beyoğlu’ndaki o saray ayakta kaldıkça farkını koruyacak olan eğitim ve öğretim kurumu.
#476

◊ abdestsiz (2)
+ hakkat
◊ zerger
◊ evlenme cagina gelmek (3)
◊ asana
+ umutsuzluk (2)
+ bayar sahin (2)
+ sarildim kendime (2)
◊ ketebe
+ musluman erkekler (7)
◊ ladin
◊ barda oylece oturmak (2)
◊ cracktro (2)
+ imdb bottom 100 (2)
+ d grubu
◊ rumi
+ yaprakim (2)
+ hemsince
+ hayati seksten ibaret gormek (3)
+ lafmacun yazarlarinin siirleri
+ 2 agustos 2008 lafmacun org fasil zirvesi (2)
◊ abazanligin basa vurmasi (4)
+ felatun bey ile rakim efendi
+ seks konusunda turk kizlarindan yeterli verim alamamak
+ evrim
beyoğlu’ndaki o saray ayakta kaldıkça farkını koruyacak olan eğitim ve öğretim kurumu.
galatasaray lisesi fransizca egitim vermektedir ayni zamanda candan ercetin de muzik ogretmenligi yapmaktadir
istiklal caddesinde bir cok asik,arkadas ve bilimum insanlarin bulusma noktasidir.
bu topraklara pek cok yenilik getirmis, turkiye’nin ve hatta osmanli’nin batiya acilan penceresi olmus mektebim.
<bkz: ahmet robenson>
10 haziran 2006’dan itibaren miniaturk’te maketini görebiliceğiniz tarihi bir binaya sahip lise.
gok gürledi. beyaz saçlı, uzun beyaz sakallı adam okuduğu kitaptanbaşını kaldırdıi kulübenin penceresinden dışarı baktı, tel çerçeveli gözlüğünü çıkardı, katlayıp okuduğu sayfaya koydu, kapattı kitabı, usul usul kalktı sedirden. ocağa iki odun daha attı. ayaz esiyordu, fırtına patlamak üzereydi. pastırma yazını beklerken paldır küldür gelmişti istanbul’a kış. kulübenin gıcırdayan kapısını açtı, sarı ve kırmızı gül saksılarından bir ikisini içeri aldı. öbürlerini saçağın altına doğru çekti. yeni fidelerdi bunlar, narindiler, korunmaları gerekiyordu. bahçedeki eski fidelere bir şey olmazdı, onları budamıştı zaten, ilkbaharda azacaklardı. bus kesiyordu hava. ölecek bütün yeni fideler diye düşündü yaşlı adam. saçağın altındaki odunları kulübenin içine taşımaya başladı.
birden karardı gökyüzü, bardaktan boşandı yağmur. ocağa yeni odunlar attı, gene gelip sedirde oturdu, kitabını açtı, gözlüğünü taktı, kaldığı yerden okumaya koyuldu. gökgürültülerine nal sesleri, at kişnemeleri karıştı, pencereden baktı, orman tarafından beş tane atlı geliyoru. gene gözlüğünün arasına koydu kapattı kitabı, kalktı, gidip kapıyı açtı. en önde gelen atlı, yanaşıp seslendi:
-selâmün aleyküm ihtiyar!
-aleyküm selâm evlat!
-ava çıkmış idük, fırtına hasıl oldu, hânende bir nebze soluk alabilir müyüz?
buyut etti beÅŸ adamı kulübesine. giyim kuÅŸamlarından zengin oldukları belliydi. içlerinde aÄŸaları olduÄŸu hissedilen, elâ gözlü, saÄŸ yanağında bir ben olan, kumral, ince uzun parmaklı, samur kürklü adam soru yaÄŸmuruna tuttu ihtiyarı. duvardaki sazından, okuduÄŸu kitaba kadar herÅŸeyi sorup, terekte dizili kitapları bir bir inceledi. ayrıntılı sorular sordu. sonunda yaÅŸlı adam bunaldı:
-zaptiye misün be kâfir? sormaduÄŸun bir anamın adı kadlı!
dedi. meraklı sorularıyla onu bunaltan adam gülümsedi:
-hoÅŸsohbet zât imiÅŸsün, adın bağışlar mısun?
-gül baba derler nâmıma. burda sarı ve kırmızı güller yetiÅŸtirür, tophane’den gelen meraklı gençlere saz çalmayı öğretirum.
-makbul adamsın gül baba, hoşlaştum senden. bu ıssız ormanda vaktün neye göre ayarlarsun? namazın neye göre kılarsun?
-gökyüzüne bakarum, anlarım ben zamanı... kasvet bulut günlerde bellü olmaz vakit, öyle günler namaz kılmam saz çalarum.
-bir camii istemez mü yani bu yerlere?
-isterdü amma, camiiden önce başka şeyler gereklü.
-bre camiiden önde gelen ne ola?
diye kaldırdı kaşını meraklı soruların sahibi adam.
-camii insana allah’ı öğretmez, insanı bilen bülür allah’ı, bunu öğretmek gerek insanoğlu’na.
bir an duraladı samur kürklü adam, ince uzun parmaklarıyla kır sakalını sıvazladı. adamlarına baktı. adamları ona baktılar.
-bize bu fırtınada kapınu açtun, sana bir ihsan eylemek isterüm gül baba, dile benden ne dilersün?
-sağluğun dilerüm beyim, ne dileyeyüm?
-yok yok. bir dileğün vardır elbet, söyle, edelüm.
-belli ki zengünsün beyim, velâkin benim dediÄŸimi hakikat eylemeye senin de gücün yetmez.
-benim zengünlüğüm sen ne bilirsün?
-senin zengünlüğün bilmem amma, benim dileğümü bir tek sultan hakikat eyleyebilür.
-belki sultanım ben!
deyince samur kürklü adam, birden bakakaldı ihtiyar. ürkerek baktı adamın elâ gözünün içine ve o an padiÅŸahla karşı karşıya olduÄŸunu anladı. hemen atılıp elini öptü, tanıyamadığı için af diledi.
-kusurun yok affoluncak, söyle nedir dileğün?
dedi sultan 2.beyazıt han.
-dilim varmaz sultanım.
diyerek boynunu büktü gül baba.
-bir konak mı isterdün eyyamın geçürecek? sarayda mı yaşamayı isterdün? sancak mı isterdün? vezirlük mü? üç tuğ mu? söyle! hakikat eyleyeyim rüyanı.
diye kükredi sultan 2.beyazıt han.
-sultanım, sancakta vezirlikte gözüm yoktur. o iÅŸleri beceremem. konak saray gerekmez ban. kulübemden güllerimden ayrılamam. buraya camii yerine bir mektep, bir ilim irfan yuvasu inÅŸa edilsün. burada âlimer yetüşsün. devet uÄŸruna pek hayurlu bir iÅŸ olur.
-sen meÄŸer pek mühim bir zât imiÅŸsün gül baba! seni karşıma çıkaran fırtınaya hamdolsun! fikrül mektep pek münasip, osmanlı’nın mülkü çoÄŸaldıkça güçleÅŸiyor idaresi! bize mektepler, mekteplüler gerek.
diye gül baba’nın sırtını sıvazlayarak adamlarına döndü padişah.
-tez irade çıka! mimar hayrettin ve kemalettin efendiler, burada iki ahÅŸap mektep binasının inÅŸâsına baÅŸlayacaklar!
buyurdu.
çabuk tamamlandı inşaat, mektebin ilk öğretmeni gül baba, ilk öğrencileri padişahın çocuğu sultanlar oldu. bu sultanlar okuluna "mekteb-i sultani" denildi. yüzlerce çocuğu vardı padişahın, büyükler küçüklerin ağabeyleriydi, bu yüzden büyük sultan küçük sultana bir tokat çaktığında küçük ona:
-ne vuruyorsun lan?
diyemedi. vuran öz ağbisiydi.
ferhan şensoy - kalemimin sapını gülle donattım
taksim’de manitaları kesen delikanlıların vazgecemedigi onemli stratejik noktalardan biri.
2006 öss de üç öğrencisini dereceye sokmasıyla piskopata bağlamış bulunan okul.
mehmet ali brand
okan bayülgen
erol günaydın
candan erçetin
selim ileri
ferhan ÅŸensoy
ve daha birçok ustayı mezun etmiş okul.
arkadaşlarla her önünden geçimiszde,duygulanmama sebep olan,içimde hep ukte kalan, kazanamadığım lise.
amdan götten bir lise. duvarları, bahçeleri iyidir de, insanları bir başka.
edit: kötüleyen arkadaş, benden iyi bilme ihtimalin ne? (:
insanlarının cok havalı oldugunu düsündügüm lise.bu lisenin mezunları birbirlerini masonlardan daha cok tutarlar bu da ayrı bir özelliğidir.
<bkz: ulasamadıgı cigere mundar demek>
evimin hemen bi sokak üzerinde olan okul.sanki burdaki gençlerin biraz burunu havada yukardan bakıyorlar bana hep.yok yok benim ev bi sokak alttaya ondan heralde.
unıversıteye gırme garantısının en yuksek oldugu okul. en fazla 2 veya 3 ogrencı mezun olupta herhangı bir universiteye yerlestırilemiyor.
5 sene önce girip bu sene mezun olduğum, çoğunlukla haftasonlarını bile geçirdiğim, keşke bitmeseydi dedirten ama bitirmekle de gurur duyduğum, beyoğlunun ortasındaki evim, hayatım boyunca kopamayacağımı düşündüğüm "farklı yer", unutulmaz anlar mekanı; "okul" kelimesi onu sıradanlaştırır..
galata sarayı humayun mektebi adıyla da bilinen bu kurum, enderuna (saray mektebi) üst düzeyde eğitimli görevli yetiştirirdi. o yıllarda enderun, osmanlı sarayında padişahın günlük yaşamını geçirdiği, sarayın eğitim birimlerinin, kütüphanenin, hazine odasının yeraldığı büyük bahçe içine kurulu bir kompleksti. burada, başta padişah olmak üzere, saraydaki diğer görevlilerin danışabileceği, birçok alanda bilgi sahibi kişiler hizmet vermekteydi. bu kişilerin eğitimi ise 15. yüzyıl sonundan (1481) 18. yüzyıl (1715) başlarına kadar işlevini sürdüren galata sarayı ocağı’nda veriliyordu.
evliya çelebi’nin aktardığı üzere; ıı. beyazıt (1481 - 1512) bir kış günü galata sırtlarında avlanırken son derece bakımlı büyük bir bahçe içinde köhnemiş küçücük bir kulübe görür. kulübenin sahibi gül baba ile tanışan padişah, onu bahçeye gösterdiği özenden dolayı ödüllendirmek ister ve gül baba’nın isteği üzerine bu bahçeye bir mektep ve bir darülşifa (hastane) yaptırır.
hikaye her ne kadar bize okulun bir dilek üzerine kurulduğunu söylese de biz biliyoruz ki istanbul’u alan fatih sultan mehmet, antik kültürün izlerini taşıyan bu şehirde kuracağı devletin payidar olabilmesi, mesela bir bizans imparatorluğu gibi bin yıl yaşayabilmesi için, önceki kültürleri araştırmakta ve sürekli verdiği talimatlarla çevrilen klasik eserleri okumaktaydı. işte bunlardan biri olan eflatun’un (batıda kullanılan ismiyle platon; mö 427 - 347) "devlet" adlı eseri devleti ancak filozofların yönetebileceğini yazmaktadır. peki osmanlı’nın yükselmeye başladığı o yıllarda devleti yönetecek filozoflar nasıl yetiştirilecekti? saray okulu vardı ancak bu okula gelecek öğrencilerin ilk ve orta öğrenimleri nerede verilecekti? işte bu düşüncelerin neticesinde, ıı. bayezıd, babası fatih’in idealindeki okulu galata sarayı ocağı adıyla kurarak osmanlı saray eğitiminin önemli bir parçasını oluşturmuş oluyordu.
1675 yılına gelindiğinde ise, ocaktaki içoğlanlardan yeteneklileri saraya alınırken diğerleri süvari bölüklerine dağıtılır ve kurum on yıllığına tasfiye edilir. 1715 yılında yeniden açılan ocak, tekrar acemioğlanların eğitimini üstlenir. 1820 yılına dek osmanlı’nın en önemli kurumlarından biri olan galata sarayı medresesi bu yıldan sonra tıbbiye ve askeri kışla olarak kullanılır.
sonraki yıllarda gün geçtikçe önemi ve işlevi artan kurum, osmanlı’da batılılaşma döneminin ve tanzimat uygulamalarının bir sembolü olur. çünkü bu kez de osmanlı’da hukuksal, siyasal, ve sosyal alanda gerçekleştirilecek yenilikleri yaşama geçirecek aydın kadrolara ve bu kadroların yetiştirilmesi için, geleneksel eğitimin dışında batılı programları da bünyesinde barındıran bir eğitim kurumunua ihtiyaç vardır. istanbul’da daha ziyade yabancıların ve gayrimüslim osmanlıların devam ettiği ve fransızca eğitim yapan saint benoit, notre dame de sion gibi okullar vardı ancak bunlar daha ziyade fransa’nın denetimindedir, amaç osmanlı devleti’nin etkin olacağı batılı bir kurum yaratmaktır. bu amaç doğrultusunda 1 eylül 1868’de abdülaziz’in katıldığı bir törenle mekteb-i sultani adıyla kurum yeniden faaliyete geçer. dönemin paris büyükelçisi cemil paşa ile hariciye nazırı fuad paşa ’nın çabalarıyla kurum fransa’daki lise eğitimine denk ve aynı kalitede öğrenci yetiştirir. ve bu öğrencilerin arasında katolik, ortodoks ve musevi öğrenciler de vardır. 9 - 12 yaşlarında, öğretime başlayabilen bu öğrenciler dil durumlarına göre fransızca ya da türkçe hazırlık okumaktadırlar. 1908 yılında müdür tevfik fikret bey ’in yaptığı yeniliklerle; ilk, orta ve lise için 3’er yıllık program hazırlanarak eğitim süresini 9 yıla çıkar. ayrıca farsça, arapça, italyanca, latince, rumca, ermenice ve almanca dersleri isteğe bağlı olarak seçmeli ders statüsüne getirilirken, piyano ve keman dersleri de programa dahil edilir.
1924 yılında kurum, galatasaray lisesi adıyla ve cumhuriyet devrimlerine uygun olarak eğitime başlar. tenefüslerde fransızca konuşma zorunluluğu kaldırılır ve genel kültür dersleri türkçe verilmeye başlar. 1967 yılında okula kabul edilen kız öğrenciler için feriye sarayları hizmete açılır. bir yıl sonra mekteb-i sultani’nin 100. kuruluş yılı kutlamaları nedeniyle dönemin fransa cumhurbaşkanı charles de gaulle liseyi ziyaret eder. 1975’de ise kurum, anadolu lisesi konumuna getirilir ve eğitim 8 yıl olur. son olarak, 14 nisan 1992 yılında fransa cumhurbaşkanı françois mitterrand ile 8. cumhurbaşkanı turgut özal arasında imzalanan protokolle ilkokul ve üniversite eğitimini de kapsayan galatasaray eğitim öğretim kurumu (geök) hayata geçirilir. geök, 1994 yılında galatasaray üniversitesi’ne dönüşür.
*
sınav kağıdı çalmakta çığır açmış, kendi aralarında hiyerarşik düzeni fena oturtmuş, kendi okulu dışındaki insanlarla anlaşmakta zorlanan, bi miktar ’ne uğraşcam oğlum senle, ben galatasaray öğrencisiyim’ triplerine giren öğrencilere sahip saray. (o kadar yüksek tavanlı bir yapıya okul demeye içim elvermedi)
hocalar ile öğrenciler arasındaki diyalog çekme ve çektirme üzerine dayalıdır. kızları genellikle taş olup erkekleri bi miktar kaprisli ve huysuzdur. *
yüzyılları aşan tarihinin ilk müdiresinin yönetimine girmiş okuldur.
ayrıca lise yönetim kadrosunda sadece bir erkek yönetici vardır.