s b d h i k r

önemli konular

· laf engine v6

hilafet

1.

islami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve yönetime verilen isimdir. halife ise hilafet makamındaki kişiye denir. islam peygamberi muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok islami bir toplum veya devleti vurgulamak için kullanılan bir terim olmuştur. her ne kadar ruhani öğeler içerse de ruhani bir lider olmayan halife islam'ın farklı kollarında farklı tanımlanmış ve hilafet daha teokratik bir anlam kazanmıştır. burada siyasi ve hukuki merkezin yanı sıra halife ve hilafet aynı zamanda ruhani bir merkez oluşturmuştur. tarihsel planın yanı sıra siyaset düşüncesi açısından da farklı hilafet ve halife tanımları mevcuttur.

halife, ilk zamanlarda islam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle başa geldiği halde, emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini almıştır. abbasi hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece ruhani önder veya islami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir. abbasiler döneminde bağdat'ta yaşayan halife, moğolların 1258 yılında bağdat'ı yağmalamaları sonucunda mısır'a memluk himayesine kaçmış, 16. yüzyılın başında yavuz sultan selim'in memluklar'a son vermesiyle birlikte istanbul'a taşınmıştır. daha sonra osmanlı hanedanı'na geçen halifelik, 3 mart 1924 tarihinde türkiye büyük millet meclisi tarafından kaldırılmıştır.

   exnihilo   31.12.2006 07:17
   #162447
2.

birinin yerine geçme anlamına gelmektedir. hilafet aynı zamanda hz. muhammed'in ölümünden sonra bütün müslüman milletlere önderlik etme ve islam şeriatının koruyuculuğu görevidir. hz. muhammed devlet yönetimiyle din yönetimini elinde bulundurduğundan dolayı imam ünvanını da taşıyordu. imamlık görevine "imamet" denilmekteydi. zaman içerisinde imamet ile hilafet kelimeleri aynı anlamda kullanılmaya başlanmıştır.

   Harbi_KIZ_cimbomlu   20.03.2007 12:58
   #275336
3.

<bkz: halifelik>

sevan ni$anyan yanlı$ cumhuriyet isimli kitabının 13. sorusunda ezber bozan iddialarda bulunmu$;

soru 13.


halifelik, "ortaçağ zihniyetinin" eseri miydi? kaldırılması, modern devletin bir ko$ulu muydu?

osmanlı halifeliği, "ortaçağ" zihniyetinden çok 19. yüzyılın modern güçler politikasının bir eseri gibi görünmektedir. kaldırılmasında ise modern devlet özlemlerinden çok, istanbul ile ankara arasındaki siyasi güç mücadelesi rol oynamı$tır.

i. hilafet neydi?

sünni doktrinde hilafet kavramının devlet ba$kanlığı (hükümranlık) ötesinde fiili bir anlam ta$ımadığı, bilinen bir husustur. abbasi halifeliğinin 13. yüzyılda çökü$ünden sonra irili ufaklı birçok islam hükümdarı halife unvanını kullanmı$lardır. yavuz’dan çok önce, örneğin yıldırım beyazıt’ın unvanları arasında "halife" deyimine yer verilmi$tir. aynı devirde delhi, cava ve fas sultanları da halifelik sıfatını benimsemi$lerdir. fas sultanlarının hilafet iddiası günümüze kadar fasılasız sürmektedir.
sünni fıkıhta üzerinde durulan bir hilafet $artı da kurey$ soyundan olmaktır. bu ko$ula uymayan osmanlı hilafeti genel olarak araplar arasında itibar görmemi$, bizzat imparatorluğun merkezinde sünni ulemanın aktif desteğini genellikle sağlayamamı$tır. imparatorluk sınırları içinde ortaya çıkan vehhabi ve sünusi hareketleri, osmanlı hilafeti iddiasına açıkça kar$ı koymu$lardır.

imparatorluk sınırları dı$ında osmanlı halifesi adına hutbe okunmasına, sadece 1860’ların ba$ından itibaren orta asya’da ve 1868’den itibaren hindistan’da rastlanmaktadır. böyle olmasının nedeni de açıktır: hindistan sultanlığı 1858’de lağvedilerek ülke doğrudan ingiliz yönetimine bağlanmı$tır; orta asya emirliklerinin rus yayılması kar$ısında günlerinin sayılı olduğu yakla$ık aynı tarihlerde anla$ılmı$tır. dolayısıyla bu ülkelerin müslüman halkı, islami kural uyarınca adına hutbe okutabilecekleri bir islam hükümdarı eksikliğine dü$mü$lerdir. o tarihte yeryüzünde bulunan ciddiye alınabilir nitelikteki tek sünni-islam hükümdarı ise osmanlı sultanıdır.

ii.

yavuz sultan selim’in halifelik sanını mısır fethinde son abbasi halifesi mütevekkil-billah’tan devraldığı iddiası, tarihi kaynağa dayanmayan bir söylentiden ibarettir. yavuz devri ruznamelerinde ve mısır fetihnamesinde böyle bir olaya yer verilmemi$tir. aynı sefer dolayısıyla yavuz’a intikal eden kabe anahtarı ile hadimül haremeyn unvanının, halifelikle bir ilgisi yoktur. mütevekkil, mısır fethinden sonra üç yıl kadar istanbul’da zorunlu ikamet ettikten sonra, yavuz’un 1520’de ölümüyle ülkesine dönmü$ ve 1543’te kendi ölümüne kadar halife sıfatını kullanmaya devam etmi$tir.
osmanlı padi$ahlarının hilafeti mısır’dan devraldıklarına ili$kin iddiaya, ilk kez muradja d’ohsson’un 1788’de paris’te yayınlanan tableau général de l’empire othoman adlı eserinde tesadüf edilmektedir.

iii.

halifeliğin osmanlılarca hukuki bir anlamda ilk kullanılı$ı, 1774 küçük kaynarca anla$ması ile onu ikmal eden 1775 tarihli aynalıkavak tenkihnamesine rastlar. bu diplomatik metinlerde osmanlı devleti, rus kontrolüne giren kırım’a "bağımsızlık" tanımayı kabul eder. ancak osmanlı sultanının kırım müslümanları üzerindeki dini haklarını mahfuz tutmak için, yasal dayanak olarak halifelik teorisine ba$vurulur. islam tarihinde halife kavramına -papalık gibi- siyasi hükümranlık haklarından ayrı ve sınır-ötesi bir anlam yüklenmesine ilk kez burada tesadüf olunmaktadır. yavuz selim efsanesinin tam bu sıralarda gündeme gelmesi de, herhalde bu yeni olguya tarihi bir zemin arama çabalarıyla ilgili olmalıdır.

1860’larda doğan islamcı hareketin ortaya attığı "ittihad-ı islam" fikri, hilafet iddiasına, etkisini bugüne dek sürdüren bir siyasi boyut eklemi$tir. abdülaziz’in hükümdarlığının son yıllarında, osmanlı sınırlarını a$an bir islam birliği fikri ve bu fikre "halifelik" iddiası yoluyla me$ruiyet kazandırma çabası, osmanlı yönetimine de yansımı$tır.

ancak halifeliğin asıl önem kazandığı dönem, ii. abdülhamid yıllarıdır (1876-1909). abdülhamid, batı emperyalizminin en güçlü olduğu devirde, yeryüzünde az çok itibar sahibi olan tek islam hükümdarıdır. uluslararası haberle$menin ve dı$ siyasetin hızla önem kazandığı bir çağda bu konum, osmanlı sınırları dı$ındaki islam aleminde kendisine belli bir prestij sağlamı$tır. yabancı egemenliğine giren islam toplumları (özellikle ingiliz yönetimine giren hindistan, rus i$galine uğrayan türkistan ve fransızların ele geçirdiği mağrip’te) türk sultanına bir çe$it fahri hakimiyet atfetmeye ba$lamı$lardır. önemli sayıda müslüman nüfusu olan üç büyük emperyalist devlete kar$ı bu prestij önemli bir diplomatik silah olabilir; bu ülkelerin islam halkı osmanlı devletinin siyasi amaçları doğrultusunda yönlendirilebilir. bu nedenle abdülhamid halifelik propagandasına büyük önem verecek, buhara’dan fas’a kadar, islam aleminin dört yanına adamlar göndererek ili$ki arayacaktır. burada halifelik, "ortaçağ kalıntısı" vb. olmak $öyle dursun, tümüyle modern dünyaya özgü bir dı$ politika aracı olarak görünmektedir.

1890’lardan itibaren osmanlı imparatorluğu ile yakından ilgilenen almanya da -büyük devletler arasında islam nüfusuna sahip olmayan tek ülke olarak- türkiye’nin halifelik iddiasına destek vermi$tir.

halifelik iddiasının son büyük tezahürü, birinci dünya sava$ı ba$larında tüm müslümanların halifesi sıfatıyla sultan re$at’ın itilaf devletlerine ilan ettiği cihad-ı ekberdir. alman genelkurmayının onayıyla ilan edilen cihadın asıl gayesi, üç büyük itilaf devletinin müslüman nüfusunu kı$kırtarak dü$man cephesini zayıflatmak olmalıdır. ancak amaç eğer buysa, sonuç hüsrandır. hindistan’daki birtakım kısıtlı aydın çevreleri dı$ında cihat ilanı yankı bulmamı$, koloni müslümanları itilaf devletleri saflarında sadakatle çarpı$tıkları gibi, üstelik bu kez araplar da osmanlı halifesine kar$ı ayaklanmı$tır.

1918 sonrasında halifeliğin artık atatürk’ün deyimiyle "medlulü kalmamı$ manasız bir lafz" olarak kaldığı açıktır. arap ülkelerinin kaybedilmesiyle, türkiye dı$ında osmanlı’nın halifelik iddiasını tanıyan kimse kalmamı$tır. halifeliğin sembolik dayanakları olan mekke ve medine ve hatta kudüs kaybedilmi$tir; her üç kutsal kente sahip olup, üstelik peygamber soyundan gelen ha$imi emirlerinin halifelik iddiası, osmanlı’nınkinden bir hayli daha güçlüdür. zaten türkiye’nin, rusya, ingiltere ve fransa’ya kar$ı imparatorluk politikası güdecek hali ve isteği kalmamı$tır. dolayısıyla, yakla$ık altmış yıllık bir siyasi maceradan sonra halifelik sıfatının rafa kaldırılması, ya da belki eski fahri ve hamasi niteliğine geri dönmesi zamanı gelmi$tir.

iv.

vahdettin’in, ingiliz himayesinde bir halifelik tasarladığı, bu uğurda vatanı "satmaktan" çekinmediği vb. $eklindeki tezin ciddiye alınacak bir yönü yoktur. bir kere ingilizlerin, bugün kendi ellerinde olduğu varsayılsa bile yarın her an kontrolden çıkma potansiyeline sahip olan bir genel islam otoritesi yaratmakta ne çıkarları olacağı belli değildir. ikincisi, ingilizlerin böyle bir niyeti olsa bile, bir ingiliz kuklası olan mekke $erifinin, ingiltere’ye cihat açmı$ osmanlı hükümdarına oranla bu göreve daha uygun bir aday olacağı açıktır. üçüncüsü, hilafetin "kıymet-i harbiyesi" 1914’teki cihat olayında yeterince belli olmu$tur. vahdettin’in, atalarının altıyüz yıllık saltanatını harcayıp, hiçbir gücü, hukuki dayanağı ve ciddiyeti olmayan bir hayal mahsulü sıfatla niçin yetinmek isteyeceği anla$ılamaz.

"ülkeme ve tahtıma dokunmazsanız, ben de halife olarak size dost bir siyaset izler ve hindistan müslümanlarını kı$kırtmam" tavrı, zayıf bir diplomatik tavır olabilir (zayıftır, çünkü ingilizlerce ciddiye alınması için bir neden yoktur, ve hindistan müslümanlarının kı$kırmadığı belli olmu$tur). ama hilafetin ülke yararlarına aykırı olduğuna kanıt gösterilemez. "hilafet uğruna vatanı satmak" diye nitelendirili$indeki mantığı kavramak ise imkansızdır.

niçin kaldırıldı?

halifeliğin 1924’te kaldırılması kararına, halifelik kurumunun içeriğinden çok, osmanlı hanedanının yurt içinde tek parti rejimine kar$ı potansiyel bir muhalefet odağı olmasından duyulan kaygılar yol açmı$ gözüküyor. 1922’de saltanatın lağvı sırasında, mustafa kemal’in, halifeliği ayrı bir makam olarak korumaktan yana gayet tutarlı ve inandırıcı sözleri vardır. ancak cumhuriyetin ilanından sonra, tek adam rejimini içlerine sindiremeyen muhaliflerin, adeta bir mıknatıs gibi istanbul’daki halifeye yönelmeleri üzerinedir ki son halifenin sınırdı$ı edilmesi gündeme getirilmi$tir. bu a$amada çıkartılan "yobazlık", "ağa han mektubu", "ingiliz parmağı" vb. iddialarını, daha çok, tasfiye kararına bir gerekçe bulma gayreti olarak değerlendirmek doğru olur. kaldı ki amaç halifelik makamını iptal etmekse, halifenin ve tüm hanedan üyelerinin niçin apar topar sınırdı$ı edildikleri anla$ılamaz.

tunçay’a * göre, "m. kemal pa$a, hilafetin kaldırılmasını, kendi gücünü topluma kabul ettirmek, onaylatmak anlamında bir ’kuvvet gösterisi’ diye dü$ünmü$ olabilir. bu da, onun cumhuriyeti ve devrimleri kendi ki$iliğiyle özde$le$tirtme sürecinin bir parçasıdır."

edit: c/p değil, alın teri.

   elaijsa   20.07.2008 10:58 ~ 20.07.2008 11:02
   #979955
4.

www.hilafet.de

sancağın altına toplanın bebişlerim.

   meczup   20.07.2008 15:52
   #980151
5.

iyi ki kalmış dediğim müessese.

   annuit coeptis 13   20.07.2008 16:20
   #980164
 

yazdır

etiket bulutu

ekşi sözlük  sözlük