yamulmuyorsam bu haftasonu kutlayacagımız peygamber efendimiz (s.a.v)'in
dogum günü etkinlikleri..
#287443
· dunyanin sonu (7)
· sarhos (2)
· armagan caglayan (2)
· 105 yasindaki bakirenin uzun yasama sirri
· gel barisalim artik (2)
· a e
· sam mendes (2)
· saw v
· temdit penaltisi (3)
· opelemek
· minnos
· kedi isimleri (4)
· sus (2)
· gerizekali kisisel iletiler (2)
· kravat
· ilk kez show programina cikan turkucu
· rip
· gotune maydanoz sokulan koyunun psikolojisi (2)
· sabir
· giorgio armani (3)
· ucuncu nesil yazarin ucuncu nesil yazarin basligini acmasi (2)
· leanardo dicaprio nun kate winslet i fordlamasi (4)
· 1930 larin sonunda 40 larin basinda cocuk olmak (2)
· katre
· avea nin full cektigi yerler
· turasan
· cenin
yamulmuyorsam bu haftasonu kutlayacagımız peygamber efendimiz (s.a.v)'in
dogum günü etkinlikleri..
20 nisan peygemberin doğum günüdür.ama kutlu doğum haftası hicri takvime göre kutlanır.
pioggia 27.03.2007 20:30peygamber efendimizin doğduğu haftadır.
bir kandil daha gül süz geçiyor
özlüyoruz ama o gül geri gelmiyor
ey gül ümmetin garip kaldı haberin olsun
tüm gariplerin kandili mübarek olsun
gül ü seven herkese o gül şefeatçi olsun.
en cok sevinmeye sebeb olan haftadir. zira o'nun (sallallahu aleyhi ve sellem) yuzu suyu hurmetine yaratildik.
fevrihareketler 29.03.2007 14:49allah'ın huzuruna çıktığımızda, günahlarımız ve cennete girmemiz için bize şefaat edecek, tüm müslümanlar için ümmetim diye bahseden yüce allahın kuran-ı kerimde her varlığı onun yüzü suyu hürmetine yarattığını söylediği kişinin doğum günüdür.bu vesilesiyle bütün hafta peygamberimizi anma onu daha yakından tanıma ve tanıtmak için yapılan etkinliklerdir.bu haftada ona daha fazla selavat getirmemiz , onun yaşam tarzı ve hadislerini daha yakından incelememizin altı çizilir.
bütün gönüller hep onu hatırlıyor...
bolca salat-ü selam -allahumme salli ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve eshabihi ve barik ve sellim- getirmemiz gerektiğine inandığım haftadır. zira şu dünyayı şereflendiren, hakiki insan olabilmeyi kendisine borçlu olduğumuz sevgilinin teşrifidir söz konusu olan. buyur efendim -salat sana selam sana ve ailene olsun- hoşgeldin manasına gelir salat-ü selam. evet hoş geldin, sefalar getirdin efendim! herkese kutlu olsun...
edeb yahuu 30.03.2007 01:07bu hafta anısına:
kur’an soruyor
kur'an'da insana yönelik sorular var. kur'an rabbin kelamı.
öyleyse sorular, halık'tan insana yönelen sorular.
insan, kendisine herhangi bir varlık tarafından sorulan sorular karşısında duyarsız kalamaz. bir çocuk soru sorsa, anne – baba soru sorsa, öğretmen soru sorsa, devlet soru sorsa... kimine zorunlu olarak, kimine gönüllü olarak cevap verir insan. cevap vermediği zaman, içinde bir ukde kalır.
-nereye gidiyorsunuz?
-neden böyle düşünüyorsunuz?
-neden üzülüyorsunuz?
-bu işin içinden nasıl çıkacaksınız?
-kimin peşine düştüğünüzün farkında mısınız?
-bu cinayeti neden işlediniz?
-yediğiniz yemeğin içinde zehir olduğunu biliyor musunuz?
-yürüdüğünüz yolun uçurumda son bulacağını bilmiyor musunuz?
-zorlu bir yolculuğa çıkacaksınız. yol için bir şeyler hazırladınız mı?
hayatı boyunca böyle binlerce soru sorulur insana... insan ister istemez kafa yorar, cevap arar... çünkü işin içinde kendi hayatı vardır.
allah'tan gelen sorulara gelince, belki de insan için en hayati sorular bunlardır.
çünkü soruyu yaratan sormuş, yarattığı varlığın ser -encamına ilişkin en doğru istikameti kazandırmak için sormuştur.
yaratan'ın yaratma fiili abes olmadığı gibi, sorusu da abes olmaz.
kitabı boşuna gönderilmiş değildir. o kitaptaki tek harf, hatta tek hareke bile boşuna değildir.
insan hayatı dünyadan ukbaya doğru akmaktadır.
soruların tamamı insan hayatı ile ilgilidir.
öyleyse, dünya hayatı ile ilgili soruların cevabı bir gün mutlaka istenecektir.
soru yaşamaya ilişkinse, cevap, yaşanıp yaşanmadığı ile ilişkili olacaktır. soruyu sorana “evet yaşadım”, ya da “hayır yaşamadım” tarzında cevap verilecektir.
soru düşünmeye ilişkinse, soru inanmaya ilişkinse, soru sevmeye ilişkinse, soru bir yanlış davranışı neden yaptığına ilişkinse...
insan, her bir soru için anlamlı, inandırıcı cevaplar geliştirmiş olmalıdır.
bir dünyaya gidiliyor ki, dil konuşmasa bile eller, ayaklar, deriler cevap verecek.
cevabı hazırlamak için öncelikle soruya muhatap olmak gerekiyor.
-bu soru başkasına değil, bana soruluyor! ya da başkası ile birlikte bana soruluyor.
sonra soruyu kavramak, özümsemek ve hangi nitelikte cevap isteniyorsa o cevabı bulmak gerekiyor.
kur'an, mesela, “rabbinizin hangi nimetini yalanlarsınız?” diye soruyorsa, hem defalarca soruyorsa, durup düşünmek lâzım.
bir ayette nimetler söz konusu edilerek “saymak isteseniz sayamazsınız” deniyor. demek ki sayıya gelmeyen bir nimetler yekunu var. acaba bunlar içinde görmediğimiz, unuttuğumuz hatta yalanladığımız nimet var mı?
belki de hemen, bir “nimet sayımı”na gitmemiz icap edecek. nefesi tut, bir nimeti keşfet. bir parmağını bağla, bir başka nimeti keşfet, tek ayakla yürü, bir başka nimet... çiçekleri kaldır, gözlerini yum, kulaklarını kapa...
“gökten suyu kim indirirdi o olmasa... yerden bitkiyi kim bitirirdi? size ateşi kim verdi?
“görmedin mi? görmedin mi? görmedin mi?”
yaratıcı defalarca bu soruyu soruyor.
demek görmüyor insan.
-gördüm ya rabbi, görüyorum ya rabbi. diyebilmektir cevap.
-gök nasıl yükseltildi biliyorum ya rabbi, dağlar nasıl çakıldı yer yüzüne, yer yüzü nasıl döşek haline getirildi, biliyorum. sen varsın hepsinin ibdasında, inşasında...
kur'an, yani halik-ı zülcelal soruyor:
-kim var, allah'a karşı size yardım edecek?
demek insandan böyle tavırlar müşahede ediliyor. insan, sanki allah'a karşı sığınaklar arıyor, yardımcılar bulmak istiyor... herkesin yaratanı o, kim olabilir insanı halık'tan daha çok sevecek, ona daha çok ikram edecek, ya da o'nun gazabı söz konusu ise, kim engelleyecek bunu? her varlığı o yaratmadı mı?
insan, şayet davranışlarında böyle arayışlar varsa, ebedi âlemde onun hesabını vermeyi düşünecek, çünkü bu sorular cevabı verilmek üzere soruluyor.
isterseniz en başa dönün. halik-ı zülcelal en baştan bir düşünce dünyası inşa edebilmemiz için soruyor:
-sizi boş yere, oyun eğlence olsun diye mi yarattık? başıboş bırakılacağınızı ve hesaba çekilmeyeceğinizi mi sandınız?
işte sorular nizamının omurgası... soru sorulmuş, cevabı da içinde:
-sizi boş yere, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık, bir. mutlaka hesaba çekileceksiniz, iki.
soru soruluyor ki, insanoğlu onun üzerinde düşünsün, hayatın mebdeini - meadını idrak etsin.
-neden az şükredersiniz?
-şükretmez misiniz?
-akl etmez misiniz?
-neden düşünmüyorsunuz?
defalarca soruluyor bu sorular kur'an'da...
şükür isteniyor, akl etmemiz isteniyor, fikr etmemiz isteniyor... görmemiz isteniyor.
-namaz kılan bir kula mani olanı gördün mü? yalan söyleyen, yüz çeviren adamı...
o da gündeminde olsun, demek bu... karakteri düşük bir adam o, onu bil, demek.
yaratıcı soruyor:
-size şeytana tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır demedim mi, ve bana kulluk edin, doğru yol budur demedim mi?
bu sorunun bizden beklediği cevap nedir? yarın nasıl bir hayat dosyası götürürsek halik-ı zülcelale, bizim, sorunun cevabını en doğru şekilde verdiğimize hükmedecek acaba?
yaratıcı soruyor:
-ey iman edenler! yapmadığınızı neden söylersiniz?
bu soru inananlara soruluyor. başkalarına söylediği halde kendisi yapmamak gibi bir illet söz konusu demek ki inananlar için...
nasıl verilir bu sorunun cevabı?
bir iki yüzlülük sorgulaması bu.
aslında en zoru, bu sorunun bize bu dünyadan göçtükten sonra sorulması hali. çünkü geri dönüş yok, telafisi yok.
anadolu'da terennüm edilen bir ilahi vardır:
“derse mevlam ben ne cevap vereyim?
aslında ebedi hayatın başlangıcı, bir hayat sorgulaması halinde geçecek.
binlerce soru konacak insanın önüne?
kur'an'ın sorularını anlamak ve üzerimize almak, “bu soru bana soruluyor, bunun cevabını hazırlamalıyım” demek, ebedi hayatın sorularına hazırlanmak anlamına geliyor.
yaratıcı soruyor:
-nereye gidiyorsunuz?
allah'ın yolundan başka nereye gidilebilir? şeytan'ın adımlarına uymanın getireceği felaketi düşünün, demek bu.
“nereye gidiyorsunuz?” sorusunu duyan insanın, şöyle bir durup, istikametini yeniden tayin etmesi ve “o'na doğru koşması” gerekiyor.
kur'an sorularla bizi, doğru bir imana götürmek ister. zihinlerimizi sora sora arındırır, olmazları sora sora gösterir? “olmazlar” kur'an dilinde adeta “buna nasıl inanırsınız?” şeklinde bir soru olarak çıkar karşımıza.
inanılması gerekenler “dünyanızda bunlar bunlar var, buna nasıl inanmazsınız?” şeklinde bir soru kalıbına dönüşür.
yanlış tapınmalar, “bu da tapılacak şey mi? kendi kendilerini bir sinekten bile koruyamayan şeylere tapınılır mı?” sorusu ile çıkar önümüze...
kur'an kendi içinde, insan muhakemesini adeta soru yağmuruna tutar, ta ki gerçek iyice özümsensin...
kur'an sorularıyla insanın saplantılarını silkeler, cevapları ile gönülleri durultur.
yeter ki kur'an'a kulak verilsin.
hayatta kur'an'ın soru ve cevapları ne kadar erken kavranırsa, o kadar müstekıym bir hayat inşa edilir.
hiç şüphe etmemek gerekir ki, halik-ı zülcelal, bir gün sorgu meydanına çağıracak insanoğlunu... cevap kağıtlarından emin olarak varmak gerekiyor o meydana... çünkü ikmali – bütünlemesi yok hayat sınavının...
sevgili'ye özlemin had safaya ulaştığı şu kutlu doğum günlerinde, okuyup da paylaşmak istediğim ahmet taşgetiren beyin genel yayın yönetmeni olduğu altınoluk dergisindeki yazısıdır.
http://www.altinoluk.com/
http://www.ahmettasgetiren.com.tr
önceki dönemlerde 23 nisan'a denk geldiği için ordunun saçma sapan eleştrilerine maruz kalan etkinlik.
bu seneden itibaren diyanet tarafından daha erkene alınmış. 14-20 nisan tarihlerinde kutlanacak.
kimi dangalakların götünü yırtsa da engel olamayacağı etkinlik.
kendi tapındıkları şeytanlarına kavuşana dek bunu görecekler ve daha da kuduracaklar. ağızlarındaki salyalarla pisliklerini etrafa saçmaya çalışsalar da hakikati örtemeyecekler.
kutlu olsun kutlu doğum haftası. nice insan görünümlü şeytanlara rağmen.
"hiç gerek yoktu" diyerek mütevazi davranışlar sergilediğim hafta. kasılıyorum.
Kechi 13.04.2008 13:09ugruna hayatlarini dalkavuktan farksiz gecirdikleri fasafisolar icin, salt ortaligin amina koyan bi’ guruhun hicte azinlikta olmayan "digerleri" icin i$kence boyutuna varan tacizlerine kar$in sesini cikaranlara yine kendi beyinlerinde tahayyul ettikleri kendi mukemmel(!) tanrilarinin yarattigi ve ba$edemedigi $eytana ithafen yaptiklari benzetme ile bok atmayi marifet sayan insanliktan nasibini almami$larin iyice kendilerinden gecip kuduz kopekleri andiracaklari etkinlik olacaktir.ba$larini yesinler in$allah. (!)
ne yazik ki $eytan kiligindaki insanlar olarak kendileri ilgili mahlugu daha cok andiracak, birilerine giren cikanlarsa beyhude gecirdikleri trajikomik hayatlarinda muhabbed’in degimiyle ho$ bir anirma sedasi olacaktir.
edit: ironiden anlamayan nesle a$ina degiliz demi$ atalarimiz.aklima geldi hatirlatayim dedim.
#892604
peygamberimiz doğduğunda da ,sözüm meclisten dışarı, müşrikler böyle nefret kusup onu katletmeye çalışıyorlardı...kısa bir temsil gibi oldu, emeği geçen herkese teşekkürler.+rep.*
14 nisan 2008 tarihinde diyanet işleri başkanı ali bardakoğlu trabzon'da açılış töreni yapacak. akabinde "peygamberimiz hz. muhammed'in kuşatıcı çağrısı" konulu panel düzenlenecekmiş.
15-16 nisan tarihlerinde yine trabzon'da "islam medeniyetinde bir arada yaşama tecrübesi" konulu sempozyum düzenlenecek.
başkanlık ve türkiye diyanet vakfı işbirliğiyle ihtiyaç olan illerde öğrenci yurdu yapılması için yardım kampanyası düzenlenecek. hafta boyunca belirli merkezlerde başta kuran-ı kerim meali olmak üzere, diyanet işleri başkanlığı ve türkiye diyanet vakfı yayınları ücretsiz dağıtılacak.
kocatepe camisi avlusunda, 18 nisan 2008 cuma günü 3 bin kişilik "kutlu doğum aşı" ikram edilecek. ankara'da 3 köyde, 29 mayıs tıp merkezi tarafından sağlık taraması yaptırılacak. hastane, cezaevi, kimsesizler ve yetiştirme yurtlarının ziyaret edilecek ve ihtiyacı olanlara yardım yapılacak.
#901488 entry sebebiyle yeniden düşünmeme vesile olan organizasyon. şimdi yekten konuşup bu defa da sözlüğe sızmış provakatif din düşmanı sıfatını layıkıyla hakedebileceğimi düşünerek diyorum ki; bu çakma organizasyon pekbir anlam ifade etmiyor. hele hele hz muhammed’in yüzü suyu hürmetine yaratılmışlığım fikri kocca bir safsatadan ibaret. bunu deyimleyen hadis uydurma. tekrar etmek gerekirse alemlerin yaratılması da insanın var edilmesi de makro bir ilahi plan. detayları uzun ama kesinlikle ve kesinlikle bir beşerin -peygamber de olsa- yüzü suyu hürmetine değil. bunun böyle olmaması da garip değil, acı değil, din dışı değil. gelelim peygamberin doğumuna. gün olarak bir doğumu idrak etmek doğu toplumlarının bir özelliği değil. örneğin islam takviminin başlangıcı bir an meselesi değil bir eylem meselesi. hicret bir an değil bir eylem. o hayattayken kendi doğum gününden bahseden bunu kutsal kabul eden bir anlatı ya da rivayet yok. organizasyonun tarihselliği de yok. çakma organizasyonun tek psikolojik nedeni isa’nın doğum gününe alternatif bir organizasyon yeşertmek. eski dönemde şöyle bir tartışma mevcuttu.yahudiler musa’nın hıristiyanlar da isa’nın en kral peygamber olduğuna, kendi irfanlarından, delil bulmaya çalıştıklarında müslümanlar da alternatifler aramaya başladı. bunlar onu manasız yüceltmelere kadar vardırıldı. 40 erkek kuvvetinde olduğu gibi beşeri ve reel dünyaya has abartıları daha sonra, yeryüzünün onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, ilk yaratılanın nuru muhammed denen ruhani bir varlık olduğu gibi safsatalar izledi. kuran’ın özüne ters bu mantık inananların peygamberler arasında ayrı yapamayacağı kuralı ile düzeltilmeye çalışıldı. fakat görünen o ki bu türlü yapay yüceltme merakları devam ediyor. diyanete tavsiyem de olacak; eğer hatırlamak ve hatırlatmak istiyorsanız, yani gaye en azından bir haftada olsa peygamberi hatırlatmak ise, işi hamasete sıkıştırıp vay yetimdi vay karnı aç gözü yaşlı büyüdü gibi ajite, arabesk teraneleri bırakıp onun sözünü yazın kocaman bilboardlara din güzel ahlaktır diye. bak ne kadar basit bir klişe. hede hödö demeden hoca nedir bu din dediğiniz peygamberin anlattığı şey? diyen adamın derdini de çözersiniz. adamı hasta etmeyin. pragmatik olun biraz.
francisco de vitoria 23.04.2008 12:33 ~ 23.04.2008 12:35