1.
bir filmden etkilenmiş gibi gözükese de gerçek bir efsanedir. tek eksiği ’’bir film yıldızı olamaması, sosyetik olmaması, kız arkadaşının olmaması, kontörünün olmaması, üç haneli bir iq’ ya sahip olmaması, yakışıklı olamaması’’ dır. bir çok eksik gibi gözükse de, kendini iyi hissetmek için aynı başlık altında toplar bunları. hayatta mutlu ve huzurlu olabilmek için tek bir engeli yenmesi gerektiğini düşünür. kendisini.
darkleon 05.02.2008 21:39 ~ 25.03.2008 19:13
#852419
4.
ayar vermesiyle tanımış olduğum yazar.
agyar 09.02.2008 03:16
#859167
5.
radyo piiz'de bir login olamamış kişilik..
başarılarının devamını daha doğrusu başlangıcını diliyoruz..
müdüt: sevdiğimizden yazılmış bir entari olduğu halde yanlış anlaşılmışızdır..özür dileriz..
hicbisee 09.02.2008 04:32 ~ 09.02.2008 13:52
#859195
6.
kime sarsam kime sarsam kime sapık olsam da içimde bastırdığım dürtüler egolar tatmin olsa diyip kuradan çıkan şanssız yazaratör.
eklemsi:hele bir de sapığı yönlendirme özelliği var ki süper diyebilirim..
2besh2 25.03.2008 15:32
#879185
7.
o her müzikten hoşlanırdı, bense metalden. yemek yemek için lüks görünümlü ve müşterilerine kendilerini önemli hissettiren türde yerleri seçerdi parası oldukça. benimse böyle takıntılarım yoktu. bir ayaküstü dönerci ya da her hangi işçi lokantası… ne fark eder ki. önemli olan karnımın doyması.
izlediği filmler duygusal olmalıydı. hareketli olacaksa da ille de korku. ben daha eğlenceli şeylerden hoşlanırdım. mesela rockstar fena olmazdı, ya da olağan şüpheliler, komplo teorisi, şöhrete bir adım… bilmiyorum işte bu tür şeyler. dövüş kulübü benim için bambaşkaydı… forever young da onun için.
ama biz, tüm bunlara rağmen beraber müzik dinlerdik. diğerimizin acıkmasını beklemek pahasına beraber yemek yerdik ve tahmin edileceği üzere aynı filmleri izlerdik. o zamanlar uyumak için farklı odalara da ihtiyacımız yoktu. sekiz renkli salonumuzda beraberce yaşardık… yarısı siyah, yarısı gök kuşağı. onun duvarında ünlü erkekler ve güzel kızların fotoğrafları olurdu... benimkinde şarkı sözleri.
sabahlara kadar otururduk hep. kasetçalarda fade to black çalarken susar, önce kendimizi, sonra birbirimizi dinlerdik. o coşkuyla elindeki kola şişesini duvara fırlattığında yaptığım tek şey bir sigara yakıp eline tutuşturmak olmuştu. aşık olurdu hep. aşka karşı farklı bir bakış açısı olduğunu düşünürdü, anlatırdı. dinlemezdim çoğu zaman… “safsın oğlum sen” derdim ama o bunu umursamaz, inatla anlatmaya devam ederdi. çünkü biliyordu ki her ne olursa olsun ben hep yanındaydım. ve biliyorduk ki zaten küçük olan okuduğumuz, yaşadığımız ilçe daha da küçülüp bir oda kadar kalsa yine ikimiz için yeterince geniş olacaktı.
ben pek konuşmazdım. arada sırada bir şeye sinirlendiğimde bağırır dururdum. o da bana bakıp gülümserdi. “o gülümsemeni suratından yok et. sinirimin tadını çıkaramıyorum” diye bağırmıştım bir kez. kahkaha atmıştı. “bahane arama. kızgın olduğun şeye bir bak. senin sebebin olabilecek bir şey mi? gel seninle bir tur atalım” demişti. o mart sabahın 4’ünde dere kenarına gidip iliklerimize kadar üşümüştük. ve o gün bir kat daha sevmiştim bu adamı.
sadece bir kez küsmüştük. küsmüştük diyorum çünkü bunun için ‘kırıldım’ diyemem. ısrarla bir şeyler anlatmama rağmen anlamamıştı beni. zaten karnım aç, param da yok sayılır. cd çalarımı alıp, yürüyerek 40 dakikalık mesafede olan bir tepede, kayalıkların arasındaki küçük bir mağaraya gittim evden çıkıp. yaklaşık 3 saat sonra, gece 2 sıralarında çalan telefonuma uyandım. oydu.
“n’apıyosun?”
“hiç. uyumuşum”
“nerdesin?”
“bizim mağarada”
“iyi…”
“… iyi”
o kadar.
tekrar uyuyamadım. zaten uyumayacak kadar da korkmuştum. gecenin 2’sinde en yakın insana yarım saat uzaklıkta, bir başıma sigara içiyor, müzik dinliyordum. bir müddet sonra crematory “fly” diye bağırırken ve ben kaçıncı sigaranın bilmem neresindeyken çıkageldi. oturdu. bir sigara da o yaktı. gün ışıyana kadar konuştu. anlattı… anlattı. hiç sözünü kesmedim. sadece dinledim… ve barıştık.
her güzel şey gibi okul da bitti bir süre sonra. o, aşık olmaya ve bir şeyleri sürekli anlamlandırmaya devam etti. ben de bir iş buldum kendime. sonra ‘motorsuz motorcu’luktan emekli oldum siyah bir canavarla. alıp bir yerlere götüremeden o’nu, asker oldu. hiç de şafak sayacak bir tip değildi aslında ama, bir gün telefonda söyledi “25 kaldı” diye. ve fark ettim ki birilerini özlemek, bir anlamda buna değer güzellikte bir arkadaşın olduğunu gösteriyormuş… ve bu çok güzelmiş!
bu herif gerçekten mükemmel bir adam.
infinitedreams 10.04.2008 14:03
#890571
8.
<bkz: şu an ağlıyorum biliyormusun>
eski günler geldi iamlegend’ ın aklına... infinitedreams güzel bir sürpriz hazırlamıştı ona ve maziye, yakın geçmişe götürdü onu. üniversite, biga, arkadaşlık, nostalji, sen, ben, o, şu...
belki yaşantımız filme çekilse, oscar’ a aday olmayı bırak, yotube’ de yakın çevremizin bile ilk bir kaç dakikada pes edip izlemeyeceği bir film olurdu ya.. hatta öyle bir film ki bu; ’’ insanları etkilemek için bolca para harcanan efektler, güzel rol kesen aktristler, prezentabl replikler, trenden uçağa atlamalar, film izlensin diye koyulan sevişme sahneleri ... hiçbiri yok! tek bir şey vardı bu filmi izletecek, o da; filmin fonunda, penceresi bile başka bir evin arka duvarlarına bakan sıkıcı gibi gözüken o odadaki kafadarların(hatta kafadaş) kafalarının içindeki dünyayı anlatmak. biz bunu yapıyorduk. dünyalarımızı paylaşmıştık. ne kadar farklı olsa da, tek bir dünyada birleşmişti kafalarımız. (bu birleşmeden küçücük astroidcikler doğdu diye de sıçmak istedim)
bir gün, iki yaşlı kaçığın, motorla bir tura çıktığını, yanlarına aldıkları pideler için tekel bayine ayran sorup tersleyen adamı dövdüklerini, motorları ile okyanusu geçmeye çalıştıklarını, türlü kahramanlıklar için bir ton dayak yediklerini, geçtikleri yerlerde bir iz bıraktıklarını(üzgün kızlar en belirginleridir) duydunuz veya gördüyseniz bilin ki onlar; infinitedrams ve iamlegend ’dır...
darkleon 10.04.2008 17:02 ~ 10.04.2008 20:04
#890701