatör medya dönemi bitmiştir; çünkü insanların haber alma kaynakları zenginleşmiştir; bu saatten sonra yalan, iftira, mübalağa, sansasyon, manipülasyon vs. yapmak mümkün değildir. hiç kimse, hiçbir fikri, hiçbir amacı milli beraberlik duygumuzu yok edecek şekilde dayatamaz, dayatamayacak. o halde ne gereği var tarihe provokatör olarak geçmenin! propaganda, provokasyon, ajitasyon... bitmemiş miydi bu dönem?
ekrem dumanlı
her ülke’nin en güclü parcalarindan birtanesidir. medya yönlendirir, medya nabiz yoklar, medya bir ülkenin moralini cikartip, tekrar indirebilir, bu güce sahiptir. mensubu olsa bile bu satirlarin yazari bundan ürkmüyor degil.
araç anlamında da kullanılmaktadır.iletişimin yanı sıra biyolojik alanlarda da kullanımı vardır.
media, latince medium kelimesinin çoğuludur. medium’un ise merkez ve ruhlarla iletişim halinde olan* insan ** olmak üzere iki anlamı vardır. ancak günlük kullanımda kullanılan haliyle, "aracı, vasıta" anlamını taşımaktadır.
medyanın tek başına 4. güç olup olmadığı tartışmalıdır, ancak idare ve siyasi güçle bu kadar içli dışlı olmasının onu vasıta ve bilgilelendiren konumundan uzaklaştırıp bir tahakküm aracı haline gelmesi su götürmez bir gerçektir.
sorunu oluşturan en önemli nedenlerden biri tekelleşmedir, yoksa her çeşit düşüncenin bir televizyon kanalı ya da gazetesi olsa durum bu kadar vahimleşmez. örneğin amerika birleşik devletleri’nde bir kişi, birden fazla gazete, televizyon kanalı ya da radyo istasyonuna sahip olamaz*. bu durumun ancak yasalarla oluşturulabileceği açıktır, ama artık böylesine palazlanmış bir aydın doğan’a artık kimin dur diyebileceği de önemli bir sorudur.
parası olana hizmet ettiği bariz ortada olan mafyalaşmaya başlamış birim.