s b d h i k r

önemli konular

· 11 ekim 2008 cumartesi disko krali zirvesi

· laf engine v6 buglari

· laf engine v6

friedrich wilhelm joseph von schelling

1.

alman filozofu. 27 ocak 1775'te leonberg'de (wurtemberg) doğdu, 20 ağustos 1854'te isviçre'deki rûgatz banyolarında öldü. burada, kant ve reinhold'u inceledi; schulze' den enesidemos'u okudu. fichte'ye bağlandı; jena'ya geldiği zaman, onu kant okuluna karşı şiddetle savundu; fakat sonra yavaş yavaş ondan ayrıldı. zekâsı pek erken gelişmiş olan schelling, daha 11 yaşındayken, hocaları artık kendisine öğretebilecekleri bir şey kalmadığını itiraf etmişlerdi. o, 16 yaşında, kant'ın 'saf aklın eleştirisi' adlı eserini yetkin bir surette kavramıştı. öznellikten nesnelliğe yükselen ve kendini potansiyel bir duruma getiren konuyu, yani kısacası gelişen bir özneyi ilke olarak almak koşuluyla felsefeye ilerleme (terakki) yöntemini ilk kez getirmeye muvaffak oldu. schelling, tübingen' de tanrıbilim, sonra mitoloji ve nihayet incil' in tarihsel açıklamalarıyla uğraştı. büyük fransız ihtilâlinin etkisi altında kaldı; marseillaise'i almancaya çevirdi. bu şehirde hegel'e sınıf arkadaşı oldu. bu kez felsefeyle uğraşmaya başladı. kant, fichte ve spinoza'yı derinden inceledi. 1794 ve 1795'te fichte'nin bilim doktrini' ni geliştirdi; daha önce bu filozofun derslerini dinlemek üzere jena'ya gitmişti. leipzig'de iki soylu gence eğitmenlik yaptığı zaman, doğa bilimlerini inceleme fırsatını buldu. burada, ıdeen zu einer philosophie der natur (doğa felsefesi için düşünceler) (1795) adlı eserini yayımladı. 1798'de goethe, schiller ve fichte' nin önerileriyle jena'da bir süre ders verdi. romantik felsefe bu şehirde kurulmuştu; schlegel kardeşlerle bunların zekî eşleri, novalis, tieck, steffens... vb. burada schelling'e rastladılar. bunlarla, müstebitler cumhuriyeti adını alan bir heyet teşkil edildi. bunlar arasında fiziğe dair düşünceler kadar da edebiyatsal, dinsel ve felsefesel düşünceler, bazen ahenk içinde ve bazen de birbiriyle çatışkı halinde bir sel gibi akıyordu. schelling'de doğa ve sanat coşkunluğu pek güçlüydü; novalis'in dinsel coşkunluğu ona din düşmanlığını ilham etmiş, epikürcü iman mesleği başlıklı bir yazı yazmıştır. bunu, schlegel kardeşler athenee'de yayımlamak istemişlerse de, goethe'nin salık vermesiyle vazgeçmişlerdir. fakat schelling, bunun bir kısmını spekülatif fizik dergisinde bastırmış, tamamı da, schelling'in hayatından parçalar (1869) adlı eserde yayımlanmıştır. schelling, jena'dan avurtzburg üniversitesine geçti. 1820'ye dek güzel sanatlar akademisinin ebedî kâtibi ve yüce divan danışmanı olarak münih'de kaldı. burada ve erlengen'de din felsefesine dair düşüncelerini verdiği derslerde geliştirdi. hegel'in ölümünden sonra sol hegelcilerden straus ve feuerbach üstatlarının düşüncelerinden, köktenci (radical) birtakım düşüncelere ulaştıkları için, romantizme bağlı olan kral friedrich guillaum ıv'un çağrısını kabul ederek 1841'de berlin'e gitti ve kendisine hegel'in ders vermiş olduğu kürsü verildi.

schelling, ilk eserini yirmi yaşındayken verdi. kırk yaşından altmışına dek bir şey yazmadı. tennemann, onu birçok bakımlardan fichte'den üstün bulur; orijinalliklerle zengin ve parlak düşüncelerle dolu, hayal gücünün incelik ve canlılığıyla seçkin bir filozof olduğunu anlatır. bir ozan ruhuna sahip olan schelling, olumlu (pozitif) bilimlere, tarihe, antikiteye ve ilkçağ felsefeleriyle doğa bilimlerine dair geniş bilgisiyle kendisini yalnız filozoflara değil, halk tabakalarına kadar tanıttı. felsefesini sistemli bir belginlikle (precision) açıklamamışsa da, gençliğinde inandığı ve kurduğu düşünce man?zumesinden asla ayrılmamıştır. o, bir anlamda hem şiir dehasıyla, hem de felsefe dehasıyla doğmuş, ozan olmak istediği zaman, ozanlar arasında bir büyük filozof ve filozof olmak istediği zaman, filozoflar arasında bir büyük ozan görünümünü verdi. schelling, kant ve fichte okulunun etkisi altında yetişti; fakat onları aşmak isteğiyle uğraştı. düşüncesinin derinliği için yeni eflatunculuktan g. bruno'dan ve spinoza'dan ilham aldı.


schellıng‘ in felsefesi

schelling'in felsefesi 1815'e dek iki döneme ayrılabilir. 1800'e dek süren birinci dönemde, kendi kuvvetlerini denemiş ve düşüncelerini formülleştirmeye çalışmıştır. ikinci dönemde ise, düşüncelerini kesin bir emniyetle ve güvenerek yerine getirmiş ve onu, yani düşüncelerini hasımlarına karşı geliştirmiş ve savunmuştur. 1792'de tevrat'taki tekvin (yaratma -oluş) bahsinin ııı. kitabına göre şerrin kaynağına dair felsefesel bir dissertasyon yazdı (bunun adı: antiquissini de prima malorum origine philosophematis explicandi tentamen'dir). onun bu konuyu seçmesi dikkate değer görülür. zira schelling, daha pek erkenden tarihin başlangıçlarını ve insanlığın sonunu, insanın düşüşünü ve yeniden itibar kazanmasını incelemişti. 1794'ten 1796'ya dek yazdığı ‘’genel olarak bir felsefe şeklinin olabilirliği’’, ‘’felsefe ilkesi olarak 'ben' hakkında’’, ‘’dogmacılık ve eleştiriciliğe dair felsefesel mektuplar’’ adlı eserleri fichte'nin etkisini taşırlar. fichte, bu eserlerde kendisini açımlayan (şerh eden) bir düşünür bulduğu için schelling'i alkışlar; fakat onun kendisini pek iyi anlamadığı olasılığını düşünerek üzülür. gerçekte ise schelling. daha bu eserlerinde bile kant ve fichte'den uzaklaşmaya çalışmıştır. bu kitaplarının birincisinde, felsefenin genel ilkelerini arar. ona göre, bilim, birlik şekline bürünmüş bir bütünlüktür. bu birlik ise, ancak tek ve mutlak bir ilkeye dayanan bilimlerde olağandır. bu itibarla, en üstün bir bilim olan felsefe, gerek kapsam (muhteva), gerek şekil itibariyle en yüce ve mutlak bir ilkeye dayanmak zorundadır. bilimin şekil ve maddesini de bu ilkenin vermesi gerekir. şu halde bütün diğer ilkelere de kaynak ve dayanak olan mutlak bir ilke bulunmalıdır. bu karakter, ancak ben'de bulunur ve mutlak ilke de, ben, bendir'den ibaret olacaktır. ikinci eserinde ise, schelling, fichte' ye hissedilir bir surette yaklaşır ve ülkücülüğü,, yavaş yavaş nesnel (objectif) olmaya eğilim gösterir. bilginin en üstün (souverain) ilkesi olarak ileri sürdüğü ben, kendini ben-değil'le (non-moi) (ben olmayan'la) sınırlanmış hisseden ve bu sınırları aşmaya çalışan bireysel ben'in özgür faaliyetinden başka bir şey değildir. bu, âdeta spinoza'nın mutlak töz'ü (cevher) yerine konmuş olan mutlak ben, özne ile nesnenin özdeşliğidir. schelling, spinoza'nın soluk bayrağını yeniden onur direğine dikmekten uzaktır. hatta, tersine olarak, onu kendi silahlarıyla savaşarak yenmek iddiasındadır. fakat gerçekte, onu devirmez; mutlak özneyi, mutlak nesne yerine koymak suretiyle düzeltir. ona göre, her bilgi ve gerçekliğin en yüce ve esaslı ilkesi olan ve kendinden başka bir temeli olmayan mutlak bir şeyi kabul etmek zorunludur. bu mutlak ise, ne bir nesneyle belirlenmiş (determine) bir özne, ne de bir özneyle belirlenmiş bir nesne olabilir. zira, her iki halde de o, bağımsız olamaz. bu itibarla onu, ya mutlak bir öznede ya da mutlak bir nesnede aramalıdır. fakat mutlak, bir nesne içinde bulunamaz; zira her nesne, konulmuştur (etre pose) ve bir özne tarafından tanınmak ihtiyacındadır. öyle ise o, kendini koyan ve kendi kendini belirleyen mutlak bir özne içinde bulunacaktır. eleştirici ve deneyüstü ülkücülük, bilgi ve varoluşun en yüce ilkelerine dayanır. mutlak özne, saf ben'dir; saf özdeşlik, saf birlik' tir; özgürlük, gerçeklik, mutlak tözellik (substantialite), içkin nedenlilik, sonsuz, bölünemez, değişmez ve saf varlıktır. bu varlık, ancak zihinsel bir sezgiyle kavranılabilir. bundan doğan felsefe, nesnel âlemin mutlak gerçekliğini inkâr eden adi ülkücülük olmadığı gibi, bütün ben-olmayan' ı (non-moi) inkâr eden saf ülkücülük de değildir. deneyüstü ülkücülüğe göre ise, yaratma, ben'in sonsuz gerçekliğinin bir ifadesi, ruhun sonlu sınırları içinde olumlu ve gerçek bir gösterisidir. zihinsel sezgi sayesinde mutlak varlık âlemine, kavranılabilir (intelligible) âleme yükseliriz. bu âlemde her şey ben'dir ve orada ben, birdir. bu ülkücülük, gerçekçilikle (realisme) uzlaşma iddiasındadır; bu yeni felsefe, ruh felsefesi olduğu kadar da doğa felsefesi olacağı gibi, dogmacı ve gerçekçi olduğu kadar da eleştirici ve ülkücü olacaktır.

schelling, dış nesnelerin mutlak bir gerçekliğini kabul eden doktrine karşı, bu nesnelerde özneye bağlı olmayan, hiç bir gerçekliği kabul etmeyen ülkücülüğü benimser ve olaysal şeylere bağıntılı gerçeklikten başka bir şey vermeyen kant'ın eleştirici kuramı yerine, eşyayı düşüncelerin gerçek bir ifadesi sayan bir ülkücülüğü savunur. schelling, dogmacılık ve eleştiriciliğe dair mektuplar adlı eserinde açık?ladığı bu felsefeye 'özdeşlik (identite) felsefesi' adını verir. zira o, mutlak içine, düşünce ve varlığın, düşünceler ve eşyanın değil aynı zamanda tüm ayrımların (fark) ve karşıtların özdeşliğini yerleştirir; aynı zamanda ülkücülük ve gerçekçiliği, özgürlük ve zorunluluğu, stoacılık ve epikürcülüğü, ahlâklılık ve mutluluğu (felicite) uzlaştırmayı da savunur. schelling, gerçeğin organı ve mutlak ölçüsü olarak önce aklı kabul eder. zihinli insanın özü özgürlüktür, mutlak bağımsızlıktır, ilkesinden hareket eder. insan zihninin yetkin bilim fakültesi olduğuna ve bunun tanrısal akılla eşit bulunduğuna inanır ve onunla özdeşleştirir. bu suretle ruhun düşünce ve kanunlarını, eşyanın olduğu kadar da evrensel gelişmenin tipi olan aklı, bilincin gelişmesinin gerçeksel ölçüsü sayar. düşüncenin ve varlığın mutlak'ta özdeş oluşu sayesindedir ki, ruh ve doğa bilimi bir aynı kapsamın özdeş ifadesi gibi belirir.


schellıng‘ in doğa felsefesi

schelling, 1800'e dek doğa felsefesine dair şu dört eseri yazdı: ‘’doğa felsefesine dair düşünceler’’ (1797), ‘’âlemin ruhu, evrensel organizmayı açıklamak için yüksek fizik varsayımı’’ (1798), ‘’bir doğa' felsefesi sisteminin ilk taslağı’’ (1799), ‘’sistem taslağına giriş’’ (1799).

bu eserlerde savunmuş olduğu ilkeler şunlardır: deneyüstü felsefe, gerçek âlemi düşüncelerle açıkladığı ve ruhu evrenin tipi gibi saydığı halde, doğa felsefesi, düşünceleri gerçek âlemle açıklar ve doğanın, ruhun hayaline göre yapılmış olduğunu deneylerle tanıtlar. doğa felsefesinin, yani spekülatif fiziğin konusu, deney âlemini akılsal ilkelere dönüştürmektir. bunun için, akılla doğa arasında öncel (ezelî) bir ahenk kabul etmek ve evrensel sistemin, madde, ruhun ifadesinden başka bir şey olmadığı sonucuna ulaşmak gerektir. doğanın sürekli olarak gelişmesinde ruhun kendi şekli olan bir tek ve aynı tipe ilerlek (müterakki) bir surette eğilim gösteren bir tek ve aynı eylem ilkesi hükmeder. her şey bizi, düşüncenin, maddenin, özgürlük ve doğanın özdeşliğine götürür. bunların karşılıklı eylemleri, doğanın uygunluk ve ahenkle dolu organik bir bütün olarak kavranması başka türlü açıklanamaz. zira doğa, görülebilen ruhtur. fizikten gerçeksel bir bilim yapmak için doğayı, haklarında ancak deney sayesinde bilgimiz olan yalın düşüncelerle değil, aynı zamanda akılsal ilkelere dayanan deneylemeler üzerine kurmak gerekir. doğa, bu ilkelere göre, sorguya çekilmeli ve tüm ikinci derecedeki kanunlar ve tüm olaylar, en yüce bir kanunun emrine verilmelidir. deneyden gelmeyen, fakat deneyin onaylaması gereken bu en yüce kanun, doğa kadar zorunlu olan bir varsayımdan başka bir şey olamaz. bu suretle deneysel bilgi, 'a priori' olan felsefesel bir bilgi şeklini almış olur. doğa, bir organik sistemdir ki, tüm kısımlarından önce var olmak zorunda kalır. yani kısımlar, bütünden doğmamıştır. bu itibarla doğa, doğa düşüncesine göre inşa edilmiştir ve kendisi 'a priori'dir.

kant'a göre, evrensel sistem, bir yandan eşyanın, bir yandan da insel duyarlık (hassasiyet) ve algıç (entendement) kanunları sayesinde belirlenmiş olan bir sistemdi ve doğanın genel kanunları denilenler de, ruh kanunlarından ibaretti. schelling, kant'tan daha ileri giderek, mutlak'ın nesnel ve gerçek gösterisidir; gerçeklenmiş ruhtur; bu itibarla doğa, hayatla dolu mekanizmanın kendini açıklayan ve kapsayan bir aynı ilkeyle canlanmış olan organik bir bütündür. işte, âlemin ruhuna dair adlı eserinin ulaştığı genel sonuç budur. doğa, bir aynı ilkeden meydana gelen ve bir aynı amaca yönelen bir büyük bütün gibi varsayılınca, mekanizma ile organizma arasında gerçekten bir aykırılık kalmaz; her şey esasta organizmadır ve fizik tamamıyle bir dinamiktir; biri olumlu, diğeri olumsuz olan iki kuvvet, aykırılıkları sayesinde doğayı kurmuş olur. bu kuvvetler, her hareket ve her olayın sürekli kaynağı olan bir aynı ilkeye bağlıdır.

olumlu kuvvetin kendisi olup, sonsuz sayılmış olan bu en yüce ilke, spekülatif fiziğin dolaysız konusudur. o, kendi kendini sınırlamak ve belirlemek suretiyle meydana gelir. bunun ilk gösterisi, ışın olayıdır. kimya da doğanın genel sistemi olacaktır. bitkilenme (vegetation) bir oksit çıkarmadır; hayvansal hayat da sürekli bir oksitlenmedir. hayatın olumlu öğesi, tüm canlı varlıklar için aynıdır; böylece, her yerde bir aynı ilke görünür; doğanın ilerleyen gelişmesinde bir aynı tip kendini gösterir. doğada her şey bir tek ilkeden oluşmuş ve doğanın evrimini zorunlu olarak süreklilik kanunu yönetir. evrenin hareketi, bir nehrin hareketiyle karşılanabilir; bir farkla ki, her an bir geciktirme gücü araya girer; bu sayede belirlenmiş (muayyen) bir şekil meydana gelir; bu da arkadan gelen ve daima daha yetkin olan bir şeklin doğmasına aracılık eder. kant'a göre, süreklilik kanunu bir düşüncedir ve âlemi bu düşünceye göre dikkate almak bilim için yararlıdır. schelling ise, onu gerçek ve olumlu bir kanun sayar ve doğayı etkin bir özne, 'yaratan doğa' (natura naturans) olarak üretimliliğin (productivite) kendisi sayar; üretimlilikte de mutlak bir süreklilik kabul eder. fakat, doğanın üretici eylemi mutlak olunca, evrim sonsuz bir hızla vukua geleceğinden, hiç bir şey belirlenmiş olmayacak ve gerçek olarak oluşamayacaktır. bundan bir ve aynı ürünün devamına karşın, türlü şekillerde belirlenmiş ürünler doğmuş olurlar.


schellıng’ te doğa, tanrı ve oluş düşüncesi

schelling, biri kavranılabilir (makul) ve sonsuz, diğeri gerçek ya da olaysal olmak üzere iki âlem ayırt ettikten sonra, biri tanrısal ilke, diğeri de eşyanın doğal ilkesi olarak iki ilkeye sahip olacağımızı ileri sürer; bu suretle de ona göre doğa, tanrı'nın, tanrı da doğanın dışında görülmeye başlar; gerçekte ise, tanrı, doğanın içindedir ve doğa da tanrı'dadır.

diyalogta görüşenlerden biri, görkemli terimlerle maddesel panteizmin tarihini açıklar; bir diğeri de, ona mutlak ülkücülüğü karşı koyar. schelling, ‘’doğada gerçek ve ülküsel öğenin ilişkisine dair dissertasyon’’ (2. baskı, başlangıç) ve ‘’âlemin ruhuna dair’’ adlı eserlerinde tamamıyla panteizmi savunur. ‘’doğa felsefesine dair özdeyişler’’ 'inde ise, bu panteizmi daha kuvvetle destekler ve der ki, "her şeydeki tanrılıktan daha yüksek bir vahiy yoktur; âlemin esenliği, bu vahye iman etmeye bağlıdır; o, tüm ilhamların ve tüm ilerlemelerin kaynağıdır; bu iman, sönecek ya da hafifleyecek olursa her güzellik silinir ve kaybolur... fakat böyle tanrısal olan, varlığın bütünü değildir; her parça, her birey tanrısaldır". schelling, burada bireyin tanrılığını ilân etmekle övünür; oysaki, başka yerde, kendi doktrininin ruhuna daha sadık kalarak, bireysel varoluşların gerçekliğini inkâr etmişti; fakat aynı eserin sonlarına doğru bazı çelişmelere düştüğü de görülür.

schelling'in panteizmi, mistisizm tarafından beğenildiği halde, dinsel ve ahlaksal vicdanı incitmiş, bu yüzden de şiddetli saldırılara uğramıştır. schelling, ‘’felsefe ve din’’ , ‘’jacobi'ye karşılık’’ adlı eserlerinde bu itirazları yıkmaya çalışmıştır. bununla birlikte, her zihnin ve her gerçekliğin kaynağı gibi sayılmış olan mutlak düşünce, dinsel akıl ve duygunun istediği gibi bir tanrı düşüncesini oluşturmaya yetmez. schelling'in ebedî bilgi ve sonsuz onay olan tanrısı, ancak kendi bilincine sahiptir. âlemde her şeyin içkin bir evrime dönüştürüldüğünü, her şeyin bir mutlak zorunlulukla hayır ve şerri oluşturduğunu kabul eden bir sistemde kayra (providence) ne olabilir? schelling'e göre, düşünceleri tanrı'da olan sonlu şeyler, bir çeşit düşme tarzında doğmuşlardır; bundan da şer, yetkin olmamak ve yanılgı (hata) meydana gelmiştir. fakat, bu düşmenin nedeni nedir?..

bu ikinci ikilik, ilkel birlikle nasıl uzlaşabilir schelling, şerrin mutlak oluşunu mazur göstermek için, düşmenin olabilirliğiyle gerçeklenmesini ayırt eder; bunlardan birincisini tanrı' ya, ikincisini de eşyaya yerleştirir. nedenlilik ilkesiyle oluş kategorisini, tanrı'nın kendisine uygulayarak, onda kendisi olmayan, fakat kendi özel varoluşunun esasını teşkil eden bir şeyler ayırt eder. bu esas, var olan tanrı değildir; bu, kendisinden olan, aynı zamanda da kendinden ayrı olan bir şeydir. schelling, "esas ve tanrı'nın varoluşu ilkelerinin üstünde ilkel ve nedensiz esas" (urgrund ve un geund) adını verdiği mutlak ilgisizlik olan yüksek bir ilkeyi düşler; ayrıca da, biri örtük (implicite), diğeri belirtik (explicite) olan iki tanrı ayırt eder. onun ilkesinde tanrı, örtük olarak kapatılmıştır ve yaratmayı bir çeşit varoluş susuzluğu sayesinde ve sayıca çok olan şekilleri ve ayrımlarıyla oluşturan bir sürekli evrimle de serbest bırakır. bu karşılığın jacobi'yi pek de kandıramayacağı aşikârdır.

bireysel varoluşlardan her gerçekliği kaldıran bir felsefede ruhun ölmezliği bahsinde de schelling, sağlam bir düşünceye sahip değildir. o, ülküsel ruh ya da tanrı'da ruh düşüncesi ile gerçek ruhu ayırır. gerçek ruhun ilkesi bedendir, bedenle birlikte yok olur. ölüm sayesinde, bu ruh, bir bedende bireyleşerek geriye döndürülmüş olduğu düşme ve inkâr haline yükseltilmiştir. tekrar itibar kazanan ruhlar, tanrı'ya dönerler ve tanrı'da birbirinden ayrı düşünceler gibi var olurlar. tanrı, kendi niteliğinin ebedî zorunluluğuyla ilkel olarak kendisinde özel bir hayata sahip olmayan ken?di düşüncelerine ayrı bir varoluş vermek suretiyle onları, bir gün yine kendisine dönme yeteneğini kazanmaları ve kendisinde bağımsız tözler gibi devam etmeleri amacıyla bir zaman için sonlu bir varoluşa terk etmiştir. tanrı'dan ayrı olan ve tanrı'dan gelen ruhların bu ölmezliğindeki koşul, yetkin bir ahlâklılıktır. fakat bu ahlâklılık neden ibarettir? kuşkusuz ki ülkücü panteizm, en yüksek duygularla, tüm erdemlerle uzlaşabilir; fakat ahlâkı bir bilim olarak kuramaz. zira ahlâk, âlemin gerçekliğine, bireylik ve özgürlüğe dayanır ki, bu doktrin bunları inkâr eder, kabul etmez. panteizm, liyakatsiz bir baş eğmeden, edilgin bir erdemden, bir çeşit dinsel ve ahlaksal çilecilikten (quietisme) başka bir şey. ilham etmez.


mutlak akıl

schelling, 1809'dan 1815'e dek jacobi'nin 1812'de yaptığı suçlamalara karşı felsefesini din bakımından savunan bir yazıyla samothrace'ın kerameti (1815) adlı, felsefesel mitolojiye dair bir eser yayımladı.

felsefe sisteminin açımlanması (şerhi) adlı eserinde schelling, doğa ve ruh felsefesindeki ortak esası göstermeye çalışır; ve sistemini, fichte'nin, "ben, her şeydir" iddiasında olan öznel ülkücülüğüyle karıştırmamak koşuluyle, kendi sistemine de, gerçekçilikle ilgili olduğu halde, ülkücülük denilmesini ister; ve ben'in nesne olan ülkücülüğüne göre, her şey ben'dir, diyerek spinoza'nın yöntemine yakınlaşır. onun bu eserindeki önermelerden birkaç parça verelim:

"felsefenin görüşü, mutlak akıldır; yani, öznel ve nesnel'in toptan ilgisizliği gibi sayılan ve düşünen özneden soyutlanmış olan akıldır"; "akıl, mutlak surette bir ve kendi kendisiyle özdeştir. onun en yüce kanunu ve var olan her şeyin kanunu, özdeşlik kanunudur; çünkü, onun dışında hiç bir şey yoktur"; "tek mutlak bilgi, mutlak özdeşliktir; mutlak özdeşlik ise, sonsuzdur, ebedîdir ve değişmez"; "kendinden olan hiç bir şey doğmuş değildir ve kendinden hiç bir şey sonlu değildir"; "mutlak özdeşliğin ilkel bir bilgisi vardır; o, dolaysız olarak a = a önermesiyle birlikte konulmuştur. mutlak özdeşlik, kendini sonsuz ve hem özne, hem de nesne olarak koymadıkça sonsuz bir tarzda tanıyamaz. o, kendinden özne ya da nesne değildir; fakat şekli içinde özne ve konu'dur. özne ile nesne arasında ancak bir nicelik farkı vardır"; "mutlak özdeşlik, mutlak bütünlük ve evrendir; özü itibariyle o, evrenin her bölümünde aynıdır. bireysel olan hiç bir şeyi kendinden, kendi varoluşunun ilkesi değildir"; "bir maddeden başkası yoktur; o, kendinden bircinstendir; sonsuz bir mıknatıs gibidir; her maddede bütün diğerleri güç halinde gizlidir. mıknatıslama, her oluşu?mun koşuludur. doğal mıknatıs, demirdir ve tüm diğer cisimler başkalaşmadan (istihale) ibarettir. cisimlerdeki farklar, sadece evrensel mıknatısta tutmuş oldukları yerden gelir"; "ışın, ikinci kuvvetten (a,) saf maddedir. o, mutlak özdeşliğin varoluşudur"; "üçüncü kuvvetin (a,) ürünü, organizmadır ki, bu çekimle bağdaşmış ışındır. düşüncenin kendisi de, ışının son gelişmesinden başka bir şey değildir. insanın beyni, dünya üzerinde organik başkalaşmaların son noktası olan çiçektir. edimsel olarak organlaşmamış olan doğa, organik gelişmelerin tortusundan başka bir şey değildir".

‘’doğa felsefesine dair düşünceler’’ adlı eserinin ikinci baskısında (1803), schelling, bu düşünceleri başka tarzda ifade etmiştir ve demiştir ki, her felsefenin koşulu, mutlak ülküselle (ideal), mutlak gerçekliğin özdeşliğine ve mutlak'm dışında bağıntılı ve olaysal bir gerçeklikten başkasının bulunmadığına kanaat etmektir. mutlak, saf özdeşliktir; öznede ve nesnede, ruhta ve doğada özlerin yapımını olağan kılar (adı geçen eser, s. 535 vd.). madde ve şekil olan ebedî bilgi edimidir. mutlak'ta üç eylem ya da birlik ayırt edilebilir:

1 - mutlak'ın sonsuz kapsamına nesnellik, sonlu bir âlem ya da doğa şeklini veren eylem veya birlik;

2 - nesnellik ya da şekli, öz, öznellik veya ülküsel (ideal) âlem haline getiren eylem ya
da birlik;

3 - üç birliğin bütünü olan saf mutlak'la özdeşliği kuran eylem ya da birlik.

kendinden şeyler, ebedî bilgi edimi içinde düşüncelerdir ve mutlak içinde düşünceler de tek ve aynı düşüncedir ve her şeyde özünlü olarak (intrinsequement) bir tek ve aynı özdür. iki âlemden her biri, mutlak'tan ayrı olan tasarım, aynı niteliktedir ve 'tasarım güç' adı verilebilen aynı üç birliği içine alır. bundan, doğanın ülküsel âlemle paralel olarak geliştiği, iki âlemin de esasta özdeş olup ikisi birlikte bir tek ve aynı sistemi oluşturduğu sonucu çıkar. başka bir yerde de, schelling felsefesinin tek konusu olan mutlak, der, düşüncelerin düşüncesidir. (bu tanım daha önce spinoza'da 'idea idearum' ve hegel'de 'somut mutlak düşünce' şeklinde kullanılmıştır). mutlak bilgi, şekillerin şekli, ebedî olarak tanrı'dadır. tanrı'nın kendisi de, kendisiyle özdeş olan mutlak'ın kızıdır. bu kızı tanımak demektir.

schellıng’ in erken döneminde kurguladığı sistem

görülüyor ki, fichte ve schelling'in sisteminde deneyüstü felsefenin büyük problemi, dışardan hiç bir etki almaksızın düşünen öznenin sırf kendi gelişmesi sayesinde, gerçek âleme tekabül eden bir ülkü (ideal) âleminin nasıl oluştuğunu göstermektir; o suretle ki, gerçek âlemin organlaşmasındaki türlü dereceler, deneyin vermiş olduğu şekilde olmak koşuluyla nefis bilincinin tarihinde gerçek olarak tasarlanmış olsun. tanrı'da ise, düşünce dolaysız olarak yaratıcıdır. fakat insanda sadece tasarımsaldır (representatif). fakat düşünce, gerek mutlak zihinde, gerek insanda tasarımsaldır. bununla birlikte düşünce, gerek mutlak zihinde, gerek insanda tamamıyla yetkin bir surette özdeştir. bu itibarla, bilincin gelişmesinde maddenin ve organik varlıkların gerçeklikte oluştuğu anlara tekabül eden anlar (moments) vardır. schelling'in inşa etmek dediği şey budur. bunu daha iyi anlamak için bir örnek olarak, onun maddeyi nasıl inşa ettiğini görelim: ben' in biri öznel ve ülküsel, diğeri nesnel ve gerçek olmak üzere iki faaliyetinin sürekli karşıgelimi (antagonisme) sayesinde, ülküsel amacı mutlak bir bireşim (sentez) olan sürekli bir edimler serisi meydana gelir. bilincin bu gelişmesinde üç dönem görülür:

1 - ilkel duyumdan hareketle üretici sezgiye;

2 - üretici sezgiden düşünmeye;

3 - düşünmeden iradeye geçme dönemleri.

madde, bu üç dönemin birincisinde oluşur ve bu yapım (construction - inşa), nefis bilincininki kadar edimlerden ibaret olan üç momanla (an) ifade edilir. ben'e karşıt olan iki faaliyet, bir üçüncüsüne nüfuz etmek suretiyle ortak bir ürün, sonlu bir şeyi oluşturur: bu, saptanılmış (fixe) karşıgelimdir. ve 'ben', bununla kendisine sınırlanmış nazariyle bakar; işte iki faaliyetin denkleşmesinden oluşan bu ortak ürün, daha şekilsiz olup, var olmayan saf maddedir: bu, daha asıl ve bağımsız madde değildir. ben'in olumlu madde gibi bir şeyleri algılaması için, onun kendi özel ürününü bir dış gerçeklik gibi hissettiği ve sınırladığı bir kendinden şeyi (chose en soi) koyması gerektir. bu kendinden şeyle sezgisel ben arasındaki karşıtlık, bir kez yerleştikten sonra —ki bu karşıtlık sayesinde ilk ben, özne ile nesne olarak ikiye bölünür— biri 'ben', diğeri 'şey' olmak üzere iki faaliyet kendini gösterir. bunlar bir arada yarış halindeki maddedir. madde ise, sönmüş ruhtur. schelling aynı esaslara dayanarak doğanın ilerlek çalışmasında öyle bir an kabul eder ki, bu anda doğa, organik ve canlanmış doğa halini alır. bu itibarla, bilinç olaylarının tümdengeliminde hayvan ruhunun niteliğini açıklayan bir an gelir. hayvanlarda zihinsel gelişme asla sabit bir noktaya ulaşmış değildir.

bu sistemde her şey, sezgidir ve iradenin kendisi de en yüksek güce sahip olan bir sezgidir. ben, gelişmesinin bu derecesinde, bilinç ve özgürlükle üreticidir; bundan ikinci bir doğa, ahlaksal âlem oluşur. fakat özgürlük, bu ada lâyık değildir; zira o, zorunlu bir gelişmenin ürünüdür.

schelling'in burada tarih felsefesine dair verdiği düşünceler önemlidir. ona göre, tarih'in amacı, üç dönem içinde, bir ülkünün sırayla tür tarafından gerçeklendirilmesidir. birinci dönemde egemen ilke, kader şeklinde gözükür; ikinci dönemde, doğa ya da zorunluluk olarak; üçüncüde ise, kayra (providence) şeklinde belirir ki, bu üçüncüde tanrı olacaktır. böylece, insanlığın tarihi, kayra olmayınca ancak insan bilincinde gerçeklenir. tanrı, insan ruhunda, en önce kader şeklinde bulunur; tür' ün ilerlemeleri içinde gerçeklendirmeye eğilim gösterdiği bu ahlaksal düzenin kurulmasından sonra, belirli olarak, gerçek tanrı olabilir.in özeti budur. fakat sonra bunu hem şekil, hem esas itibariyle şu eserlerinde değiştirmiştir. felsefe sisteminin şerhi (spekülatif fizik gazetesinde, cilt ıı, 1800-1803); g. bruno, eşyanın tanrısal ve doğal ilkesine dair diyalog (1802); akademik etütlerin yöntemine dair dersler (1803); felsefe ve din (1804); doğa felsefesine girişe yarayan özdeyişler (tıp yıllıklarının 1. cildinde, 1806); doğada gerçeklik ve ülküselin (ideal) ilişkisi (1806); plastik sanatların doğayla ilişkisine dair (1807); insel özgürlüğün özüne dair felsefesel araştırmalar (1809). bu son ikisi, felsefesel eserlerinin birinci cildine eklenmiştir.


schellıng’ in eserlerinden seçmeler

schelling'in dikkate değen eserlerinden biri, ‘’akademik etütlere dair dersler’’dir. bu eserde on dört ders vardır. birinci derste schelling, bilimin mutlak düşüncesi'ni ele alır; ansiklopedik görüşlerin zorunluluğu üzerinde ısrar eder. ona göre, bilimler ne kadar bölümlere ayrılırsa, aralarındaki bağlılıkların ve birliğin anlaşılması o kadar önem kazanır. evrensel bilgi, organizmasını tanıtmak, bilimlerin bilimi olan felsefenin görevidir. tüm bilimler, ilkel ve tanrısal bilgiye katılma eğilimi olan felsefenin bölümleridir. ikinci derste, schelling, üniversitelerin görevleri'ni inceler, tanrısal bir vahiy ile ya da yüksek düzenden varlıklar tarafından ilkel olarak aydınlatılmış bir kavmin varlığını kabul eder. beşinci derste, felsefeye dil uzatanlara karşı felsefeyi savunur. felsefenin din ve devlet için tehlikeli olduğunu iddia edenlere karşı, şu karşılığı verir: felsefenin tehlikeye sokabileceği bir din ve devlet nedir? bilimin şu iki yönü (istikamet) devlet için zararlı olabilir: biri adi bilginin felsefesel bilgi yerine geçme iddiasına kalkışmasıdır; düşünceler dışında ahlâklılık olamaz. ikincisi de, yararcılıktır. aşırı olarak yararı aramak, bir ulustaki tüm büyüklük tohumlarını boğar. türlü itirazlara vermiş olduğu karşılıklar vesilesiyle schelling, felsefe tarihine dair olan görüşlerini açıklar; ona göre, yalnız bilgisizler, felsefe tarihinin çeşitli olabileceğini, zannederler. gerçeksel felsefe özü, değişmez bir surette aynıdır. altıncı ders ise, felsefe etüdüne ayrılmıştır. ona göre, insan, filozof doğmalıdır ve felsefe ancak yöntem ve diyalektikle öğrenilebilir. felsefesel deha, esaslı olarak üreticidir; adi hayal gücü gerçek şeyler için ne ise, spekülatif hayal gücü' de, ülküsel şeyler için aynıdır ve adi mantık, felsefeye organ hizmetini göremez. mantığın, algıç kanunlarını mutlak kanunlar olarak verebileceği düşüncesi yanlıştır. psikoloji de spekülatif felsefeye temel olamaz. bu felsefenin konusu psikolojinin anlayamayacağı düşüncelerdir. yedinci ders, felsefenin olumlu bilimlerle ilişkilerinden bahseder. burada schelling, ahlâklılıkla felsefenin özdeş olduğunu ve yalnız düşüncelerin eyleme enerji ve bir ahlaksal değer verdiğini iddia eder. türlü tarihsel ve olumlu bilimler, schelling'e göre, mutlak bilginin gerçek ve nesnel ifadesi ve ilkel bilginin art ardına gelen ilhamıdır. bu bilimler, mutlak bilgide toplanmış olanları ayrılmış gösterirler; felsefe ise, birleşmiş gösterir. fakat tarihsel bilimlerde, ayrılmış olarak gösterdiklerinin tümü felsefesel bilginin içsel tipinin hayalini sunmak zorundadırlar. tanrıbliim ise, ülküsel âlemle gerçek âlemin birleştiği mutlak bilgisizlik noktasını arzeder.

doğa bilimi, tıpla birlikte felsefenin gerçek yanını ifade eder ve tarih bilimi, hukukla birlikte felsefenin ülküsel yanını nesnel olarak temsil eder. bu suretle üç akademik fakülte meydana çıkar. daha sonraki üç derste de schelling, tarih felsefesine ve özellikle tarihsel bir olgu olarak hıristiyanlığa dair olan düşüncelerini açıklar; bu vesileyle ilkel vahye dair olan varsayımına (hipotez) döner. ona göre, herhangi bir uygarlık, insan cinsinin ilk halidir. tarihin kaynağı da, doğanınki gibi, ebedî birlik içinde, mutlak içindedir; o, zorunlu bir gelişmenin ürünüdür. bireyle, kayranın çizdiği alın yazılarını yerine getirmek için, önceden görevlenmiş aletlerden başka bir şey değildir. tarihi aydınlatmaya hizmet eden en yüksek görüş noktası dindir. tarih, evrensel ruhun aynasıdır. o, kendisinde her şeyin bağlandığı, her şeyin yüksek bir zorunluluğun ifadesine yardım eden bir dramdır. schelling'e göre, hıristiyanlık dini, hıristiyanlık düşüncesinin tarihsel doğuşundan çok önce vardır. ülkücülük, dünya kadar eskidir; bu, daha çok doğu'da hüküm sürmüştür; yunanlılarda da izleri vardır. eflatun da hıristiyanlığın kerametçilerindendir.

schelling, hukuktan söz ederken, politika felsefesine dair olan görüşlerini anlatır: o, devletin belirlenmiş olan pratik bir amaca göre değil, düşüncelere göre kurulmuş olmasını ister ve eflatun'un bu konuyu aynı anlamda olmak üzere pek iyi çözdüğünü, cumhuriyet adlı eserinin tanrısal olduğunu anlatır.

schelling'in güzel eserlerinden biri de, bruno adlı diyalogudur; o, bu eserinde özdeşlik doktrinine yeni bir şekil verir. bu eser, gerçek ve güzellik hakkında iki söylevle başlar; sonra, tanrı'nın kızları olup, mutlak surette güzel olan düşünceler kuramını açıklar ve eşyayı, düşüncelerin yetkin olmayan taklitlerinden ibaret sayar. bu başlangıçtan sonra, diyalogun başlıca şahıslarından biri olan bruno, karşıtların (zıt) birlikte oluşu (coincidence) ilkesini açıklarken şu düşünceleri savunur: mutlak bir karşıtlık, asla mevcut değildir ve gerçeksel felsefe, ebedî düşünce içinde, düşüncelerin düşüncesi içinde her şeyin birliğini tanımaktan ibarettir. mutlak sonsuz ülkücülüğün gerçekliğidir; sonsuz ülkücülük de, her şeyin sonsuz olabilirliğidir. gerçeksel evren, ülküsel evren, mutlak surette bir olan organik bir bütündür ve kavramlar, ilk örnek (archetype) düşünceler içinde ebedî bir tarzda birleşmişlerdir. mutlak'ta bu evrenleri temsil eden eşya ve tüm diğer varoluşlar, birer yanılsamadır. diyalogta daha sonra, bilginin niteliği sorunu üzerinde tartışma başlar. bilginin öznesi olan ruh, tanrı'nın sonsuz gizliliğinin (virtulaite) bir parçasıdır. o, kendinden sonsuzdur; yalnız bedenin entellekyası olarak ve bir bedende var olarak sonsuzdur ve evrenin yalnız bir kısmı, bilgisinin konusu olmakla birlikte, sonsuz bilgiye yeteneklidir. ruh, güç halinde sonsuz bir kavramdır. insan zihni, evrenin hayalidir; her şey onda yansır; her şeyin onda bir yeri vardır ve zorunlu olarak onda görünür. eşyanın bu zorunluluğundaki hikmet, onun gerçeksel doğasındadır; bunun sırrına yalnız tanrı sahiptir. fakat, tanrı'nın bildiklerini zihin bilebilir

*

   seyym   29.11.2007 20:25
   #746647
 

yazdır

etiket bulutu

sözlük  disko kralı  ekşi sözlük