cuma gunu vizyona girecek muhte$em bir film.. bekliyoruz.
odullere doymadi, bakalim bizim tepkimiz ne olacak. izleyen arkada$larim "muhte$em" dediler, ontanimli olarak begendik. bakalim bakalim.
#817849
◊ 2010 yilinda zeka yasiyla ilgili espri yapip zeki gecinenler (2)
◊ okullara erdogan bustu koyulmasi gerekliligi (2)
+ baris manco …
+ tavuk sikmek (5) …
◊ ne darbe ne seriat kafasi guzel turkiye
◊ bilgisayarin basindan kalkiyorum (3)
◊ turk kurt kardestir amerika kallestir
+ peeping tom (2) …
◊ su terbiyesiz kemalistler (7)
◊ angil dingil (2)
◊ oglan olursa leon kiz olursa mathilda (6)
◊ r leri soyleyememeyi komik sanan kitle (3)
◊ bir babanin ogluna ogutleri (3)
+ imam hatip liseleri (2) …
◊ huseyin uzmez e sapik deyip kiz arkadasla sevismek (2)
+ kartal anadolu imam hatip lisesi …
+ pideciye kiyma goturulup pide yaptirilmasi (2) …
+ tavuk burger (2) …
+ tarih boyunca soylenmis ilginc ve guzel sozler (2) …
+ adalet ve kalkinma partisi …
◊ kiz guzel ama gogus yok (3)
+ turkey in angola dilinde pipi anlamina gelmesi (4) …
◊ dicle irmagi kiyisinda oturdum agladim (3)
◊ gaybana gecelerin esaretinde
◊ dolmabahce sayayi (2)
cuma gunu vizyona girecek muhte$em bir film.. bekliyoruz.
odullere doymadi, bakalim bizim tepkimiz ne olacak. izleyen arkada$larim "muhte$em" dediler, ontanimli olarak begendik. bakalim bakalim.
bazen insanın hüzünü kaldırmadığı anlar olur. sizden tamamen bağımsız bir acıya tanık olamayacak kadar empati yeteneğiniz geliştiyse, sanırım bunu anlamak için en ideal film budur.
filmin ilk yarım saati tamamen ana karakterinden gözünden aktarılıyor. belki bu onun iç dünyasını, ruh halini ve mağduriyetini anlamak için önemli ama sinefil sabrı denen şey yoksa sizi sıkabilir.
mar adentro'yu sevenler mutlaka tadına bakmalı.
''sadece sol gözünü kullanabilen bir insana nasıl kitap yazdırılabilir'' sorusuna da cevap bulabiliyorsunuz.
sanırım filmin kırılma noktası buydu. filmi bitirmekte güçlük çektim açıkçası. bu kadar dramatik bir filmi duygu sömürüsüne yer vermeden çektiği içinde yönetmeni de tebrik etmek lazım.
film ' locked-in syndrome' adı verilen bir hastalığa yakalanan ve sadece tek gözünü kullanabilen, vücudunun başka hiçbir kısmını kullanamayan bir adamın öyküsünü anlatmaktadır. bu adam aynı zamanda bir moda dergisinin editörüdür. metresiyle ilişki yaşamış, ve ailesine kötü davrandığını ve onlarla yeterince ilgilenemediğini düşünüyordur. adamın ismi jean-dominique bauby. film bu adamın gerçek hayat öyküsünü anlatmaktadır. adamın yaptığı iş takdire şayandır. eğer empati kurabilirseniz, bunu başarırsanız, yani tek gözünüzü kullanabildiğinizi, konuşamadığınızı, yemek yiyemediğinizi ve hatta yutkunamadığınızı düşünebilirseniz bu hikayeden etkilenmemeniz mümkün değil. benim gibi aksiyon filmlerinden hoşlanan bir insan bile hoşlanmıştır bu filmden. daha doğrusu hikayeden.
---spoiler---
filmin gerçek hikaye olması ve hikayenin kendisi gerçekten de dehşet verici. sadece tek gözünü kullanabilen bir adam kitap yazıyor. bu inanılmaz. daha doğrusu inanılmazın gerçek haline gelmesi. bu insanlara çok öğütleyici olmalıdır bence. imkansız diye bir şey olmadığını azmin ve inancın insana ne kadar başarı getirebileceğini gösteriyor bu film. gerçekten de takdire şayan.
oyunculuklar da şahane. başta mathieu amalric (jean-dominique bauby) çok iyi bir performans çıkarmış. filmdeki diğer aktör ve aktristler de mathieu amalric kadar olmasa da iyi bir performans sergilemektedir. ayrıca şunu da söylemeliyim ki marie-josée croze’nin ( henriette roi) yüz güzelliğine de hayran kaldım. onun oyunculuğu da mathieu amalric’den sonraki en iyi oyunculuktu.
filmin kamera kullanımı da ilginçti. filmin çoğunu jean-do’nun tek gözü olarak izledik desem yalan olmaz. filmin ilk 3’de 1’lik kısmında bu şekilde gitti ve sonrasında aniden jean-do’u gördük. filmi bu şekilde yapmaları güzel olmuş. seyircinin empati kurmasını kolaylaştırmış.
bence filmin en güzel sahnesi jean-do’nun felç geçirdiği sahneydi. sanki ben felç geçiriyorum gibi hissettim. diğer bir güzel sahne ise jean-do’nun sevgilisinin jean do’u aradığı ve jean-do’nun karısı aracılığıyla iletişim kurdukları sahneydi. babayla jean-do’nun telefon konuşması sahnesi de hüngür hüngür ağlatacak cinstendi. allah kimsenin başına vermesin diyorum böyle bir hastalığı ve böyle şeyleri.
eğer filmin yavaş temposundan sıkılmayacaksanız izleyin derim. ama bence bu müthiş ve ibretlik hikaye kaçmamalı!
ve filmden birkaç söz ;
“ne şans ama! karşımda iki fıstık var ama ben kıpıdayamıyorum” - jean-do
"hepimiz çocuğuz aslında. hepimizin onaylanmaya ihtiyacı var."
“ 92 yaşında dört kat merdiven inmeyi düşünsene. görüyorsun ki ikimiz de kilitliyiz. sen bedeninde ben dairemde.” - jean-do’nun babası (oğluyla telefon konuşmasında)
“ yağmur yağacak” - jean-do (felç olmadan hemen önce)
---spoiler---