uzaklasmak..
#28055
◊ bekaret bozulmasin diye anal seks yapmak (7)
◊ catali gosteren insan (2)
+ ayrilik
+ gunluk hayatta sozluk diliyle konusmak
+ askere giden sevgiliyi aldatmak (5)
◊ dis fircalamaya usenip makyaj yapan kiz (2)
◊ seks yapmak bir feminizm ayibidir
◊ sorulmadan soylenmesi gereken sozler (6)
+ fahise (2)
◊ dinamo yazarlar (2)
◊ dikkat cekmeye calismakla suclanmak (2)
+ base
◊ bilgisayar kasasina ve harddiske el koymak
◊ taciz ne zaman tacizdir (6)
+ ebeveyn (2)
◊ begenilmeyen bir kadinin birden guzellesmesi (2)
◊ gab
◊ ismail yk bir turk fifty cent idir (3)
+ yanlis okunan basliklar (3)
+ seks yapmak bir humanizm ayibidir
◊ oglunuz iktidarsiz cikti iade ediyorum (2)
◊ yeni nesil kizlarin arda turan a olan ilgisi
◊ yazarin oy vereni gormek istemesi (4)
◊ bana askim deme (3)
◊ veren kadin (5)
bir objenin, birbiriyle arasında mesafe olan iki nokta arasında, birinden ötekine hareket etmesi durumunda, harekete başlanılan noktadakilerin o obje için kullandıkları tabir. diğer noktadakiler gelmek kelimesini kullanırlar.*
bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.
hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.
böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.
"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira...
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
misal ben...
kapıdaki rex’i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?
"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.
ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.
bari ufak kaçışlar yapabilsek.
var tabii yapanlar, ama az.
sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.
ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetler
sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.
hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren?
galiba.
ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,
ama olsun... istemek de güzel.
<bkz: can yücel>
gitmek gelir içimden
gitmek uzaklara
çekip alır bir deli rüzgar
tutar kara
kumda kayar ayaklarım
yüreğim soluk soluğa
martılar can atar
ben ekmek atarım onlara
gemiler bensiz gider
hayali uzak limanlar
avucumda tütün sarısı
bir de yaşanmamış zamanlar
gitmek gelir içimden
gitmek uzaklara
çekip alır bir deli rüzgar
tutar kara
yaşar kurt’un refleks adlı albümünden.
gitmek. bir hançeri inceltip
okyanusa daldırmak isteği
ya da düşebilmek atlasların
dışına ki ey kalbim
yalnızsın bu yolculukta da
gitmek. o kaos duygusu, aklın
sarsıntılarla yorgun düşüşü
bilincin kamaşması belki de.
rehin bırakılacak bir şey yok
unuttuklarından başka.
gitmek. bir büyü gibi saran
ağrılar yumağı, kışkırtılmış
düşlerdir ki sen şimdi
esirgeme kendini kalbim
kederin o derin yalnızlığından
<bkz: ahmet telli>
alice dedi ki:
-bana buradan nereye gitmem gerektiğini söyler misiniz?
kedi cevap verdi:
-bu senin nereye gitmek istediğine bağlıdır.
-nereye gideceğimi bilmiyorum, dedi alice.
-o zaman nereye gittiğin önemli değildir, dedi kedi..
(lewis carroll - alice harikalar diyarında)
gıden kişinin arkasından bakıldıgında en ıyı sekılde algıladıgımız olgu.
bana hep nazım’in
işte geldik gidiyoruz
şen olasın halep şehri
dizelerini hatırlatan eylemdir.
duraganliga monotonluga inat yol almaktir,degismektir,zamana nanik yapmaya calismaktir.sürekli bir hicret halidir.yalnizlikla dost bir duygudur lakin ask ile pek gecinemez.sanatcinin icinde kaniyla beraber dolasan ruh halidir o yüzdendir siirleri,sarkilari,romanlari süslemesi.bazen bu eylemin gerceklestiginin farkina varmayiz sonra farkettigimizde gec olmustur artik.bazen bir blöftür,bazen ece temelkuran’in yazilarinda anlattigi yoldur,nazan öncel’in yagmur altinda gitariyla gidelim buralardan dayanamiyorum yalvarisidir,umay umay’in ’misafirim bu sehirde bir el sallarsin yeter hareket vakti gelince’ diye betimledigidir.gitmek güzeldir soluklandiginda ama hüzünlüdürde en çok da otobüs terminallerinde...
genelde gidene değilde , ardında kalana daha çok koyan bir eylemdir.
<bkz: gitme >
<bkz: siktir git>
e-ben gidiyorum
m-iyi şimdi sen git cehennemin dibine ben bağrıma taş basarım...
gitmek; çoğu kez insanın kendisi için var olmaya çalışması, başkaları için yok olması yada uzaklaşmasıdır.başkaları için yok olmak, genellikle terk edilmiş olanların hatalı yargısını gösterir.oysa ki giden belki de yok olmak maksadıyla gitmemiştir.insan sağlıklı bir akılla yaşarken, kendisinin kendisi ve başkaları için yok olmasını istemez zaten.
gitmek aynı zamanda başka bir ortam için gelmek anlamına gelir, bu açıdan bakıldığında hiç bir gitmek tam anlamıyla gitmek değildir, yönü değiştirmek tekrar beraber olmak için yeterlidir.
sozluklerde, stepnede "donmek" fiili yer buldukca her zaman kolay kalacak..
gitmek eylemini gercekle$tirenin gidiyor olmasi onu "giden" yapmaya yettigi surece vedalarda hep bir uzumlu kek tadi alacagim..
boyle vedalar oluyor, ali$mak lazim..
harbiden edilgen olana koyuyor bu. biri gidiyor sen kaliyorsun. kalmada edilgen degilsin ama...bak gayet de etkin bir sekilde kaldin ortada. insan kendini o zaman daha cirkin hissediyor, daha bir pislenmis, daha bir yalniz, daha bir kücük...dudaklarindan kopardigin parcalarin farkinda degilsin. dilin kaninin tadini aldiginda ilkin, iste o zaman nemlenir de gözlerin...
insan cogu seye alisiyor da...su gitmeler cok kötü be.
insan en çok her şeyin gereğinden fazla karmaşık, içinden çıkılmaz bir hal aldığını düşündüğü zaman gitmek fikrine yakın hissediyor kendini sanırım. o andan sonra neresi olduğunun, kiminle olduğunun hiçbir önemi kalmıyor. kimsenin hiçbir zaman dokunmaya, bırakın yaklaşmaya bile cesaret edemediği yalnızlığını sırtlanıp gitmek, işte bütün mesele bu.
belki de insan en çok yalnız kalmak istediği zaman gitmek fikrine yanaşıyor. çevresinde olması gerekenden daha fazla varlık, nesne olduğunu farkettiği, hissettiği zaman. böyle zamanlarda kiminle diye bir soru sormak bile saçma olacaksa da nereye diye sorabiliyor insan kendine ve genel geçeri "yalnız kalabileceğim herhangi bir yere" oluyor kendine cevabı.
ya da insan en çok yalnız kaldığı, terkedildiği ve bunu haketmediğini düşündüğü zaman gitmek istiyor. kalan her şeyi ve herkesi bırakıp gitmek, terketmek terkedene tepki olarak.
belki de gitmek için sebep arıyordur, insan.
biri kaybolmak istiyorsa, onu kim durdurabilir ki?
tanım mı bekliyorsunuz daha?
her halukarda insanin icini acitan fiil. kalbin kanamasini saymiyorum bile...
<bkz: gitmek mi zor kalmak mı zor>