bir yaşam tarzıdır. olması gerekendir.
geri dönüşümlü hayatlar
reenkarne olmaktan değil; insanın yaşamı ile, özne olduğu her yüklem, her iş ve ‘dolayısı’ olduğu her oluşun, uzak yahut yakın gelecekte insanlar ve doğa ve de aslında her şeyden önce kendi üzerindeki etkisinden, geride bırakılan her an’ın zaten geçmişteki anların etkisi ile şekillendiği ve gelecekteki hemen her an’ı da etki altına alacağından bahsediyorum.
***
her kesimden insanın kendince, ‘ötekini suçlamak’ta artık uzman olduğu milenyumun en aşina yansıması küresel ısınma, örneğin! bizden birkaç on yıl önceki toplumlara; dedelerimize ve babalarımıza hiçbir önlem almadan tüketim çılgınlığına kapıldıkları için ateş püskürüyoruz şimdilerde. kutuplarda birbirinden kopan her buz kütlesi ile geçmişteki yanlışların, yanılışların tarihe kaydı düşülüyor. ömrümüzden bir parça da öylece eriyip kopuyor. zira süreç böylesine ayan gelişiyor ve biz sadece söylenmekle yetiniyorken, yakın gelecekte çocuklarımız bizi insanlık tarihinin en gamsızları olarak niteleyecek.
***
apartmanların, devlet dairelerinin kaloriferlerinin geride bıraktığı –sözde- külleri çöplerden –hırsız sanılmasınlar diye- her gün doğumunda toplayıp eleklerle yanmamış yarısını, gene çöplerden edindikleri kömür torbalarına doldurarak akşama dek ‘üç tekerlekli’ arabalarıyla şehir esnafına karın tokluğuna satan binlerce çocuk yaştaki evladımızın geri dönüştürebildikleri kömür gibi… milyarlarca dünya vatandaşı, hayatı geri dönüştürmek üzere günün yirmi dört altın diliminin yüzde bir kadarını harcasa idi keşke!
***
penceremin pervazından her sabah izlediğim insanlar da tamamen gönüllüleridir bu toplumun. aynı çöpten hem kâğıt toplayıcısı, hem metal ve cam toplayıcısı ve hem de poşetler içerisinde ekmek arayan tinerci üç istanbul manzarası, bu işi sırf para için, bir ego tatminiyetinde ‘hırs’ adına yapıyor olabilir mi sizce? onursuz olup zenginliğe kavuşabiliyor insanlar ya da en azından ‘zengin’ olduklarını sanabiliyorlar. ancak onurlu kalıp ‘fakir’ olmak –medeniyetin bir cilvesidir bu da- kişisel gelişim etiketi ile ders kitaplarından çıkmış halinde çoğumuza zor olduğu kadar ‘anlamsız ve gereksiz’ geliyor.
***
istanbul uykudayken sokaklarda çalışan temizlik işçileri ile empati kurabilmeliyiz mesela. milyarlarca insanın temiz sudan yoksun yaşadığı; yahut binlerce çocuğun açlıktan öldüğü bir dünyada yaşadığımızı, sancılı bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlayabilmeliyiz elimiz israfa daldığında.
***
görme engelli bir arkadaşımın, kendilerine atfen, ‘özürlü’ denmesine tepkisi, vardığımız noktayı gayet iyi açıklıyor aslında. ‘özürlü olmak; bakıp da görmemek ve hatta bakman gerektiğini bile bilmemektir!’ hem bedensel, hem zihinsel engelliliğin hayata nasıl bir geri dönüşü olduğunu görebilmek gerek! böylece hayatın engelliliğini, insan gücünün sınırlılığını; yani aslında, kâinatın bir, en küçük bir parçası olarak rolümüzü hatırlatması, âdemoğluna bahşedilmiş bir lütuf olsa gerek!
#1006774