matematiğin kadimliği...
( birer bilinmez kesittik. eşit miydik, eşitsizliklere bulandırılmış birer asal sayı mı bilemedik hiç.
kesinliği olan bir şey vardı ki kendimize bölünmekten başkaca bir işe yarayamadık.
içimizi dışımıza çarp(ıştır)arak, bilinmeyeni bilinir kılanların ucubeler yaratmış olmalarına şaşırmamaklarımız bundandı belki de.
gülümsemeler ardına düşmüş birer asık yüz olduk, sevgiyle aramıza çizilen çizgiler, paylarımızı azalttıkça, paydaların parselleri, çarpıştıranlara düştü.
içimizi, dışımızda taşıyamadık.
boşuna mıydı, iç(ledik)lerimizin, simalarına kurşun çizmelerimiz.
yalanlar söylendi bize...
kahramanlıklarımız, ahlarımız...
çarpıştıkça, büyüdü kandırmacaları matematiğin,
çarpıştıkça büyüdük. )
***
- içimde bir kin var, bana kusmaklar lazım.
; o kadar dışına düşürdün ki beni, yemek borunu kazımak isterdim halbuki,
- seni öteledikçe, ululaşacağım sanmıştım.
; insan kendini, kendinin olanı nasıl öteye iteler.
- yollarını öğrendim bir bir.
nefretler edindim kendime. sen bir avuç kalana kadar büyüttüm onları.
; ve şimdi bir avuçsun.
- bilemedim.içleri dışlarla çarptığımızda, bilinmeyeni bulabiliyorduk oysa. ben bilinmeyen bir mutlululuğun peşindeydim.
; önce parçalara ayrıldık. kesir çizgisin altında ben, üstünde sen kaldık. seni alanlar beni peşkeş çekmek istediler ayrıştırmalara. pay edildik. pay(da) kaldık. bir bilinmezlik kaldı, adına "nefret" diyorlar. onu bulabilmek için, çarpıldık. "iç" "dış" edildik.
şimdi?
elin(m)de ne kaldı?
bir bilinmeyen?
#887738
