prof. dr. şerif mardin'in yeni iddiası.
japokintaro takahashi 24.05.2008 09:57#928264
· sularin kesilmesi (2) …
· pussy wagon (3) …
· laplacenin seytani (6) …
· bir cilve kelimesi olarak hayvan (3) …
· doksanlarda cocuk olmak (2) …
· seksenlerde cocuk olmak (3) …
· universite ve lise arasindaki farklar (3) …
· capitolium …
· bunsen beki …
· borik asit …
· billurlasma …
· asetik asit …
· aldehidler …
saçma bir iddiadır.tv de laiklik şöyledir,laiklik bu demektir diye bas bas bağıran,böğüren insanları görmekten darallar gelmiştir,ben izlemekten yorulmuşumdur,onlar tartışmaktan yorulmamışlardır.ama ne kadar tartışılsa da bir sonuca asla varılamayacaktır.allah akıl fikir versindir.
susunuz 24.05.2008 09:59 ~ 24.05.2008 10:15ağzı olan konuşuyor misali bir söz. ama yanlış bir söz olmuş. laikliği tartışmaktan bıktık demeliydi kensi. lakin insan korktuğu şeyden bu kadar bahsetmez ki. korktuğu başına gelir sonra.
<bkz: aman sabahlar olmasın>
korkmak eylemi eklenince, kimsenin kabullenmeyeceği,
ama;
"laikliği adam gibi tartışamıyoruz" olarak söylenmiş olsa ciddi anlamdadestek göreceği, tarafımdan düşünülmüştür.
hatta, "lan aslında biz hiçbir şeyi adam gibi tartışamıyoruz"hatta "tartışmayı bilmiyoruz" dense imiş, bal kaymakmış.
aksini idda eden varsa döverim diyerek örneklendirmeden de kaçınmam.
-abi biz laikligi tartismaktan korkuyoruz yaaaa.
-yobazmısın lan sen?
tartışmak farklı fikirlerin ortaya koyularak doğrusunun bulunmasıdır.
illede benimki doğru bağnazlığıyla direterek saçma sapan diyaloglarla belden aşağı tartışmalarla yalan yanlış yollardan benimkinin doğru olduğu kabul edilsin dayatması değildir.hele hele amaç toplumu aydınlatmaksa.nedir bu laiklik tartışmaları yurdumda yıllardır.laik olan laik olsun olmayan olmasın.ayrıca herkes bal gibi de tartışıyor.
ne yazıkki günümüzde statikocu kafaklar yüzünden gerçek olan bir saçmalıktır. din tartışıla bilirken ki tartışılmalıdır en azından insan mensubu olduğu veya olacağı dini tartışmalıdır ,araştırmalıdır bu tartışmalar hakaret ve iftira olmadıktan sonra tartışmak güzeldir en azından insanlar fikirlerini dile getirir ve belki bir diğer görüş bir diğer görüşü benimser tartışma adabı içerisinde ama gelin görünki dini tartışmakta sakınca görmeyenler laikliği tartışmayı vatan düşmanlığı gibi görmekte bir diğer düştükleri gaflet ise bir dini bir ülkenin yönetiliş biçimiyle kıyaslamakta.
eser 24.05.2008 11:52bilinen ve gayet basit bir tanımı bulunan laikliğe karşı olan bireylerin desteklediği söz.ancak bu karşı çıkma gizlidir,açıkça bireyler "laikliğe karşıyım" demekten çekinirler.laiklik modern toplumların omurgalarından biri.anti-laik bu kadar yerleşmiş bir şeyi reddetmeye korkuyor,çünkü anti-modern olarak ilan edilmekten korkuyor.gizli anti-laikler bir yandan modernizmin nimetlerini de es geçemiyorlar.en azından tüketim ayağında hem fikirler.bu açık açık reddedememe "laikliği tartışalım" gibi daha yumuşak ve liberal bir dil geliştiriyor.yani demek istiyor ki laikliği yeniden tanımlayalım.türkiyede laiklik neden yeniden tanımlanmak ister?sünni-müslüman halk,zaten sünni-islama torpil geçerek laikliği hafiften esnetmesine rağmen devletin sünni-islama daha geniş bir özgürlük alanı sunmasını istiyor.yeni jenerasyon laikliği yeniden tanımlamayıcılar laikliği "din özgürlüğü" ifadesine kısıtlamak istiyorlar.bir çok insan da "laiklik din özgürlüğüdür" deyip çıkıyor işin içinden.laiklik devletin dinlere karşı eşit olması,kendisinin kurumsal anlamda dinsiz olmasıdır(devletin diyorum ha).yani laiklik devletin dinler karşısında eşitliği sağlamak için dinlerin kısıtlanması anlamına gelir.evet dini kısıtlarsınız.bir müslüman islam hukuku isteyebilir,islam eğitimi isteyebilir.devlet der ki "dur arkadaş.islamı kısıtlıyorum.ben devletim.başka inançlar da var.en azından bir inançsız bile yaşıyor olabilir bu ülkede.neye inanıyorsan inan ama uygulayamam".laikliğin türkiyede tartışılması gereken noktası şudur;devlet neden sünni-islama torpil geçmektedir?kimliklerde otomatik olarak islam yazdığından ve istatiksel olarak bunu toplayıp "halkın %99’u müslümandır" deyip bir takım laikliği esnetici şeyler destekleniyor.olmadı bakıyorlar bu oran %47 oluyor,olmadı iki kişiden biri oluyor.yemezler.
less is more 24.05.2008 12:18 ~ 24.05.2008 12:27niyet okuyucular yüzünden gerçeklemektedir. evet siz ne zaman tartışmaya kalksanız birileri insan üstü bir güçle sizin aklınızdan geçeni okuyorlar ve aslında siz laik devletin düşmanısınızda söyleyemiyorsunuz diyorlar. bu sözde atatürkçüler, her fırsatta atatürkü sömürmekten çekinmeyenler. islamın meshepleri üzerine tartışmalar açmaktan çekinmemekte, islam dini sanki bir meshebim tekelindeymiş gibi gösterip diğer meshepleri islamın dışında göstermeye çalışmakta.
fakat bu sahte atatürkçüler çıkıpta delikanlı gibi atatürk diyanet işlerini kurmakla laik devlete ters işler yapmıştır, diğer dinlere ve meshepler haksızlık etmiştir diye bilyorlar mı bu sahte atatürkçüler?
hoca (şerif mardin) bu ülkenin en büyük yaşayan sosyologudur. biz her ne kadar kendisini çeşitli sebeplerle tasvip etmesek de (bir sebep said nursi ve cemaati üzerine yaptığı araştırma ve yazdığı kitap) dünyada da bir literatür insanı. bu tür etiketler bizde vız gelir tırs gider. çünkü biz hayatı, olayları ve kişileri ideolojiler ışığında okuruz. isteriz ki karşımızdaki adam rengini belli etsin. amiyane tabirle ne ayak anlayalım. bu cümleden olarak mesela bir dindar atatürk’e sahip çıksa kıllanırız. bir milliyetçi hemi de etnik olsun memlekette mevcut sosyal adaletsizlikten dem vursa kafamız karışır. mesela tarık buğra var iddia ediyorum 50 adam çıkmaz tanıyan. sorsan küçük ağa vardı dizi oradan şeediyorum gibi bir söz çıkar ağzından neden tanımaz renksizdir. münzevi bir yıldız. *. hoca da böyle laik kesim kendisine üstteki araştırması nedeniyle gıcıktır. muhafazakar kesim hafif meyilli ise de net duruşu olmadığına inanıyor. işte bu sebepten ne dediği üzerine yapılan yorumlar hep aynı eksenden tartışılıyor. hocanın genel kasdı şu olabilir. türk toplumunun irfanı kendi özgün laiklik anlayışını kurgulayamadı. fransız tipi laiklik ingiliz tipi laiklik hatta amerikan tipi laiklik var. neden? üç toplumun da tarihsel mirası ve tecrübeleri farklı. fransa’da incil üzerine yemin etmeye kalkanı akıl hastanesine kapatırlar kamil. amerika’da müslümanın kuran üzerine yemin edip edemeyeceği tartışılabilir. türkiye’de bu tartışılamaz dahi. neden ? laikliğe aykırı. vicdanına sor şimdi diyorum ki türkiye’de bir parlamenter inandığı dinin kutsal kitabı üzerine yemin edebilmeli. ne dersin? ne dersen de bunu kendi laiklik anlayışına yaslarsın ancak, türk tipi laiklik anlayışına değil. çünkü hala şu kadar sene sonra bu ülkenin kendi kültürel mirasından tevarüs eden bir laiklik algısı yok. hadi oluşturalım diyene şüpheyle bakarım. sen de bakarsın aynı şüpheyle ihtimal . hoca olsa olsa bunu diyordur ya da ben bütünüyle yanlış anlamışımdır hocanın meramını. ama gene de o yaşayan en büyük türk sosyologdur dinlemek lazım.
francisco de vitoria 24.05.2008 13:44laikliğin türk milletinin özüyle uyuşamamasından dolayı hali hazırda 80 kusur yıldır doku uyuşmazlığı yaşanıyor.
temelinde dini yok sayan laikliğin yüzyıllarca dinle yoğrulmuş bir topluma entegrasyonu konusunda cumhuriyetin kurucularının yanlışlıkları* bugünkü sorunun kaynağı.
gerçek anlamı içinde laiklik mayası bu millet tarafından tutulmaz. ancak ona yeni bir şekil verirseniz ve milletin inançlarına uygun hale getirebilirseniz tutar. buna da zinde güçler yanaşmıyor. bu noktada da laiklik bir tabu hatta bir dogma olarak ortaya çıkıyor. devlet düzeninde esas alınan bir konunun dogma haline getirilmesi ise abestir.
aslında tartışıyoruz ama yanlış tartışıyoruz. terminolojik geçerliliği konusunda bir fikre varılsa ve bunun üzerinden hareket edilse çok daha verimli olur. ama bu iş din-devlet bağlamında kısır çekişmelere meze yapıldığı için bir sonuca ulaşılamıyor.
ramiz 24.05.2008 14:15laikliği tartışmaktan korkuyoruz çünki;tam olarak ne anlama geldiğini kavramakta zorlanıyoruz öncelikle.laiklik,"din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması"diye öğretildi yıllardır,iilkokuldan liseye,böyle sürdü gitti,taa ki şu son dönemlerde dinin herşeye karışmasından beridir,laiklik her tanıma uyduruldu maşallah.bilinirmiydi ki laiklik,laik olmak aslında her türlü yeniliğe açık olmak,ekonomik alanda,siyasi alanda her alanda yeniliklerle daha iyi bi yere gelmek olarak da tanımlandığı.hayır bilinmezdi,herşeyden önce düşünülmezdi çünkü bu canım ülkemizde bunlardan önemli bitmek bilmeyen konular var değil mi?
türban gibi mesela.her zaman biz değilmiyiz herkes özgürdür ne istiyorsa yapar diyen,nedense işimize gelmediğinde öyle güzel bahaneler bulabiliyor ki şu güzel beynimiz,ülkemizin en önemli sorunları bir anda ortadan kalkıp yerinitartışılması o kadar önemsiz şeyler alabiliyor şu ülkede,işte burda laiklik tanım olmaktan çıkıp beyinlerde anlamlı,anlamsız bi şekilde yer buluyor,sonrada bize tercih meselesi olarak sunulmaktan ileri gidilemiyor.
laikliği tartışmaktan korkuyoruz.neden?çünkü laiklik bi sürü anlama geliyor.neyi tartışacağımızı kestiremiyoruz.bu öngörememezlik korkuya neden oluyor.laiklik türkiyedeki ineklerin verimli süt verebilmelerinden ormanları korumamız gerektiğine kadar bir çok anlama gelir.ayrıca çingeneleri küçümsemememiz,terli terli su içmememiz gerektiği gibi tanımları vardır.görüldüğü gibi laiklik güzel bişeydir.ama bizi hep korkuttular ve bir tanıma hapsettiler.ben kendi adıma açıkçası korktum ve burdan soruyorum şerif mardine ve yetmiş milyona;hocam tartışalım ama hangi laikliği?
less is more 24.05.2008 14:28 ~ 24.05.2008 14:28korkulan tartışma, her kavram gibi laikliğin de nasıl anlaşıldığından çok ne olduğunun ortaya konması ve artık tartışıp durmaya mahal bırakmayacak derecede netice verici tartışmak usulü, korkan da bu konuda ilkokul veya köşe yazarı veya başkaca köşelerden edindiği bilgileriyle tartışanlar değil bu konunun gerilim konusu olmaktan çıkmasını sağlayabilecek yeterlikteki kişi ve/veya kurumlardır.
tüm dünya çıksa laiklik en bi süper ultra ilkedir, tanımı da şudur bundan başka birşeyi kapsayamaz, dese bile eğer benim idaremdeki insanlar bundan zarar görüyorsa ve bu zarar giderilebilecekse tartışmak lazım, ciddiyetle. eğer ciddiyetle tartışılmazsa sike dolanır, doğru netice alınmaz, diye düşünmekteyim.
ayrıca genel olarak 15-20 seneye bir darbe ile hayatını sürdürmekte olan bir ülkede insanların bir sürü kavramı tartışmaktan korktuğunda şüphe olmamalı. ay nesinden korkuyonuz tavrını anlamıyorum.
-laikliği tartışmaktan korkuyoruz
+korkmayın korkmayın alttan ustten havasını aldınız zaten
-yok yani o bab ta değil
+anladın sen beni hocam.
tartışmanın mantığı ve anlamı üzerinden birkaç kombinasyon sıralayalım. ama öncesinde ve arada ilgili bkz ları verelim ve kısa bir özet geçelim.
dogma/#905606
kavramlar, özellikle yasa konumundakiler kendisinin tartışılmasına izin vermiyorsa aynı şekilde faydasının yadsınmasına da eşdeğer konumda bir anlayış gösterirler. ve bu anlayışsızlığın sonucu oluşan korkuların kavramın kendisine zararı daha çok dokunur. yanisi "açık açık söyleyemiyorlar da kavramı tartışalım diyebiliyorlar" ın altmetnindeki "karşı taraf korkuyor" senin lehine olan bir durumu yansıtmıyor, aksine senin ne kadar bağnaz ve baskıcı olduğunu anlamamızı sağlıyor. şimdi, mantık çok basit: kavram tartışılmadığı sürece aksi de tartışılmaz ve genelde bu tip durumlarda aykırı olan değil genel olan zarar görür.
eleştirinin doğruluğu-yanlışlığı ve yasanın tartışılıp-tartışılamaması kombinasyonlarını sıralayalım kafanıza yatanı melekeleriniz ölçüsünde değerlendirin, cevabı bana pm olarak yollayın, not vereceğim.(manyak mısınız?)
*eleştiri yanlış ve yasanın tartışılaması yasak
*eleştiri yanlış ama yasa tartışılabiliyor
*eleştiri doğru ama yasanın tartışılması yasak
*eleştiri doğru ve yasa tartışılabiliyor
yanlış kavramının göreceliğine gelecek eleştiriye cevaben: yasanın hukuku (doğruluğu ya da yanlışlığı) evrensel olarak nitelendirilen ölçek ile, ulaşılması gereken amaçlar doğrultusunda (minimum rasyonellik ile) bireylerin hayat standartlarında hedeflenen maksimum düzey belirleniminden hareketle sağlanabilir; bu minvalde yasa konumundaki kavramın hukuku güvenimizin olmadığı tekil bir perspektifte değil diğer ulusların da içinde bulunduğu ortak bir paydadan değerlendirilebilir. fakat burada yasanın değil eleştirinin yanlışlığını yine genelin kendi değerleri üzerinden etiketlediği bir anlayışı hesaba katarak kıyaslayacağız. yasanın yanlışlığını ve doğruluğunu da kombinasyona katıp cılkını çıkartabiliriz tabi fakat burada asıl önem arz eden yasanın yanlışlığı veya doğruluğu değil, tartışılamaması açısından ritüel konumunda olması.
* eleştiri yanlış ve yasanın tartışılaması yasak
bu tip durumlarda(aslında aynı durum eleştirinin doğru olduğu durumları da içerir bu yüzden ikisini de bu öncülde irdeleyebilirdik) eleştirinin doğruluğu ya da yanlışlığı bir önem arz etmez çünkü doğru tek paydada toplanmış ve tamamen yasanın varlığına, faydasına atfedilmiştir, yasa olmazsa (anarşi doğar komünizm gelir, ana bacı namus tehlikede, e çünkü mal ortak kadın da mal ya, sonuç poligami; ya da dinciler her yeri ele geçirir şeriat gelir, bir erkeğe 4 kadın olur fena şeyler #905607 ) insanlar ne yapacaklarını bilmezler çünkü yasasızlık veya türlü yaftalara maruz kalmış diğer ideolojilerin devralacağı bir sistem halk nezdinde her açıdan korku vericidir. yine de burada yasa doğru olsun olmasın en çok zararı yine yasanın kendisi görür. çünkü doğruluğu eleştiriye, sınamaya açılmamış bir doğru insanların gözü kapalı uydukları totaliter sistemin dogması olur ve insanlar yasanın varlığını da savunamazlar. #905608 çünkü bir düşünceyi ya da kavramı kafadan doğru saymak ile halkın fikir bildireceği ve ciddiye alınınp fikrinin karşılığını göreceği bir ortak aklın karar veren olacağı bir tartışma sonucu fikrin doğru sayılması arasındaki fark bilmek ve inanmak arasındaki farktan yani yasanın doğruluğunu savunanların eleştiriye cevap verebilecek derecede yasanın mantığını bilmeleri ile eleştirilere cevap verememeleri, yasanın mantığını bilmemeleri körükörüne inanmaları ile alakalıdır ve bu aradaki fark çok derindir.
*eleştiri yanlış ama yasa tartışılabiliyor
farz edelim yasanın doğruluğundan kesinkes eminiz bu durumda gelecek eleştiriler bizim daha çok işimize gelmez mi? doğruluğuna inandığımız bir sistemin eleştirilmesinden neden korkalım ki? nedeni daha önce de söylediğimiz gibi bilmek ve inanmak arasındaki farkta yatar. yasa öğreticilerden öğrenenlere aktarılırken de öğrenenlerin benimsemesi yönünde değil tevarüsü yönünde gerçekleşir, kültür, gelenek, töre gibi.(bu öncüllerle de ilişkili bir durum var aslında. mesela "eleştiri yanlış ama yasanın tartışılması yasak" demiyoruz, "...ve..." diyoruz. bu iki cümleciğin birbirlerine dair mantık ilişkilerinde sanki olması gerekenmiş gibi eleştiri yanlışsa yasanın tartışılması da yasaktır gibi bir alaka kuruyoruz ya da ben şu an saçmalama hakkımı kullanıyorum ve kendi organize ettiğim bir mantık sonucu ortaya çıkan "ve-ama" ikiliklerine kızıyorum, ya da yanlış kullanım var. anlayan izah edebilecek olan bana da anlatsın) neyse, bu öncül iyidir güzeldir.
*eleştiri doğru ama yasanın tartışılması yasak
burada mantık hep ters yönde çalışır yani iyi olana yönelinmez kötüden kaçılır (via negativa gibi) çünkü iyi veya doğru olarak nitelendirilebilecek sistemlerin mantığı yoktur sadece o sistem olmazsa olabileceklerin korkusu vardır. bunlar yasaklarla kurulmuş korku yasalarıdır, zorla insan beynine sokulan önyargılardır. yalanı da hazırdır: "gerçek bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır" yüzlerce yıl ortaçağın karanlığında yaşamış olan insanlar aydınlığı göremeden yok edilen hayatlar gerçeğin mutlaklığına, ebediliğine, palavralarına inanmadılar mı? "bir gün hak yolunu bulacak" e bulmadı be ablam, öldün gittin işte.
yasanın doğruluğunu tartışamayacak bir birey o yasayı tam olarak uygulamış sayılmaz. çünkü yasanın temellerinden, mantığından habersizdir. veeleştiri geldiğinde savunamadığı için yasaya daha çok zararı dokunur. olması gereken sistemin sürekli sorgulanması ve sisteme adapte olabilmiş, doğruluğunu kesinkes bilen ve bunu izah edebilecek olan bireylerin varlığıdır.
*eleştiri doğru ve yasa tartışılabiliyor
tartışılsın lan yeter daraldım valla. şaka bir yana(şaka bir yanaymış keh keh, uyuz eder bu laf da şaka bir yana hey allahım lafa bak neyse şaka bir yana biz devam edelim) kısaca diğer öncülleri de toparlayarak bir özet ile bu öncülü de açalım. temelde bütün bunlar ifade özgürlüğü ile, demokrasi ile alakalıdır. yani bu sistemlerin temel direğini oluşturan kesinsizlik, çok sesliliktir esas meselemiz. doğru ya da yanlış her fikirde iyi olanı bulup tartışmanın getirceği faydalar ile sistemin devamını sağlamaktır amaç.
son olarak aslında bahsetmek istediğim bu sinek ikilisi(doğru-yanlış) değil gerçek olandır. yani kabul edilebilecek tek gerçek: eleştirinin, farklılıkların kabulünün, bireylerin ifade özgürlüğünün ve doğruların çarpışmasıdır.
korkmuyoruz, çünkü öyle bir ilkedir ki; kendisinden korkmak dahi aysaktır. bizim ülkemiz öyle bir ülkedir ki, dünyaya önce gelenin borusu ilelebet ötecektir...anayasadaki "değiştirilmesi teklif dahai edilemeyen maddeler" bunun en sarih örneğidir. düşünseniz, öyle bir madde ki; bizden öncekiler düşünmüşler, taşınmışlar, en mükemmelini bulmuşlar. o kadar mükemmelmiş ki; geleceği dahi ipotek altına almış. bırakın onu değiştirmeyi, değiştirmeyi akıldan geçirmek bile yasakmış... işte laiklik de öyle bir şey bizim için...aklımızdan geçirmek dahi yasaktır.
yogunbazli 25.05.2008 18:54