kurtler

1.

kürtlerle ilgili toplumsal ve siyasi sorunları ele alan dinlerini, dillerini inceleyen belgesel nitelikli kitap. kürt sorununun degişik siveler kullanılması, dinsel ve toplumsal etkenlerde ayrım olması gibi sebeblerle daha da girift bir hale gelmesi ve hakkında güvenilir bilgi kaynagı olması üzerine yazılmış. güvenilirmidir bilmem ama arka kapagındada yazdıgı gibi orta dogu yla ilgileniliyorsa sayet okunulması gereklidir. yazarı kreyenbroek sperl dir.

   uzun lafin kisasi   16.03.2008 21:22
   #871537
2.

psikolojinin bir zamanlar tiplere bakarak karakter tahlili yapmaları gibi saçma sapan önermeler dolu kitap.

okunmamalı diyemeyeceğim, çünkü bilinmeyen birşey hakkında yorum yapmak daha büyük avanaklık olurdu.

   tiki avcisi   16.03.2008 21:24
   #871543
3.

yazacak başka başlık bulamadığım için burayı kurban seçtim.

türkleri eleştirirken yanlış yapıyorlar. türklerin onları eleştirdiği gibi eleştiriyorlar. kin kusuyorlar adeta. çünkü cahil çoğunluk, her zaman kürt'ü hırsız seçti, kürt'ü kaba seçti, kürt'ü bölücü seçti. insan yerine koymadı. sonra bu hallere geldik.

kin dediğim de o işte. bu cahil kesim böyle yapa yapa kürtleri de kendimize benzettik. onlar da artık bizi eleştirirken bok atıyorlar. çoğunluğu aptalmış türklerin, olabilir de bunu söylemen doğru mu? ne farkın kaldı seni ite kaka bu hale getiren türklerden?

demem o ki haklıyken haksız konuma geçmeyin. siz de bize benzemeyin. objektif olun konuşurken, duygusal değil. sizli bizli konuşmamızı sağlayanlara daha fazla yardım etmeyin. ne olur...

   andjustice4all   16.11.2008 21:19
   #1087825
4.

öldüler.özgürce yaşayamazken bu dünyayı;ölüyorlar.ölmek fiziksel değildir çoğu zaman mentaldir de.çok insan öldü.kürdü,ermenisi,rumu, çerkezi,eşcinseli,işçisi,gerillası,kadını,teöristi,erkeği,askeri..kuşlar öldü hatta;kediler öldü bu memlekette.

hepimiz ermeniyiz dedik.hepimiz siziz dedik;hepimizin kim olduğunu bile bile.tabularına sarındılar.

türklüğe dair tabuları olan bu ülkede,bir halkın insanları eşitliği ölümde yaşadı sadece.ölümden çok benzeyen yoktur insana der bir yazar.onlar ölürken kendileri olabildiler sadece;olabiliyorlar.

ölümün içinde doğanlardı onlar.belki biz de biraz.bu ülkenin tabuları hakkıda bir şeyler söylemek bile 'ötekileştirmeye' yetti bizi.tabuları için yakıp yıktılar kanattılar.biz her seferinde kanayanlar devam ettik bir şeyler mırıldanmaya.

sonunda biraz fark ettiler.hep bi şeyleri değiştirmeye çalıştığımız bu ülkede bi gariplik olduğunu hissettiler sonunda.

bıçaklarını sallamaya devam ediyorlar.biliriz sadece şovenistler asar keser bu memlekette.hiçbir şeyi değiştirmeyi başaramayacağız belki de;ama biz gülümsemeye başladık bu kez,ufak da olsa bir umutla.

   heliumsunset   16.11.2008 22:38
   #1087910
5.

hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi alıntıyı yaptırıyorlar bana:

muhtelif fikir çevrelerinde yavuz’un kürtleri katliama tabi tuttuğu ve hatta onlar hakkında ağza alınmayacak ifadelerle dolu olan bir dörtlüğü olduğu ileri sürülmektedir. bu doğru mudur? elbetteki bu iddianın tam tersi doğrudur. bunu şöyle açıklayabiliriz. şöyleki, yavuz olmasaydı, bugün doğu anadolu’daki ehl-i sünnet olan kürtler, şî’a’nın tasallutu altında olurlardı. osmanlı devleti'nin doğu anadolu ile alakası, xv. yüzyıla kadar uzanır. ancak bölgenin osmanlı devleti’ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514'de kazanılan çaldıran zaferi’nden sonradır.

bilindiği gibi, şah ismail, iran'da kısa bir zamanda safevî devletini kurmuş ve doğuda hem osmanlı devleti için ve hem de âlem-i islâm'ın birlik ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale gelmiştir. şehzâde selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz trabzon sancakbeyi iken fark etmiş ve babasını istanbul'da ikaz dahi eylemişti. fakat, ıı. bâyezid, tedbir alamamanın yanında, şi’îlerin tahrikiyle çıkarılan şah kulı isyanını da önleyememişti. anadolu'yu şiîleştirme hedefini güden ve her geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan şah ismail, bir türlü durdurulamıyordu.

nihâyet yavuz sultân selim padişah olunca, şuurlu âlim ibn-i kemal'in de yerinde ikazlarıyla, hem islâm birliğini bozan ve hem de doğudaki sünnî kürt ve türkmen aşiretlerini rahatsız eden safevî tehlikesini bertaraf etmeye azmetti. allah'ın yardımıyla 1514 tarihinde kazanılan çaldıran zaferi ile, şah ismail'in anadolu üzerindeki siyasî ve dinî emellerine son verildi. bu mühim zaferin kazanılmasında tamamen sünnî olan ve gazada yavuz selim'in yanında yer alan sünnî kürt ve türkmen aşiret beylerinin de büyük rolü vardı. anadolu'nun ve hatta musul ve kerkük civarının da osmanlı devleti’ne katılması gerekiyordu. bu iş nasıl yapılmalıydı? kılıçla ve savaş yoluyla bu mümkün değildi. zira bunlar da hem müslüman ve hem de ehl-i sünnet vel-cemaat idiler. bununla beraber, bu bölgenin kendi başına kalması, hem mahallî halkın güvenliği açısından tehlikeli ve hem de osmanlı devleti'nin de müslüman bir ülke olması; islâm'ın kahramanca müdafaasını yapan böyle bir devlete itaat etmenin siyasî ve hukukî açıdan bir farklılık meydana getirmeyeceği ve hem de islâm birliğinin teşekkülü gibi gayelerle münferiden hareket edilemeyeceği ortadadır.
işte bu hakikatı idrâk eden kürt ve türkmen beyleri, istimâlet ile yani kendi meyil ve arzuları ile, osmanlı devleti'ne itaat etmenin zaruretini anlamışlardır. büyük âlim idris-i bitlisî tarafından padişah'a yapılan telkinler neticesinde, doğu ve güneydoğu bölgesinin tamamı, bir iki ay içinde osmanlı devleti’ne iltihâk etmişti.

osmanlı devleti'nin değişmeyen siyâsetinin kaynağı ve dayandığı hukukî temeli, islâmiyetin getirdiği hükümlerdi. osmanlı devleti, kur’ân, sünnet, icmâ’ ve kıyas yoluyla vaz’ edilen hukukî hükümler yanında, islâm hukukunun müsaade ettiği ölçüde her mahallin örf ve âdetlerine de hürmet gösteriyordu. bu sebeple, osmanlı devleti’ne tâbi’ olan bir müslüman beylik, dâhilde ve hâriçte, farklı bir sistemle karşılaşmıyordu. mesela, doğudaki kürt ve türkmen aşiretleri, osmanlı devleti’ne iltihak etmekle bir şey kaybetmemişlerdi; belki kazanmışlardı. işte osmanlıya bağlılığın sırrı burada yatıyordu.

daha önce de izah ettiğimiz gibi, osmanlı devleti sahip olduğu topraklar üzerinde, ırka ve maddî sömürüye dayanan bir ayırıma gitmiyordu. zira topraklarının dahilinde bulunan her yer dâr’ül-islâm sayılıyor ve bütün müslüman ahali de bu ülkenin aslî vatandaşı kabul ediliyordu. zaten osmanlıyı avrupa'dan ayıran en önemli hususiyet de buydu. osmanlı topraklarında yaşayan insanların arasında düşünülebilecek en önemli farklılıklar, bazı örf âdetlere münhasırdı. rengi ve şekli farklı olsa da, bütün müslüman osmanlı ahalisi, yemede, içmede ve hatta giymede dahi aynı dinin esaslarına tabi’ oldukları için, aralarında ihtilafa vesile olacak ciddî bir şey mevcut değildi. mesela, müslüman türklerle kürtler arasında mevcut olan bazı ufak ve önemsiz farklılıklar dışında, aralarında dinî, ahlakî, kültürel ve coğrafî çok büyük azamî müşterekler vardı. bu sebeple de, doğu anadolu'nun siyasî, dinî, kültürel ve idarî bütünlüğünü bozmak ve parçalamak maksadıyla içerde ve dışarıda yapılan faaliyetlerin, bölge halkı arasında müessir olması çok zordu.

çaldıran zaferini takip eden 1516 yılında, yavuz sultân selim, kendisine doğu anadolu'nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur âlim ve tarihçi idris-i bitlisî'ye, doğu ve güneydoğu bölgelerinin osmanlı devleti'ne ilhâkı için vazife veriyordu. böylesine ehemmiyetli bir zamanda islâm birliğinin zaruretine inanan başta bitlis hâkimi şerefüddin bey, hizan meliki emir davud, hısn-ı keyfâ emiri eyyubîlerden ıı. halil, imâdiye hâkimi sultân hüseyin olmak üzere 25-30 tane kürt beyi (ümerây-ı ekrâd), osmanlı devleti'ne itaat arzularını padişaha iletmişlerdi. şah ismail'in diyarbakır muhasarası için gönderdiği orduyu on bin kişilik idris-i bitlisî kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı beyler, bu hâdiseden önce şi’îlerin diyarbekir'i muhasara altına almaları üzerine, yavuz sultân selim'e tarihçe müsellem olan tarihî arîzayı, yardım talep etmek ve osmanlı devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade etmek gayesiyle göndermişlerdir.

“can ü gönülden islâm sultânı’na bî’at eyledik, ilhâdları zâhir olan kızılbaşlar’dan teberri eyledik. kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid’atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve şafi’î mezhebini icra eyledik. islâm sultânı’nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık. cihada gayret gösterdik ve islâm padişahı’nın yollarını bekledik.
bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. bizim beldelerimiz kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. sadece islâm sultânı’na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. sizin inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. zira kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. sadece allah'ı bir bilip muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur.”

bu mektûb üzerine konya beylerbeyisi hüsrev paşa kumandasında ve idris-i bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, şah ismail'in diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumâr eylemiştir. xx. asrın idris-i bitlisî'si olan bediüzzaman 1910'larda osmanlı devleti'ne karşı isyan etmek isteyen kürt aşiret reislerine hitaben diyor:

“altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. ona bedel, onların akıl ve ma’rifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. elhâsıl, türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. dik başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. bu azmimizle başka milletlere ibret dersi vereceğiz. iyi evlâd böyle olur... ittifakta kuvvet var, ittihâdda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaatte selâmet var. ittihâdın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak zaruridir.”
diyarbekir'in safevî devleti'nden alınmasından sonra kürt beyleri arasındaki gayretlerini sürdüren büyük âlim idris-i bitlisî, bu faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda doğu ve güneydoğudaki kürt ve türkmen beylerinin osmanlı devleti'ne itaatlerini temin eylemiştir.

idris-i bitlisî vasıtasıyla doğu ve güneydoğu anadolu bölgelerinin kısa bir zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla osmanlı devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan yavuz sultân selim, bu büyük âlimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. mektubunun başında diyarbekir vilâyeti’nin sulh ile ve istimâlet yolu ile fethine vesile olduğu için idris-i bitlisî'ye teşekkür eder. sonra da manevi takdirleri yanında ona gönderdiği bazı maddî hediyeleri zikreder. osmanlı devleti'ne kendi arzularıyla tâbi olan beylerin ve bunlara bağlı olan sancakların mikdarlarını ve tahrîrî bilgileri hazırlamasını emreder. diyarbekir beylerbeyi bıyıklı mehmed paşa'ya beyaz hükm-i şerifler gönderdiğini ve osmanlı devleti'ne bundan sonra da tâbi olacak olan bey olursa, gönderilen tuğralı beyaz kâğıtlar kullanılarak onlara berâtlarının yazılmasını emreder. yani bugünün vilâyetleri ve hatta devletleri, kendi arzu ve istekleriyle ve hem de birer mektup ile osmanlı devleti'ne bağlanmaktadır. devlete bağlanan beyler arasında ihtilaf ve ihtilal vuku bulmaması için gereken tedbirlerin alınmasını ve in’âm ve ihsanların da ona göre yapılmasını ister.

mektubun sonuna doğru, anadolu'yu şi’îleştirmek isteyen şah ismail'in kendisine elçiler gönderdiğini, bin bir türlü yağcılıklar yapıp sulh istediğini, ancak onun sözlerine ve ıslah olduğuna inanılmaması icab ettiğini belirterek gerekli tedbirlerin ihmal edilmemesini emretmektedir.

bu gayretlerin neticesinde, yıllar sürecek harplerle elde edilemeyecek zaferlere ulaşıldı. şark diye adlandırabileceğimiz ve bugün doğu anadolu, güneydoğu anadolu, musul ve kerkük'den itibâren kuzey ırak ve haleb'i de içine alan kuzey suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda arap, türkmen ve kürt aşiretleri osmanlı devleti'ne iltihâk eylemiştir. bu iltihâklardan bazılarını beraber görelim:

1) kürt ve türkmen beylerinden istimâlet ile kendi meyil ve arzuları ile itaat eden 25'den fazla aşiretten ve reislerinden bazıları şunlardır: bitlis hâkimi emir şerefüddin; hizan meliki emir davud; hısn-ı keyfâ emîri melik halid; imadiye hâkimi sultân hüseyin; cezire hâkimi şah ali bey; çemişgezek hâkimi melik halil; pertek hâkimi kasım bey.... ayrıca suran, urmiye, atak, cizre, eğil, garzan, palu, siirt, meyyafarakin, sason, sincar, çermik, malatya, urfa, besni, harput, mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya osmanlı devleti'ne iltihâk etmişlerdir.

2) kürt ve türkmen aşiretleri gibi, güneyde yer alan arap aşiretleri de yine kendi irâdeleriyle osmanlı devleti'ne iltihâk etmişlerdir. aralarında ibn-i harkuş, ibn-i said, benî ibrahim, benî sâyim, benî atâ aşiretleri, safed ve gazze şeyhleri ile haleb ileri gelenlerinin bulunduğu seçkin bir temsilciler heyetinin yavuz'a takdim ettikleri ve aslı topkapı sarayı’nda bulunan şu itâ'at mektubu çok manidardır:
“bizler, canlarımız, mallarımız, iyâlimiz ve dinimizin emniyeti için size itaati arzuluyoruz. islâmı tatbik ve adâleti te’sis için sizin hâkimiyetinizi zaruri görüyoruz “.[1]

yavuz sultân selim ve kürtler konusunda ileri sürülen önemli fikirlerden biri de yavuz sultan selim’in doğuda bağımsız bazı küçük kürt devletlerine müsaade ettiği ve asırlarca bu devletlerin varlığını sürdürdüğü iddiasıdır. bu konuyu da önce osmanlı devleti’nin doğuda kurduğu idare tarzı nasıldı onu kısaca açıkladıktan sonra, bu iddiaların doğru olup olmadığına işaret edelim. esasen bu iddiaların da osmanlı devlet teşkilâtını bilmemekten ve konu ile ilgili bazı belgeleri yanlış yorumlamaktan kaynaklandığını hemen burada işaret edelim.

bilindiği gibi, osmanlı devleti'nin idarî yapısının temelini kaza, sancak ve eyâletler teşkil ediyordu. ancak osmanlı devleti, bugünün amerika’sı gibi, mutlak bir merkeziyetçilikten tamamıyla uzak bir anlayışa sahipti ve idaresi altına aldığı bölge ve cemiyetleri, çeşitli özelliklerine göre farklı idare tarzlarına tabi tutuyordu. yani eyalet ve sancakların istanbul'a olan bağlarında ayrı ayrı statüler söz konusuydu. işte osmanlı devleti, çaldıran zaferi’nden sonra doğu anadolu'da diyarbekir merkez kabul edilerek musul, bitlis, mardin ve harput da dahil olmak üzere bütün doğu anadolu'da gayet geniş bir eyâlet meydana getirmişti. kanunî süleyman devrinde yeni bir düzenleme yapılarak van'da ayrı bir eyâlet daha teşkil olundu.

doğu anadolu'daki sancakları, idare tarzı açısından, her iki eyâlette de, üç ana guruba ayırmak mümkündü. bunları kısaca özetlemekte yarar görüyoruz.
birinci gurup, klasik osmanlı sancakları şeklindeydi. yani osmanlı devleti'nin diğer bölgelerinde tatbik edilen idare usulü burada da cari idi. sancakbeyleri doğrudan merkezden tayin olunurlardı ve herhangi bir imtiyaza sahip değillerdi. bu sancaklar tımar sistemine dahildi. diyarbekir ve van eyaletlerindeki bu tür sancaklar, umumiyetle aşiret yapısı kuvvetli olmayan yerlerde teşkil edilmiştir. diyarbekir eyâleti'nde merkez amid, harput, hasankeyf, akçakale, sincar, zaho, ergani ve çemişkezek sancakları ile van eyaleti’ndeki erciş ve adilcevaz sancakları, bu tür sancakların başlıca örneklerini teşkil ederdi.

ikinci gurup, yurtluk ve ocaklık tarzındaki sancaklardır. fetih esnasında bazı beylere hizmet ve itaatleri karşılığında, devamlı olarak sancak ve has şeklinde tevcih edilmiştir. bunlara ekrâd sancakları da denir. hatta kürdistan eyâleti sancakları da denmektedir. bunlar klasik osmanlı sancaklarından farklıdırlar. zira sancakların idaresi genellikle bölgeye eskiden beri hâkim ola-gelen nüfuzlu, eski mahallî beyler ve hânedanlara terk edilmiştir. hayat boyu sancakbeyi olan bu idareciler vefat ettiğinde, yerlerine oğulları veya diğer yakınlarından biri geçmektedir. devlete ihânet ettikleri takdirde değiştirilebilmektedirler. seferde beylerbeyi’nin hizmetine girmekle mükelleftirler ve bu memleketlere merkezden kadı tayin edilir. arâzîleri tımar nizâmına tabidir. imtiyazlı sancaklar da diyebileceğimiz bu sancaklardan diyarbekir eyaleti’ne bağlı 13 ve van eyaletine bağlı olarak da 9 adet mevcut idi. çermik, pertek, kulp, mihrani, siirt ve atak diyarbekir'e bağlı bu tür sancaklardandırlar. müküs ve bargiri de van'a bağlı bu tür sancaklardandırlar.

üçüncü gurup ise, hükümet adı verilen sancaklardır. bunların idâresi, fetih esnâsında gösterdikleri hizmetlerden dolayı tamamen yerli beylere terkedilmiştir. sancakbeylerinin tayinine merkezî idare asla karışmaz ve ellerine verilen ahidnâmeler gereğince, bunlar azl ve nasb edilemezler. arâzîsinde tımar nizâmı cari değildir. dahilde tamamen müstakil olan bu bölgeler, hariçte yani askeri ve siyasi alanda bölgedeki osmanlı beylerbeyine tabidirler. diyarbekir eyâletinde hazzo, cizre, eğil, tercil, palu ve genç sancakları; van eyaletinde ise, bitlis, hizan, hakkari ve mahmûdi sancakları bu mahiyette osmanlı sancaklarıdır. yani bunlar, bağımsız birer devlet tarzında değil, sadece icranın başı olan beyin tayini ile arazinin statüsünün tesbitinde müstakil yetkilerle donatılmışlardır. zaten toprak itibariyle de, diyarbekir veya van eyâletinin içine serpiştirilmişlerdir.

kısaca özetlediğimiz bu sistem, daha ziyade doğu anadolu’da’da uygulana gelmiştir. sebebi bu bölgede daha önce müstakil veya iran’a bağlı beylerin fetih esnasında osmanlı devleti'ne sadakat göstermeleri ve en önemlisi de, hem itikadî açıdan ve hem de amelî açıdan, osmanlı devleti ile aralarında herhangi bir farkın bulunmamasıdır. başlangıçta hizmet ve sadakat karşılığı verilen bu sancakların durumu, daha sonra ailelerin tasarrufuna bırakılmış ve tanzîmât dönemine yani 1840'lara kadar bu hal aynen devam etmiştir.[2]

http://www.osmanli.org.tr/yazi-1-139.html

   38150708828647   22.02.2009 12:44
   #1209155
6.

çokça zamandır türkiye'de asimile edilmek istenen etnik grup.
ve fakat gel gör ki;

zorunlu asimilasyon başarılı olamadı


genelkurmay başkanı org. ilker başbuğ, 14 nisan'da harp akademileri komutanlığı'nda yaptığı konuşmada gerek osmanlı, gerekse cumhuriyet dönemlerinde kürtlere "sistematik asimilasyon uygulanmadığını" ileri sürdü.
bu görüş gerçeği yansıtmıyor. osmanlı değil ama cumhuriyet döneminin kimlik politikaları, zorunlu (yani sistematik) asimilasyonu hedefledi.

tarihe baktığımız zaman ya ulusların kendilerine bir devlet kurduklarını ya da devletlerin kendilerine bir ulus inşa ettiklerini görüyoruz. bunların birincisine başlıca örnek almanya, ikincisine başlıca örnek fransa. iki model arasında neredeyse devletlerin sayısı kadar çeşitlilik var. türkiye'nin izlediği yol fransa modeline hayli yakın. şöyle ki, türkiye cumhuriyeti osmanlı imparatorluğu'ndan miras kalan çok sayıda etnik ve dinsel gruptan "modern" bir türk ulusu inşa etmeye girişti. 20. yüzyılın başında geçerli olan anlayışa göre, "modern" bir toplum ancak aynı dili konuşan ve aynı kültürü paylaşan, türdeş bir toplum olabilirdi. bu toplum aynı zamanda "laik" olmalıydı, yani din toplum hayatından dışlanmalı, bireylerin vicdanlarıyla sınırlanmalıydı. cumhuriyet'in kimlik politikaları bu amaçlara hizmet edecek şekilde oluşturuldu.

1924 lozan anlaşmasında sayılan gayrimüslim gruplara azınlık hakları, yani dil ve kültürlerini koruma hakları tanındı. farklı etnik ve dinsel gruplardan oluşan müslüman çoğunluktan (yani türkler, kürtler, araplar, çerkesler, arnavutlar, boşnaklar, pomaklar, vs.) ise "türkçe konuşan, türk kültürüne bağlı ve diyanet işleri başkanlığı tarafından temsil edilen sünni islam yorumuna inanan bir türk ulusu" inşasına girişildi. yapılmak istenen, osmanlı'nın "islam milleti"ni, "türk milleti" olarak bir potada eritmekti. 1924 anayasası'nın 88. maddesi, bu hedefi ifade ediyordu: "türkiye halkına din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle türk denir."

eğitim sistemi tümüyle zorunlu asimilasyona, yani kültürel bir örnekleştirme hedefine odaklandı. bu bağlamda kürtler, aleviler, tarikatların temsil ettiği islam'ın halk yorumları yok sayıldı. kürtçe dili, kürtçe adlar yasaklandı, bu hedefe yönelik iskân (yerleştirme) politikaları uygulandı. zorunlu asimilasyon politikaları, kürtlerin bir bölümü de dahil, hayli başarılı oldu. ne var ki, kendi bölgelerinde yoğunlaşan kürtler buna direndi. 1925'ten başlayarak, bir hesaba göre 29 kürt isyanı yaşandı. son pkk ayaklanması dahil, bunların ortak yönünün, kürt kimliğinin yok sayılmasına direniş olduğu söylenebilir.

zorunlu asimilasyon politikaları, demokrasiye geçişle birlikte entegrasyon politikalarıyla da desteklendi. bu bağlamda kürtlere, kürtlük iddia etmemek koşuluyla, sosyo-ekonomik alanda fırsatlar (ülkenin her yerine yerleşebilme ve her mesleği edinebilme imkânları) ve politik haklar (seçme ve seçilme hakları) tanındı. türkiye elitlerinin önemli bir kısmının kürtlerden oluşmasının nedeni budur. ne var ki, entegrasyon politikaları da ancak kısmen başarılı oldu. kürtlük bilinci yaşamaya devam ettiği gibi, demokrasinin genişlemesiyle birlikte güçlendi.

1990'larda kimlik politikalarının kısmen gözden geçirilmesi zorunluluğu doğdu. 1991'de kürtçe yasağı kalktı, kürtçe gazete ve dergiler yayınlanmaya başladı. 2002-2004 ab reformlarıyla, uygulamada çok çeşitli sorunlar yaşanmasına rağmen, kürtçe eğitim ve yayın, kürtçe kişi isimleri üzerindeki yasaklar kaldırıldı. 2009 başında trt şeş yayına başladı. 1991'den itibaren kürt kimlik taleplerini dile getiren partiler kurulmaya başladı. ardarda kapatılsalar da, bu partiler 1999'dan itibaren yerel yönetimlerde iktidara gelmeye başladı; 2007'de bağımsız adaylar aracılığıyla tbmm'ye girdi. 2009'da tbmm kürsüsünden kürtçe konuşmanın suç olmadığına hükmedildi.

ne var ki kürt kimliğinin serbestçe yaşanması ve geliştirilmesi üzerindeki yasakların bir kısmı ve uygulamadaki baskılar devam ediyor. bu yasaklar kalkmadıkça türkiye'nin huzur ve istikrara kavuşması mümkün olmayacak.

şahin alpay, 24 nisan 2009, zaman

   mr nobody   24.04.2009 02:30
   #1336409
7.

<bkz: k..rt>

   kutsanmamis azize   24.04.2009 02:34
   #1336413
8.

dünyada ne suriye, ne iran, ne ırak ne de başka bir ülkenin kabullendiği varlıklardır... şimdi türkiye de seveni de söveni de var bunların ben sövenlerdenim... devlet değilim herkesi sevmek zorunda değilim kimse de hiç bir zaruriyet de aksini sağlayamaz.

bir doğu bloku ülkesinde açılan şişe cam fabrikasında çalışan türk pasapotlu bir işçi 14 yaşında bir kıza tecavüz ediyor, bunu bir taksiciden dinledim.

söylediği şuydu; -: adam kendisinin türk olduğunu söyledi ama inanmadık, çünkü türk köyleri ile iç içeyiz. ama bizim gibi türklerle yakın olmayanlar onun türk olduğunu düşünüyor ve sizlere bakışları da bu ve bunun gibiler yüzünden iyi değil...

türkiye yetmezmiş gibi türk kimliği ile başka yerleri de kirletip duranlar, terör estirip kundaktaki bebeğe sıkanlar, ülkemden parça isteyenler, türk'e türklüğe ve türkiyeye yani ekmek yediği kapıya sövenler... allah aşkına gidin, neresi olursa gidin madem çok matah bir halt görüyorsunuz avrupaya gidin, sığınmacı olun.

ırak halepçe katliamında içimizdekiler yetmiyormuş gibi bir de bunları içimize alanların allah bin belasını versin.

   et dovecegi vol 2   28.04.2009 17:03 ~ 17:05
   #1347404
9.

karadenizliyim, en az bizim kadar namusa gurura düşkün adamlardır bunlar..

   sipa   28.04.2009 17:09
   #1347412
10.

türk milletinin bir parçasıdır.

   siyah beyaz   28.04.2009 17:10
   #1347415
11.

çoğu kişi tarafından sevilmemekle beraber birçok türkten daha şerefli ve daha erdemli insanlardır. eğer içlerinde hainlik yoksa insanı* kıskandıracak derecede insandırlar.

   kaleidoscope   28.04.2009 17:46
   #1347491
12.

'ne mutlu turkum!' demeyi kendilerine yakistiramayan turk vatandaslaridir.
dogal olarak butun kurtler soyledir boyledir diye bir genelleme yapilamaz fakat benim hissettigim bu.turkiye cumhuriyeti'nin her turlu olanagindan yararlanabilip her defasinda haksizliga ugradiklarini beyan ederler.butun buyuk sehirlerde sıcak paranin dondugu marjinal islerde onlar vardir.hep ezilen olduklarini iddia edip siyasal bir olusum icine girmek beyin ve birikim gerektirdigi icin kolay olani secip daglarda tc ile savasmayi tercih edenleri de vardir.olmek,kan dokmek en kolayi.al eline silahi bas tetige.tabi siyasal bir olusum icine girseler bile terorizmi desteklemek yine kolaylarina gidiyor.kardesce yasamak saygidan gecer.bu ulkeyi bolmek istemek saygisizligin daniskasidir.ben kurtlerin haklarini aramalarindan rahatsiz degilim.her zaman da desteklerim.fakat hicbir hak,kanla boluculukle alinmaz.hakli oldugun mucadelede haksiz duruma dusersin.
kurtler hakkinda genelleme yapmak haksizlik ve yanlis olur ama kesin olan sey bu ulkeyi beraber kurduk,beraber yasatacak olan yine bizleriz.

   maximgorki   28.04.2009 18:34
   #1347575
13.

kürt kültürünün en önemli yazılı kaynaklarından biri olan şeref han’ın 1597’de yazdığı “şerefname” adlı tarih kitabından kürtler;

''şeref han’a göre, kürtlerde çokeşlilik yaygındır, çok çocukları olur. bu sebeple her yere yayılabilirlerdi ama “aralarında öldürme yaygın”dır, “birbirlerini yok ederler”, bu yüzden nüfusları da çok artmaz.
kürt aşiretlerinin hep birbiriyle kavga ettiğini anlatan şeref han’a göre:
“kürtler arasında, şimdilik, genel olarak emrine uyulacak ve yargısı uygulanacak bir kimse bulunmadığı için, çoğu kan döker, güvenlik ve düzen kurallarını çiğnerler. kürtler en ufak ve en önemsiz nedenlerle ayaklanarak, önemsiz hatalar ve küçük suçlar yüzünden büyük suçlar işlerler...” (sf. 20, 25)


http://www.milliyet.com.tr/...20toresi&a=taha%20akyol

   all in one   21.05.2009 15:14
   #1395649
14.

nüfusu arttıça nüfuzu azalan bir garip millet

   pezkuviye cudi   21.05.2009 15:21
   #1395661
15.

ter kokuyolar. birisi banyonun yerini göstersin artık.
şimdi biri çıkıp doğudaki eğitim, doğuya yapılan yatırım, devletin doğuyu üvey çocuk olarak görmesi falan filan derse cinnet geçiririm. bir kalıp sabun ve bir miktar su.

   az pilav az kuru   21.05.2009 15:28 ~ 15:31
   #1395673
16.

kaderinde yoksulluk, çile, ezilmek ve acı olan makus talihli bir ırktır.

abd'nin verdiği tasmayı çıkarmayı akıl edene kadar da böyle kalacaktır.

tabiki aklı başında olup insanlık bilinci taşıyan mensupları onları bir gün bu ezilmişlikten kurtaracaktır.

   silsilelerdeki benim o   18.01.2010 21:01
   #1864535
17.

sözlükteki bir kitlenin adı oldu bu resmen. bu bağlamda ''sözlükteki kürtler'' den biri olarak karşımızdaki adamların ne kadar düşkün, ne kadar aciz, ne kadar veletlere has bir ırkçılığın pençesinde olduklarını söylememe gerek yok sanırım. böyle rezillik, böyle kepazelik ömrümde daha görmedim.

   kizil dirilis   18.01.2010 21:06
   #1864548
18.

tarih boyunca osmanlı topraklarında iki defa devlet kurma şansı yakalayıp ikisinde de bu fırsatı elinin tersiyle iten aptal bir jenerasyona sahip idiler.

   ederleziavela   salı, 17:07 ~ 17:07
   #1910331
19.

http://www.youtube.com/watch?v=b5nmsk6qkn8

   hock spit   salı, 17:08
   #1910333
 

özüne dön

reklamı kapat

yazdır

Paylaş