ingiltere *’nin baskenti.
#8314
◊ kuran in ayetlerinden isine yarayan kismi alip entrye aktaran yazar tipi (2)
+ gsm operatorunden karakter tahlili (3)
◊ ofke de bir hitabet sanatidir (3)
+ mp3 calar baska ipod baska (2)
+ recep tayyip erdogan aydin dogan kavgasi (2)
◊ islam hosgoru dini degildir (3)
+ hazreti muhabbet (2)
+ iyi erkek (2)
◊ uzay mekigi gormus musluman saskinligi (2)
+ tenedos
+ mr eko
◊ islam hosgoru dini diye bazi yavsaklarin hosgoru beklemesi
◊ kabe yi yikmayi reddeden fil (2)
+ kizacak kimsesi olmayan insan
+ telefon caliyor sanmak (2)
◊ iftar oncesinde yasanan gerginlik
+ baba
+ birtakim hayvan oglu hayvanlar
+ ipod
+ agzini kirmami mi istiyorsun
+ aydin dogan vs recep tayyip erdogan
+ o guzel kadinlar o guzel mini cooper lara binip gittiler
+ msn deki butun aile bireylerinin engellenmis olmasi
+ gotunun terini ortak kullanilan yuz havlusuna silen tiynetsiz
+ cloudy
’’being tired of london means being tired of life’’ diyerek ingilizlerin ne kadar kendini beğenmiş olduklarını bir kez daha gösteren, istanbul’u görmediği için kendini nimetten sayan kent.’’
kent
"başka diyarlara, başka denizlere giderim, dedin.
bundan daha iyi bir kent vardır bir yerde nasıl olsa.
sanki bir hükümle yazgılanmış bir çabam;
ve yüreğim sanki bir ceset gibi gömülmüş oraya.
daha ne kadar çürüyüp yıkılacak böyle aklım?
nereye çevirsem gözlerimi, nereye baksam burada
gördüğüm kara yıkıntılarıdır hayatımın yalnızca
yıllar yılı yıktığım ve heder ettiğim hayatımın."
yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler.
hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. dolaşacaksın
aynı sokaklarda. ve aynı mahallede yaşlanacaksın
ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların.
hep aynı kente varacaksın. bir başka kent bekleme sakın,
ne bir gemi var, ne de bir yol sana.
nasıl heder ettiysen hayatını bu köşecikte,
yıktın onu, işte yok ettin onu tüm yeryüzünde.
constantino kavafıs
ah istanbul.. şehr-i şirin istanbul , fikr-i zarar istanbul..
fabric club’ ın bulunduğu şehir.
big ben adında bir büyük saat kulesinin bulunduğu şehir.ingiltere’nin başkenti.balmumu heykelleriyle ünlü müzelere sahiptir.
<bkz: ingiltere>
<bkz: başkentler>
hayatimin 2.5 yilini verdigim,sacimi supurge ettigim,ordayken memlekete donme, memleketteyken oraya gitme ozlemi yasadigim, saati 3-4 pound’dan part-time calisarak okumaktan cok neredeyse gurbetci misali calismaya gitmis anadolu genci edasinda parcalandigim ama sonunda yuksek lisansimi da tamamlayarak donus yaptigim o eski,harika,ahsap kokulu sehir.
adeta uğruna ölecek kadar sevdiğim yazar charles dickens ının doğduğu büyüdüğü ve efsaneleştiği şehir.
babamın işi münasebetiyle gidip gördügüm hemen hemen ingilizin parmakla sayılacak kadar az oldugu hergün acaba yağmur ne zaman bastırır diye beklenen şehirdir.çok aristokrat birhavası vardır bı şehrin insanları bi degişiktir.
istanbul kadar olmasada kalabalik, her an yagmur yagma olasiligi olan, ingilizlerden cok azinlik topluluklarin yasadigi, buyuk bir turk toplumunun yasadigi ve hemen hemen hepsinin kebap salonunda calistigi, guzel binalari, parklari olan ve benim son 12 yilimin gectigi guzel baskent.
bu şehirde yaşayan insanlar ingiliz değil, <bkz: londoner>’dır. taksiye biner, <bkz: leicester> derseniz kendinizi leicester square yerine, orta ingiltere’de başka bir şehirde bulursunuz. <bkz: tower bridge> ile <bkz: london bridge>’i karıştırırsanız dalga geçerler. sertçe tems değil de teyms şeklinde telaffuz eder, üstüne üstlük <bkz: river thames> yerine teyms river derseniz sahiden azar işitirsiniz. ama <bkz: leicester square>, <bkz: soho>, <bkz: oxford street>’teki mekanları gördüğünüzde, hakkaten anlarsınız bambaşka bir şehirdir, <bkz: londra>.
yüzde seksenini zencilerin oluşturduğu.ingiliz bulmanın zor olduğu başkent.
iron maiden isimli grubun orjini bu kenttedir. greater londonprojesinde dahil olmuştur. leyton, grubun kurulduğu yerdir yani east end london. gidilmesi görülmesi gereken, dünyanın en güzel başkentlerinden biri. bir diğeri de istanbul tabiiki. dünya bir ülke olsaydı, istanbul başkent olurdu *
ne var bu şehirde: düzen, kurallar, tersten akan trafik, daracık caddeler, o dar caddelerde hayvan gibi otobüsü hiç bir yere çarpmadan sürebilen göçmen otobüs şoförleri. cuma’dan başlayıp, cumartesi sabahlarına kadar içen, barlarda dağıtan ingilizler. sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ellerinde biralarıyla amele pazarında iş bekleyen polonyalılar.
fish (wings) and chips’lerini otobüste büyük bir iştahla yiyen yemekleri bittiğinde parmaklarını bi güzel yalayıp kutuyu * da olduğu yere bırakan zenciler *. otobüste sesi dışarı vererek kulak siken bir şekilde gubidik gubidik müzikler dinleyen polonyalı ve karaipliler. telefonda bağıra bağıra konuşan şapşal ingiliz kızlar.
şehrin kenar mahallelerinde birbirinden dandik fish and chips dükkanlarına sahip somalililer, etyopyalılar. hackney, dalston, haringey gibi semtlerde kimi güzel kimi de boktan kürtlerin işlettiği kebap shop’lar. görüldüğü kadarıyla yüzde 80’ini türklerin (kürtlerin) işlettiği off-licence’lar.
iki de bir turk silahli kuvvetleri’ni protesto için london bridgeten bilmemne street’e kadar yürüyüş düzenleyen pkklılar. kürtlerin nevruz bayramı!!! nı kutlamak için gazetelere ilan veren ingiliz belediye başkanları.
sokaklarda (özellikle büyük metro girişlerinde ve belli başlı yerlerde) bedava dağıtılan london lite, the london paper, city am, city pm ve metro gazeteleri.
çift katlı kırmızı otobüsleri, minicab, comfortcab ve rickshaw’ları. eski ama şehrin neredeyse her tarafına uzanan bir kaç katlı metrosu.
zengin semtlerinde yalnız süt beyazı ve sarı saçlı insanları şehrin dışına gidildikçe zenci, japon, arap, koreli, bulgar, polonyalı, türk, paki, sudanlı şeklinde uzayıp giden göçmen skalasıyla.
bir acaip şehir bu londra.
yoksa soruyu şöyle mi sormamız gerekirdi: ne yok ki bu şehirde...