boş, değersiz, önemsiz olan şey veya kimse..
*
#93876
+ sozlukte butun gun online gorunen bos beles gayler (3)
+ hayat
+ sevgiliyle uyumak (2)
+ profesor
+ wish you were here (2)
+ hadis i serif (2)
+ mahalledeki bela cocuk (6)
+ dede (3)
◊ baslik degil cigir aciyorum (3)
+ tsigalko (2)
◊ kac yasina geldiniz hala sikim sikim smilelar kullaniyorsunuz
◊ disin arasina sikisan yemek kirintisi (5)
+ usumeyi ozlemek (4)
+ bir kahve alip gelen msn insanlari
◊ gaydar
◊ porno duskunlugu (3)
◊ biyigin sosyal hayata etkisi
+ annenin odaya terorist gibi dalmasi (4)
+ kurt kizlari (4)
+ babanin oglu (2)
+ istiyorum veriyor musun (2)
◊ nisan saci (2)
+ benimle bi aksam yemegine ne dersin (2)
+ cem adrian (2)
◊ 2018 dunya kupasi (4)
◊ kurban psikolojisi (2)
◊ care yok (2)
+ ankara
+ ee ne zaman seks yapariz (2)
bir erkan oğur ve okan murat öztürk albümü.. 1999 tarihli olup enstrümental parçalardan oluşmaktadır..
albümde yer alan parçalar:
1. <bkz: tutam yar elinden>
2. <bkz: zahid bizi tan eyleme>
3. <bkz: güzel aşık cevrimizi>
4. <bkz: yağcılar zeybeği>
5. <bkz: dedim kız yaşın nedir>
6. <bkz: dede ile balta>
7. <bkz: bulut>
8. <bkz: pınar başından bulanır>
9. <bkz: zümre-i nacileriz>
10. <bkz: söğüt ’ün erenleri>
11. <bkz: yüzün gördüm dedim>
tasavvufta görülen bir fenomen. vahtet-ül vücud, zühd-ü kalb ve türevlerinde rağbet gören disiplin. dünya nimetlerinden el ayak çekip kendi köşesine çekilmek ve allah’ın tekliğinde kendini bulmakla zuhur eden düşünce. her şey bir hiçbir şeydir... diğer yandan rusya kökenli felsefi düşünce ise nihilizmdir ki vardığı nokta ve disiplini konusunda yukarıdakilerle hiç ilintisi yoktur. varlık sorununu ’hiç’ üzerinden tanımlayan düşüncenin popüler savunucusu nietzsche’dir. tüm değerler bir safsatadır; gelişmiş versiyonu anarşizmdir ve idealizm sülalesine aittir. <bkz: hiççilik>
bir tepki, böyle olunca onun yokluğu anlam kazanmakta.
boşuna söylenmişlere eylem niteliği kazandırdığım kelime... anlaşılmamaktadır. bu durum ise çok olağandır...
hiçlikten hiçlik çıkar.
hiçlikten; özgürlük çıkar, buna dayanmak ise mümkün değildir. o yüzden insanlık kendinden bu denli korktuğu, sağ duyusuna bu denli az güvendiği için kuralları yaratmış hiçliği ise metafiziğe indirgemiştir...
iş üstünde yakalanan insan evladının sarf ettiği kaçınılmaz kelime.
şu tür konuşmalarda çok geçen bir kelime:
yardım etmeye çalışan iyi niyetli insan:neyin var
suratından bin parça düşüp herşey normalmiş gibi davranmaya çalışan insan: hiç, yok bişe
<bkz: ölür müsün öldürür müsün>
tasdik ünlemidir.
- vardı da biz mi içtik
-hiç...
neyzen tevfik’in -hiç’in azab-ı mukaddesi-adlı albümünde ney taksimleriyle şahane bir şekilde betimlediği olgu..
nfk şiiridir.
alemin küfre göre, hem başı, hem sonu "hiç"...
"iki hiç" arasında varlık olur mu hiç?..
-ı-
durmaksızın bakıyordu deli bir büyük boşluktan:
- siz hergeleler! siz bilemezsiniz benim size vaat ettiklerimi!
adamın deli olduğuna inanan çevre köyler bu admın çığlıklarından bıkmış ve bilgeden yardım istemeye gitmişlerdi:
koro:
bilge bize yardım ediniz, biri daha, ah biri daha hiçliğine boğulup saçmalamakta!
bilge:
size yardım edicem ama şunu biliniz ki hiçliği görmemekte bir deliliktir...
bilge yorgunluktan bitap düşmüş halde dağa çıkmış oturmakta olan delinin yanına çömelmişti gülen yorgun gözleriyle:
- biliyorum ki sonunu görmekte ve şu halde umutları yok etmektesin!
deli gözlerini faltaşı gibi açmıştı:
-bilge diyorlar sana ama şunu bil ki birşey bilmiyorsun, sen sadece güldürmeyi bilirsin!
böyle dedi ve kahkahalara boğuldu...
bilge de gülümsedi:
-şimdi sizin bir deli olmadığınızı görüyorum, benim kendi deliliğim için beni affedin
deli derin bir nefes aldı, sinirlenmişti bilgenin bu sözlerine, bir süre sustuktan sonra bilgeye hışımla döndü! :
-hey bilge! sen eğer bu yaftanı hakettiysen söylermisin bugüne kadar ne yarattın? ne sıklıkla raks edersin!
bilge şaşırdı ve ordan hemen kaçması gerektiğini anladı, bu kadar hiçliğe bulanmış biri sadece doğruları söyleyecekti ve bilge henüz doğrular için hazır değildi....
darkofdirt
-ıı-
’’- yeni lisanınız! >hiçliğin sözleridir dökülen! biliniz ki bize bir tek hiçlik eşit kılar, şunu da bilin ki bu durumda farkı yaratıcak onurlu yok oluşlarınızdır! hala anlamadınız mı değerin adını! kulaklarınızı açınız, hala sizi fakirlikten ne korur, sizi acıdan ne alıp çeker, sizi ne mutlu kılar görmüyor musunuz! doğal olduğuna inandığınız her şeye lanet olsun!....’’
delinin bu ağır sözlerini düşündü köylü, uyuyamıyor ve eşit olma fikrinin dayanılmaz çekiciliğiyle yanıp tutuşuyordu,deliyi bulup konuşmaya karar verdi ve sabah erkenden çıktı yola...
onu nehir kenaırında yalnız başına otururken gördü, gülüyordu deli kendi kendine, oturdu yanına
- söyler misiniz bana, eşitlikle ilgili söylediğiniz bu hiçlik, gerçek mi,bunu başarabilir miyiz?
deli:
bir büyük kahkaha daha!
-sen köylü benden daha delisin, hiçlik yokoluşu kabul etmekmiş gibi konuşuyorsun, bir an seni ciddiye alsam kendi sözlerime kızabilir vicdan azabından yanıp tutşabilridim ama unutma ben sadece bir deliyim!
- ama sen eşitlik dedin!
-ben acıdan kurtulan her insanın eşit olduğunu söyledim-yani yok<oluş- sen köylü nasıl benimle eşit görürüsn kendini! sen eşit olmanın senin özüne aykırı olduğunu görmüyor musun! kibrini görmüyor musun! beni günahlarına bulaştırma!
böyle diyerek yine koşmaya başladı deli koşarken bağırmaya başladı yine
- unutma köylü yok oluş kabul edilmez! sen var olan birşeyi kabul etsen ne olur! hiçlik her söz ! aynı tad, her yemek ve renk, her aşk ve sıcaklık aynı! sen farklı mı olduğunu sanırsın! hepiniz delisiniz!
darkofdirt
hiç olmak aşık olmaktır. önce hiç olursun sonra hep olursun.*
şehirde ilk gün
1.seans
deli uzun bir yürüyüş sonrasında şehire geldi. ilk olarak insanların topluca alışveriş yaptıkları pazar yerlerini gezmeye ve onları izlemeye karar verdi...
yürürken insanlar arasında; insanların bu karışıklığa ve bu ortaklığa nasıl katlandıklarını düşünüyordu. üstü-başında alışılmamış giysiler olduğu için insanlar ona bakıyordu. o bu duruma alışkındı. sol kulağında birçok küpe vardı ve kollarında özgürlüğü temsil eden dövmeler vardı. bunlar kayan yıldız ve bir büyük hortum dövmesiydi., hafif kirli sakalı, altına giydiği bol keten pantolonu üstüne her yanında dökülen, paça parça ve yarı yırtık beline doğru darlaşan bir gömlek giymiş bunun tasarımını kendi yapmıştı...
yolun ortasında nerdeyse ona hiç bakmayan, limon satan bir çocuk gördü...
deli:
- çocuk ne yapmaktasın?
+ ne yapmalıyım! bir limon alır mısın?
- ah çocuk, bunu düşünmeliyim, bu durumu! ama beni bırak şimdi, neden burda olduğunu söyle?
+ doymak zorundayım!
.....
h........i................ç
deli allak bullak oldu. bu insanlar; yaşama içgüdüleri adına köleliği mi seçmişlerdi?
her daim söylediği şarkıların hiç bu kadar derinlerde olduğunu farketmedi. derin bir hüzüne boğuldu...
max stirner’den:
biricik ve mülkiyeti
ben ve hiç
benim yetkim
meselemi hiçe bıraktım
«cinler yaşıyor!» dünyaya şöyle bir göz gezdir ve söyle, her nesnenin içinden bir cin seni seyretmiyor mu. şu ufacık ve sevimli çiçekten gelen ses, ona bu muhteşem güzellikteki şekli veren yaradanın sesidir; yıldızlar, kendilerini dizen tinin haberini müjdeliyor, dağların tepelerinden aşağıya doğru yücelik tini esiyor, çağlayan sular özlemin tinini haber ediyor ve - insanların ağızından milyonlarca hayalet konuşuyor. isterse bütün bu dağlar çöksün, çiçekler solsun, yıldızlar dünyası yıkılsın, insanlar ölsün - nedir görünürdeki bu cisimlerin batması? göze görünmeyen tin ebedi olandır! (s. 37)
tanrının da insanlığın da işi kendilerine dayanmaktadır, kendileridir. benim meselem de benim. tanrı gibi her şey ve hiçim, biriciğim.
eğer tanrı ve insanlık, sizlerin de doğruladığı gibi, bir bütünlük iseler, benim de onlardan eksik bir yanım yok ve "boş" olduğuma dair bir şikayetim de yok. ben hiçim derken, boş olduğumu söylemiyorum, bizzat yaratıcı bir hiçim, bir yaratıcı olarak her şeyi yaratan bir hiç.
tepeden tırnağa kadar benim olmayan her işe uğurlar olsun! sizce benim işim en azından "iyi bir iş" olmalıdır? nedir iyi iş, kötü iş! işim demek zaten ben demek’im. ve ben ne iyiyim, ne de kötü. iyinin de kötünün de benim için hiç bir anlamı yoktur. tanrının işi, insanlığın işi, gerçeğin işi, iyinin işi, doğrunun işi, özgürlüğün işi ve daha niceleri. bunların hiçbiri benim işim değildir, benim işim sadece benim olandır ve o genel değil, biriciktir, benim gibi.
hiçbir şey benden üstün değildir! (s. 5)
stirner’in söylediği bir sözcük, bir düşünce ve bir kavramdır; söylemek istediği ise, ne bir sözcük, ne bir düşünce ne de bir kavramdır. stirner’in söylediği söylemek istediği değildir ve söylemek istediği söylenemez. (max stirner: parerga. kritiken. repliken. lsr-verlag, s. 149)
biricik bir sözcüktür ve bir sözcüğün altında düşünülecek bir şey olmalıdır, bir sözcük düşünce içermelidir. oysa biricik düşüncesiz bir sözcüktür, düşünce içermez. (max stirner: parerga. kritiken. repliken. lsr-verlag, 1986, s. 152)
kafanda hortlaklar var; sen kaçıksın be adam! kafasında büyük şeyler ve tanrılar dünyası kuran ve kurduklarına da inanan sen, hayaletler ülkesi kurup kendini onlara karşı vazifelendiriyorsun, oysa o, sana el sallayan bir idealdir. senin saplantın var! şaka ya da mecaz yaptığımı sanma, yüksekliklere tutunanları, insanların büyük çoğunluğunu, neredeyse dünyadaki tüm insanları kararsız deliler olarak görüyorum, tımarhanelik deliler. s 46.
benim soyum benim, ben normsuz, yasasız ve örneksizim. (s. 200)
benden aşağı her gerçeği beğenirim ; benden yüksek ve ona göre yaşamam gereken bir gerçekse tanımıyorum. bence gerçek yoktur, çünkü hiçbir şey benden üstün değildir! (s. 399)