Son 400BugünDünRastgele

ermeni soykirimi

 

1.

resmi devlet tezi "sözde" olduğunu iddia ettiği için daha çok "sözde ermeni soykırımı" başlığı altında incelenen ve fakat tarafsızlık ilkesi gereğince asıl bu başlıkta incelenmesi gerektiğini düşündüğüm soykırım suçlaması.

http://www.theforgotten.org/site/intro_tur.html adresinden ermeni tezlerine, http://www.ermenisorunu.gen.tr adresinden de türk tezine erişilebilir.

sözde olduğuna inananlar sözde ermeni soykırımı başlığı altında resmi devlet tezini savunmaya devam edebilirler.

   exnihilo   15.02.2007 - 11:44 ~ 17.10.2007 - 14:31
  #218978
2.

kişiler suçları kanıtlanana kadar suçsuzdurlar. ellerinde böyle bir şeyin yapılmadığına dair kanıtları olan insanların yanında olmak yerine "konuyla ilgili toplantılara tarihçilerin katılması yasaklanıp sadece siyasetçiler katılmalıdır" diyen topluluğun söylediklerinin doğru olduğunu ima edenlerin kimlerin yanında yer aldığı, aydın gömleği giyerek aslında ne yapmaya çalıştığı da böylece görülmüş oldu.

   adelight   15.02.2007 - 12:03
  #218991
3.

ali, aret, selim ve hovagim arkadaştırlar, aynı köyün çocuklarıdır, günün birinde mahallelerini bölmek isteyenler çıkar, aret ile hovagim’e ’ali ile selim senin düşmaların, senin yerin ailenin, çok uzaktan akraban olan bizlerin yanıdır’ demişlerdir, ali ve selim’in bundan haberleri olur, onlar da kendilerini uzak tutmaya başlarlar, bir gün köyün meydanında bu eski dört arkadaş karşılaşırlar, zihinlerini saran nefret kalplerini körleştirmiştir, ardı ardına birbirlerine küfür etmeye başlamışlardır, ardından selim ile aret bıçaklarını çekip birbirlerine girmişler, sıkı bir kavgaya tutuşmuşlardır, ikisi de çok derin yaralar alır, selim kavga sırasında aldığı darbelerle oracıkta can verir, aret ise çabucak en yakındaki hemşireye yetiştirilmeye çalışılır, lakin o da hemşirenin kapısına gelindiğinde can vermiştir, ertesi gün köy meydanında kavganın olduğu yerde hovagim çığlığı basar, ’selim aret’i öldürdü!’, kalabalık toplaşır, meraklılar soru sormaya başlar, hovagim ise selim’in aret’i öldürdüğünü söyler başka da bir şey demez. sesleri işiten ali çıkagelir, hovagim ali’yi görür, eski dostlar bir süre bakışır, ardından hovagim eliyle ali’yi göstererek ’işte bu da ona yardım etti’ diye haykırır, meraklılar ali’ye döner, ali ise kavga ettiklerini, ardından bıçakların çekildiğini ve birbirlerini bıçakladıklarını belirtir, bazıları ali’ye bazıları hovagim’e inanır, hovagim’e inananlara sık sık selim sorulur, ’peki selim’e ne oldu?’ diye, cevaben selim’in kavga etmiş olduğu ve kavga sırasında öldüğü söylenir, ’peki aret’e ne oldu?’ diye sorulur, cevap olarak aret’in öldürüldüğü söylenir, kavga sırasında meydanda olan görgü tanıkları vardır ama hovagim’e inananlar onların ne gördüğünü sormaz, bilmek istemez.



bu bir hikayedir, peki ertesi gün gazete’de yer alacak başlık ne olmalıdır?

a) aret’in öldürülüşü

b) aret’in güya öldürülüşü

c) selim’in öldürülüşü

d) köy meydanında kavga iki ölü



aklı selim bünye d) şıkkından başka bir seçeneği düşünmez bile, lakin delileri kuyuya yaklaştırmayacak bir mekanizma olmadığı sürece, daha çok deli kuyuya taş atar hatta becerikli olanları çığ yuvarlar, biz de oturur kuyuyu temizlemeye çalışırız, öyle bir mekanizmanın mümkün olmadığını bildiğimiz için kuyuya olan güvenimizi yineleyebiliriz, tamam bir taş atılmıştır, ama bu kuyu çok taş görmüştür.



buradaki deli birinin gazına gelmiş yeterince bilgi sahibi olmayan bünyedir, herkesin aklı olduğundan eminim bu iddiayı savunanların da aklı var biliyorum, ama deli kuyu hikayesiyle örnek vermek istedim, kuyuya taş atanı bilgi sahibi olmayan biri veya fesat biri olarak da görebilirsiniz



yanlış anlaşılmasın buradaki kimseye deli dediğim yok, hatta kanımca başlıkta yapılmış olan değişiklikte de niyet doğrudur, zira bu iddiayı savunan çokca insan var ve onlara bu siteyi tek taraflıymışcasına göstermek olmaz, evet niyet doğrudur, lakin seçim yanlıştır, eğer adil olmak isteniyorsa ermeni soykırım iddiası en adil çözümdür kanımca, zira yukarıdaki başlığı atasına küfür olarak da görebilecek olan çokca insan tanıyorum*, dikkat etmek gerekir, kaş yapayım derken göz çıkarmak olmasın, saygılar.

   whoracle   15.02.2007 - 13:13 ~ 15.02.2007 - 13:15
  #219067
4.

bu soykırımı yapan milletin ortada kalan ermeni yetimlerinede sahip cıkmaması gereklidir mantıken.cünkü bu millet 1 milyon insanı öldürecek kadar vahsidir!.ama böyle olmamıstır binlerce ermeni yetimi türk ailelerin yanında büyümüştür hemde itilip kakılmadan sonra coluk cocuğa karısmıslar torun sahibi olmuşlardır.karadenizi bölgesinde bu insanlarımızdan cokca bulunur.güya beraber yasama yeteneğine sahip olamayan türk milleti nedense anneleri babaları ermeni olanlara hiç zarar vermemiş asağılamamıştır*.diasporanın kıcından uydurduğu hikayeleri dinleyen arkadaslarımızın bide bu ermeni yetimleriyle konuşması tavsiye edilir.

   vakaivakvakiye   15.02.2007 - 13:26 ~ 15.02.2007 - 13:29
  #219080
5.

doğruluğu ya da yanlışlığının asla anlaşılamayacağına inandığım iddia. hala iddia diyorum zira ne bu soykırımın yapıldığına dair kesin deliller vardır, ne de yapılmadığına dair.

hakkında okuduğum bütün tezler içinde en mantıklısı için:

#219067 

   exnihilo   15.02.2007 - 13:29
  #219084
6.

bir insanın bilgisi olmadığı bir konuda fikrinin olması ve bunu savunması tek kelimeyle aptallıktır.ve ermeniler ermeni soykırımı konusunu araştırmadan ,araştırsalar bile objektif bir şekilde incelemeden kendi uydurdukları yalana inanmışlar ve inandırmışlardır.onlar aptal peki ya biz yoksa ermeni soykırımı hakkında bilgimiz yokken sırf türk olduğumuz için mi soykırımı inkar ediyoruz?

   dejo   04.04.2007 - 20:24
  #305304
7.

soykırım ?



yeterince soylarını kıramamışız ki hala konuşabiliyorlar !

   DaRTaGNaN   04.04.2007 - 20:48
  #305324
8.

ermeni soykırımı

ve sözde ermeni soykırımı













"tarih, yazılı tarih, sınıf mücadelelerinin tarihidir." (marks-engels, komünist manifesto.)

"emperyalist büyük devletler (yani bütün öteki devletleri ezen ve onları mali-sermayenin ağına düşüren, vb. devletler) arasında ya da büyük devletlerle ittifak halinde verilen savaş, emperyalist savaştır." (lenin, marksizmin bir karikatürü ve emperyalist ekonomizm, s. 36.



"iki tür tarihsel haksızlık vardır. bazıları tarihin temel akışından uzaktadırlar, bu akışı durdurmazlar ya da onun gidişini engellemezler ve proletaryanın sınıf mücadelelerinin yaygınlaşmasına ve daha derin kökler atmasına engel olmazlar. bu cinsten tarihsel haksızlıkları düzeltmeye çalışmak, elbette akıllıca bir şey olmaz. almanya tarafından alsace-lorraine’in ilhakını örnek verelim. hiç bir sosyal-demokrat parti bu cins bir yanlışlığın düzeltilmesini programına almayı düşünemez, ama öte yandan da hiç bir sosyal-demokrat parti, işledikleri bu suç yüzünden bütün egemen sınıfları lanetlemek ve bu haksızlığı protesto etmek görevinden kaçınmaz." (lenin, rus sosyal-demokrasisinin tarım programı, 1902)











bugünün "dış politika" alanındaki en sıcak konusu, 1915 ve sonrasındaki "soykırım-sözde soykırım" söylemleri üzerinden yürütülen türk-ermeni ilişkileridir. bir diğer ifadeyle, türk-ermeni ilişkilerinin dünü (tarihi) üzerinden bugünün ilişkileri inşaa edilmeye çalışılmaktadır. bu nedenle türk-ermeni ilişkilerinin dünü (tarihi) üzerinden yürütülen, "belgelere dayanan"-"belgelere dayanmayan" "soykırım" tartışmaları, bölgedeki ulusların ve devletlerin geleceğini belirleyecek bir söz düellosuna dönüşmüştür.

türkiye devletinin "ermeni sorunu"na ilişkin "resmi" tutumu, "sadık uyruk"un (tebaa-ı sadıka") ı. dünya savaşı sırasında, "dış kışkırtmalar" sonucunda "isyan" etmesiyle başlayan olaylar dizisinin osmanlı devletini "tedbir" almaya zorladığı ve bunun sonucu olarak ermeni nüfusun anadolu’dan "tehcir", yani göç ettirildiği, dolayısıyla meydana gelen insan kayıplarının bu göçten kaynaklandığı şeklindedir. diğer bir anlatımla, "tebaa-ı sadıka", osmanlı devletine karşı "cephe gerisinde" ayaklanma hazırlığına girişmiş ve yer yer ayaklanmıştır. yemen çöllerinden galiçya’ya kadar "yedi düvel"le savaş halinde olan osmanlı devleti, "savaş hukuku ve kendini koruma hakkı" çerçevesinde "isyancı ermeniler"i "tehcir" etme kararı almıştır. bu "tehcir" sırasında yüzbinlerce ermeni değişik nedenlerle (hastalık, açlık, adi soygunculuk vb.) yaşamını yitirmiştir. dolayısıyla ortada, iddia edildiği gibi bir "soykırım" sözkonusu değildir.

türkiye devletinin "resmi" tutumu karşısında ermenilerin devlet ve "sivil toplum" düzeyinde "resmi" tutumu ise, ortada hiçbir neden yokken, ittihatçıların "pan-türkist" ve "turancı" ideolojisinin "ırkçı-milliyetçi"liğine dayanan "anadoluyu türkleştirme planı" uygulamaya sokulmuş ve ermeni "tehcir"i kararı alınmıştır. bu "tehcir" kararının uygulanmasıyla, anadolu topraklarında "dört bin yıldır yaşayan" ermeniler, türkler ve kürtler tarafından sistematik olarak öldürülmeye, katledilmeye başlanmıştır. "tehcir" ettirilen yüzbinlerce ermeninin sistematik olarak katledilmeleri, sözcüğün uluslararası anlamıyla bir "soykırım"dır, jenosittir.

bu iki karşıt "resmi" tez, "soykırım" ekseninde sürdürülen "söz savaşı"nda ellerindeki tüm güçleri cepheye sürmüşlerdir.

bir "resmi görüş" 1,5 milyon ermeninin "soykırım"da yaşamını yitirdiğini ileri sürerken; diğer "resmi görüş" elindeki "belgeler"e dayanarak, katledilen ermenilerin sayısının "çok daha az" olduğunu, 200-300 bini geçmediğini ileri sürmektedir.

bir "resmi görüş", ermenilerin ı. dünya savaşında osmanlının düşmanlarıyla işbirliği yaptığını, ilk buldukları fırsatta ayaklanarak osmanlının aleyhine silahlı faaliyet yürüttüklerini, yani "ihanet" ettiklerini ileri sürerken; diğer "resmi görüş", ermenilerin içinde "bazı" ayaklanma yanlıları olmakla birlikte, tüm ermenilerin böyle bir "ihanet" içinde olmadıklarını ellerindeki "yaşayan tarih"in "belgeler"ine dayanarak püskürtmeye çalışmaktadır.

"resmi görüş"ler arasında süregiden bu "soykırım" savaşı, neredeyse her 24 nisan’la birlikte yeniden şiddetli çatışmalara sahne olurken, yaklaşık doksan yıldır, tarafların birbirlerine karşı hiçbir üstünlük sağlamadan süregitmiştir. ancak bu "soykırım" üzerinden yapılan "söz savaşı", son yirmi yıl içinde "yeni tarafların" katılımıyla yeni bir aşamaya girmiştir. artık hangi "resmi görüş"ün haklı ya da haksız, doğru ya da yanlış olduğuna ilişkin yapılan tartışmalar, hangi ülkenin hangi "resmi görüş"ün yanında yer aldığına bağlı olarak karara bağlanmaya başlanılmıştır. fransa’dan isviçre’ye, polonya’dan rusya’ya kadar 15 ülkenin "ermeni soykırımı"na ilişkin almış olduğu kararlar bu yeni aşamanın ilk çarpışmalarını oluşturmuştur. böylece ermeni sorunu uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

ermeni sorununun ya da daha geniş ifadeyle ermeni soykırımı sorununun uluslararası hale gelmesiyle birlikte, uluslar ve ulusal devletler işin içine dahil olmuştur. "türklerin ermenileri soykırıma uğrattıkları"nı kabul eden uluslar ile "türk ulusu" karşı karşıya gelirken, ulusal devletler bu karşıtlığın "diplomasisini" yapmaya başlamışlardır. bu gelişme, kaçınılmaz olarak saflaşmaların hangi ulusal ya da uluslararası "çıkar"a dayandığı sorusunu da beraberinde getirmiştir. bunun doğal sonucu ise, "ermeni soykırımı"nın kabul edilmesinden kimlerin ne çıkarı olduğuna ilişkin yeni bir "savaş"ın başlaması olmuştur.

oysa tartışmaları, "söz savaş"ını izleyen hemen herkesin çok açık ve net bir biçimde görebileceği ve gördüğü gerçek ise, sorunun temelinde savaşın yattığıdır. clausewitz’in çok bilinen tanımlamasıyla ifade edersek, savaş, politikanın başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır. dolayısıyla her savaş, bir politikanın silahla sürdürülüşüdür ve her politika topluma egemen olan sınıfın çıkarlarının ifadesidir. bu nedenle, savaş politikadan ayrılamayacağı gibi, bu politikanın temsil ettiği sınıflardan ve sınıfsal çıkarlardan da ayrı değerlendirilemez.

bugün "ermeni soykırımı" sorununun, dünyanın yeniden paylaşımı için emperyalist ülkeler arasındaki ı. dünya savaşının bir ürünü olduğunu kabul etmeyen hiç kimse yoktur. ı. dünya savaşı, daha tam ifadeyle, emperyalistler arası ı. yeniden paylaşım savaşı, alman emperyalizmi ile ingiliz-fransız emperyalistlerinin dünyayı kendi aralarında yeniden paylaşmak amacıyla başlatılmış bir savaştır. savaşı "dünya savaşı" boyutlarına taşıyan, savaşın amacı kadar savaşa katılan ülkelerin "dünya çapında" yer almalarıdır.

ı. yeniden paylaşım savaşında almanya, avusturya-macaristan ve osmanlı imparatorluğu ile ittifak kurarken, ingiltere, fransa ve çarlık rusyası ittifak kurarak savaşta yer almışlardır. bu ittifak ilişkileri içinde başlayan savaşta pek çok ulus, ister ulusal devletine sahip olsun, ister "ezilen ulus" durumunda bulunsun, her durumda savaşın olası sonucuna bağlı olarak kendi çıkarlarını nasıl gerçekleştirebileceklerinin hesabı içine girmiştir.

avrupa cephesinden bakıldığında, ı. yeniden paylaşım savaşında savaşı kimin kazanacağına bağlı olarak pek çok yeni devletin kurulması gündeme gelmiştir. ingiliz emperyalizmi, savaşı kazandıkları koşullarda avusturya-macaristan ve osmanlı imparatorluğunu parçalayarak macaristan, çekoslovakya, avusturya, yugoslavya ulusal-devletlerinin kurulmasını planlarken; alman emperyalizmi zafer kazandığı koşullarda rus çarlığını parçalayarak ukrayna, estonya, litvanya, moldavya ve finlandiya gibi ulusal devletlerin kurulmasının hesabı içinde olmuştur. bu paylaşım hesapları çerçevesinde avrupa’daki uluslar ve ulusal devletler kendi çıkarlarını gerçekleştireceğini umdukları emperyalist ülkelerin saflarında savaşa girmişlerdir.

osmanlı imparatorluğu toprakları açısından bakıldığında, ingiltere, fransa ve çarlık rusyası’nın oluşturmuş olduğu "itilaf" devletleri savaştan galip çıktıklarında, osmanlı imparatorluğunun egemen olduğu anadolu, ortadoğu ve kafkaslar’da yeni devletlerin kurulması söz konusudur. bu da, "ermeni soykırımı" sorununu doğrudan ilgilendiren anadolu ve kafkaslar’a ilişkin paylaşım hesaplarıdır.

osmanlı imparatorluğunun almanya saflarında savaşa katılmasındaki beklentisi ise, gerek 19. yüzyılın sonlarındaki savaşlarda, gerekse ı. ve ıı. balkan savaşlarında kaybettiği toprakları geri almak ve böylece imparatorluğu güçlendirmekten ibarettir. böyle bir sonuç, osmanlı imparatorluğunun korunması anlamına geldiğinden, bu topraklar üzerindeki ulusların ve ulusal toplulukların kendi devletlerine sahip olma olasılığını tümüyle ortadan kaldırmaktadır. bu koşullarda osmanlı imparatorluğu içinde yer alan pek çok ulus ve ulusal topluluk ingiltere, fransa ve çarlık rusyası’nın oluşturmuş olduğu "itilaf devletleri"nin saflarında yer almışlardır. osmanlı egemenliği altındaki "müslüman" araplar gibi "hıristiyan" ermeniler de, osmanlı imparatorluğunun dağılmasının kendi çıkarlarına olduğunu bildikleri anlamda, osmanlı imparatorluğunun "düşmanları"yla ilişki içine girmişlerdir.

bu tarihsel gelişim içinde anlaşılamayan ya da anlaşılamayacak fazlaca bir şey yoktur. bir tarafta kendi üzerinde yüzlerce yıldır egemen olan ve ulusal haklarını kabul etmeyen bir imparatorluk (osmanlı), diğer tarafta ise kendilerine ulusal haklarını vermeyi vaadeden "itilaf devletleri" bulunmaktadır. bu koşullarda her ulus ve ulusal topluluk, kendi ulusal istemlerini gerçekleştirmeye en uygun olan tarafın zafer kazanmasını istemiş ve onunla ittifak kurmuştur. böylece emperyalist bir savaşın çerçevesi içinde ulusal haklar ve istemler için de bir savaş başlamıştır. bu yeni savaş emperyalist ülkelerin çıkarlarıyla çakıştığı ölçüde, doğrudan emperyalist ülkeler tarafından desteklenmiş ve pek çok durumda onlar tarafından örgütlenmiştir.

lenin bu olguyu şöyle açıklar:



"... bugünkü emperyalist savaş, mali bağların gücünün ve ekonomik çıkarların, küçük, siyasal bakımdan bağımsız bir devleti, büyük devletlerin savaşımı içine nasıl çektiğine (britanya ve portekiz) ilişkin örnekler ortaya koymaktadır; öte yandan küçük ve emperyalist "patronları"na bakışla (hem ekonomik, hem siyasal yönden) daha zayıf olan uluslarla ilgili olarak demokrasinin ihlal edilmesi, ya başkaldırıya (irlanda), ya da tüm askeri birliklerin düşmanın yanına geçmesine (çekler) yolaçmaktadır. bu durumda, küçük ulusların herbirine diledikleri kadar demokratik özgürlük vermek, siyasal bağımsızlığa izin vermek, böylece ’kendi’ askeri girişimlerini zarar görme tehlikesine atmamak, mali-sermaye açısından yalnızca ’gerçekleştirilebilir’ bir şey olmakla kalmaz, ama bazan tröstler için, onların emperyalist siyaseti için, onların emperyalist savaşı için daha karlıdır."[1*]



dolayısıyla emperyalist bir savaşta "küçük ulusların" kendi ulusal haklarını elde etmek amacıyla emperyalist güçlerin saflarında yer alışları, sadece onların kendi istemlerini gerçekleştirmeleri açısından değil, aynı zamanda doğrudan emperyalist ülkelerin kendi çıkarları, özel olarak da askeri çıkarları açısından da değerlendirilmesi gereken bir olgudur.



"şimdiki savaş ne için yapılıyor? bunun yanıtı (savaşan devletlerin savaştan onlarca yıl önce izledikleri siyasete dayandırılan) kararımızda verilmiştir. ingiltere, fransa ve rusya, ele geçirmiş oldukları sömürgeleri bırakmamak, türkiye’yi soyabilmek, vb. için savaşıyorlar. almanya o sömürgeleri devralmak, türkiye’yi kendisi soyabilmek, vb. için savaşıyor. almanların paris’i ya da st. petersburg’u aldığını varsayalım. böyle bir şey bugünkü savaşın yapısını değiştirir mi? hiç bir şekilde değiştirmez. almanların amacı -ve daha önemlisi, kazandıkları takdirde o amacı gerçekleştirecek olan siyaset- sömürgelere elkoymak, türkiye üzerinde egemenlik kurmak, başka ulusların, örneğin polonyalıların vb. oturdukları toprakları kendine katmaktır. amaçları, fransızları ya da rusları, yabancı egemenliği altına sokmak değildir. şimdiki savaşın gerçek özü, ulusal değil, emperyalisttir. başka deyişle, savaş, taraflardan birinin, ötekinin sürdürmeye çalıştığı zulmü ortadan kaldırmak amacıyla verilen bir savaş değildir. savaş, zulmeden iki grup arasında çapulun nasıl bölüşüleceği, türkiye’yi ve öteki sömürgeleri kimin soyacağı konusunda, iki haydut arasında verilen bir savaştır."[2*]



böyle bir savaşta "ezilen uluslar" hangi emperyalist gücün yanında yer alırsa alsınlar, her durumda emperyalistlerin çıkarlarına hizmet etmek ve bu çıkarların aleti olmak durumunda kalmışlardır. bu ilişkiler içinde bir ulusun "kurtuluşu", diğer bir ulusun "yıkılışı"yla karşı karşıya gelmiştir. bu karşıtlığın en şiddetli yaşandığı yer ise, ulusal sorunların alabildiğine karmaşık olduğu, ulusal topluluklar arasındaki kin ve nefretin alabildiğine yoğun olduğu kafkaslar bölgesi olmuştur.

stalin sovyet devrimi öncesinde kafkaslardaki durumu şöyle özetler:



"kafkas-ötesi, uzun süreden beri bir kıyım ve uyuşmazlık alanı, ve sonra da, menşevizm ve taşnaklar[3*] döneminde, bir savaş alanı olmuştur. gürcüler ile ermeniler arasındaki savaşı bilirsiniz. 1904 başları ve 1905 sonlarında azerbaycan’daki[4*] katliamları (massacres) da bilirsiniz. ermeni çoğunluğun, içinde tatarların da bulunduğu nüfusun tüm geri kalanını katlettiği[5*], örneğin zangezur gibi, bir dizi bölge adı sayabilirim. zangezur, çoğunluğun ermeniler tarafından oluşturulduğu ve bunların, bütün tatarları katlettikleri[6*] bir bölgedir. başka bir ilin, nahcivan’ın adını da sayabilirim. orada, çoğunlukla bulunan tatarlar, bütün ermenileri katletmişlerdir[7*]. bu işler, ermenistan ve gürcistan’ın emperyalist boyunduruktan kurtulmalarından az önce oldu."[8*]



işte böylesine ulusal çatışmaların ve katliamların yapıldığı kafkas bölgesinde, uluslar ve ulusal-topluluklar arasındaki kin ve nefret, olabilecek en üst boyutlara ulaşmıştır. emperyalist paylaşım savaşıyla birlikte bu ulusal çatışmalar ve katliamlar, emperyalist savaşın bir parçası haline gelmiştir.



"bir savaş sırasında, görünüş odur ki, ’haklar’dan sözetmek saçmadır. çünkü her savaşta hakların yerini düpedüz sınırsız zorbalık alır."[9*]



kafkas bölgesindeki "sınırsız zorbalık", milyonlarca insanın acı çekmesine, yüzbinlerce insanın katledilmesine yol açmıştır.

bugünden düne, tarihe bakarken, unutulmaması gereken en temel gerçek, uluslar ve ulusal topluluklar arasındaki kin ve nefretin ortaya çıkardığı katliamlar ve bu katliamların beslediği kin ve nefrettir. ı. yeniden paylaşım savaşında, gerek savaşın sonucuna göre kendi ulusal çıkarlarının "gerçekleşebileceği" beklentisi ile emperyalist güçlerden birisinin saflarında yer alan uluslar ve ulusal topluluklar, gerekse bu ulusları ve ulusal toplulukları kendi emperyalist savaşlarının bir aleti durumuna indirgeyen emperyalist ülkeler, bu bölge halklarının katliamlarının sorumlusu olmuşlardır.

ancak aritmetikte nasıl ki elmalar ile armutlar toplanamazsa, tarihte de uluslar ile ülkeler bir ve aynı kaderi paylaşmazlar. bir yanda emperyalist güçlerle işbirliği yapan uluslar ve ulusal topluluklar, öte yanda bizzat emperyalist ülkelerin bulunması, gerçekleşen katliamların tek, ama somut sorumlusu olarak ulusların ve ulusal toplulukların ortada kalmasına yol açmaktadır. bunun sonucu olarak da, emperyalist ülkeler, bu bölgedeki eski ulusal çatışmaları körükleyen ve buna bağlı olarak katliamların sorumlusu olarak ortaya çıkarken, emperyalist ülkelerin ulusları bu katliamlardan soyutlanabilmektedir. böylece emperyalist ülkelerin egemen ulusları çok kolaylıkla ve rahatlıkla bu katliamların "hakemi" durumuna gelebilmektedir.

diğer yandan ı. paylaşım savaşı sonrasında osmanlı imparatorluğunun yerine türkiye cumhuriyeti’nin ve çarlık rusyası’nın yerine sovyetler birliği’nin kurulması, kafkas bölgesindeki tarihsel olayların (katliamlar vb.) "sorumlusu kim" sorusunu daha da "yalınlaştırmış"tır. bu süreçte osmanlı imparatorluğunun "mirasçısı" olan türkiye cumhuriyeti ve türkler, tarihsel sürekliliğe sahip tek ülke, tek devlet ve tek ulus olarak ortada kalmıştır. doğal olarak sovyetler birliği’nin kafkas bölgesindeki ulusal ayrışma ve çatışmaları çözme başarısını gösterdiği oranda, tüm ulusal çatışmalar ve katliamlardan arta kalan ermeni katliamı ve "sorumlusu", tarihsel sürekliliğe sahip olan "türkler" olmuştur. ancak sovyetler birliği bölgedeki ulusal sorunları çözdüğü koşullarda, "ermeni soykırımı", sovyetler birliği sınırlarının dışına taşınmış, popüler ifadeyle "diaspora"nın varoluş nedeni haline getirilmiştir.

sovyetler birliği kafkas bölgesindeki ulusal sorunları çözdüğü ölçüde, "ermeni soykırımı" sorununun ağırlık noktası anadolu’ya kaymıştır. ancak bu durum, çoğunlukla kafkas-ötesi bölgede bulunan ermeniler ile "batı ermenistan"da yaşayan ermeniler arasında bir ayrım yapılmasını da beraberinde getirmiştir. bugün "ermeni soykırımı" üzerine yapılan tartışmalarda, araştırmalarda ve "söz savaşlarında" bu ayrım mutlak hale getirilmiştir. bunun sonucu olarak da ermenilerin kendi ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek için en elverişli durum olarak gördükleri "itilaf devletleri" saflarında yer alışları ve ı. yeniden paylaşım savaşı, "soykırım"ın dışına çıkartılmıştır. bugün "uluslararası tarihçiler ve tarih araştırmacıları" için ermenilerin "itilaf devletleri" ile kurdukları ittifak ve "itilaf devletleri"nin kafkas toprakları üzerindeki hesapları önemsiz bir "ayrıntı" haline gelirken, türkiye’nin "resmi görüşü"nde bu ilişkiler ağırlıklı bir yere sahip olmayı sürdürmektedir. bunun sonucu olarak da, "söz savaşları", sözcüğün tam anlamıyla bir "sağırlar diyalogu"na dönüşmüştür.

evet, tarihte pek çok katliam, kitle katliamı yapılmıştır ve anadolu toprakları üzerinde de gerçekleşmiştir. büyük iskender’den roma’ya, bizans’tan haçlı seferleri’ne, anadolu selçuklularından osmanlıya ve osmanlıdan ı. yeniden paylaşım savaşına kadar anadolu toprakları üzerinde yaşayan halklar, büyük katliamlara maruz kalmışlar ve zaman zaman topyekün imha edilmişlerdir. yediden yetmişe insanların öldürülmesi ya da ölüme terk edilmesi, bm’lerin 1948 kararlarına bağlı olmaksızın, sözcüğün tam anlamıyla katliamdır, kırımdır. marksist-leninistler sadece ermeni katliamını değil, tarihteki tüm katliamları kınarlar ve bunların tarihsel ve sınıfsal temellerini, hangi sınıf egemenliğinin ürünü olduğunu ortaya koyarlar.

"ermeni soykırımı", tarihteki tüm katliamlar gibi, hiç bir biçimde haklı gösterilemez. hangi nedenle olursa olsun, bir ulusun üyelerinin (ermeniler ya da bir başka ulus) topyekün "suçlu" kabul edilerek "cezalandırılması" da kabul edilemez. sözcüğün türkçe anlamıyla, anadolu’da yaşayan ermeniler katledilmişlerdir, kırıma uğramışlardır. "tehcir", yine sözcüğün türkçe anlamıyla, tam bir kırıma, kitlesel ölümlere yol açmıştır. ermeniler "tehcir" boyunca, açlıktan hastalığa, soygunculardan toprak ağalarına kadar her kesimin saldırılarıyla yaşamlarını yitirmişlerdir. burada yaşamlarını yitirenlerin on bin ya da yüzbin yahut bir milyon olmasının özel bir önemi yoktur. nasıl ifade edilirse edilsin, "tehcir" olayı, ermenilerin kırımına yol açmıştır. kırıma uğrayanlar ermeniler, yani belli bir "soy"un insanları oldukları için, bu kırım bir "soykırım" haline dönüşmüştür.

"tehcir" kararını alanların "tehcir"in bir kırıma, "soykırımına" dönüşeceğini bilip bilmemelerinin, bunu önceden planlayıp planlamadıklarının, ittihat ve terakki’nin "pantürkizm"inin bir ürünü olup olmadığının burada hiçbir önemi yoktur. aynı şekilde, ermenilerin "itilaf devletleri"yle işbirliği yapıp yapmamalarının, osmanlı ordusuna arkadan saldırıp saldırmadıklarının da burada önemi yoktur. en olumsuz koşullar altında insanlar göç etmeye zorlanmışlardır ve bu göç sırasında yüzbinlercesi yaşamını yitirmiştir.

ilk ve tek tarihsel gerçek budur.

bu tarihsel gerçek ortaya konulduktan sonra, herkesin, her ulusun ve her ulusun bireyinin üzerinde düşünmesi gereken soru, bu olayın neden meydana geldiğidir. bu soru yanıtlanabildiği ölçüde her iki ulus arasındaki düşmanlıklar, kin ve nefret duyguları ortadan kaldırılabilinecektir. aksi halde ulusal düşmanlıklar, ulusal kin ve nefret yeni çatışmaları ve katliamları besleyecektir.

yukarda ifade ettiğimiz gibi, emperyalistlerin dünyayı yeniden paylaşma savaşı ve bu savaşta kendi amaçlarına ulaşmak için ulusları savaşa sürüklemeleri, daha henüz uluslaşma sürecinin başında yer alan ulusal toplulukların aralarındaki çatışmaları şiddetlendirmiştir. ı. yeniden paylaşım savaşı öncesindeki bölgesel ulusal çatışmalar ve katliamlar, savaş koşullarında şiddetlenmiş ve yayılmıştır. ı. yeniden paylaşım savaşı, uluslar ve ulusal-topluluklar için "nihai karar anı" nın geldiği düşüncesini uyandırmış ve onların her birini düşmanlarıyla "kesin hesaplaşma"ya itmiştir. ı. yeniden paylaşım savaşı sonrasında "tehcir" edilen ermenilerin geri dönüşüyle birlikte başlayan yeni çatışmalar, katliamlar ve göçler, bu hesaplaşma düşüncesinin ne denli yaygın ve ulusal toplulukların içinde ne denli kökleşmiş olduğunun bir kanıtıdır.

böylesine açık biçimde emperyalist çıkarlar için kullanılmış ulusların, tüm bu gerçeklere gözlerini kapatarak, ermenilerin türkleri "sırtından vurdukları"nı düşünerek "tehcir"in haklı ve meşru olduğunu düşünmeleri ne denli yanlış ve insani değilse, aynı şekilde ermenilerin yaptıklarını ve 1918 sonrasında geri dönüşle birlikte yapılanları basitçe "intikam duygusu" olarak açıklamak da o denli yanlış ve insanlık dışıdır. bir tarafın (osmanlıların) öbür tarafı, ermenileri, sadece ermeni oldukları için "tehcir"e zorlaması nasıl bir "soy" düşmanlığı ise, diğer tarafın, ermenilerin, "intikam duyguları" ile sadece türk oldukları için insanları öldürmeleri ve göç etmek zorunda bırakmaları da o denli "soy" düşmanlığıdır. bir türkün ya da o dönemin tanımıyla "müslüman"ın, sadece bu "soy" kimliği nedeniyle düşman olarak görülmesi de; bir ermeninin, sadece bu "soy" kimliği nedeniyle düşman olarak görülmesi de kabul edilemez. bütün bunlar, uluslar arasındaki düşmanlığı "soy" (ırk) düşmanlığına dönüştüren milliyetçiliğin insanlık dışı yüzüdür.

"bütün halklar kardeştir" sloganı bu gerçekler üzerinde yükselir ve uluslar arasındaki düşmanlıkları sona erdirmenin yolunu gösterir. bunun dışındaki her yol, "ermeni soykırımı" çevresinde süregiden "söz savaşı"ndaki taraflardan birisi olmaya götürecektir. ve her taraf da, son tahlilde, bu sorunun süregitmesinden yararlanan emperyalistlerin çıkarlarına hizmet etmektedir.

bugün "ermeni soykırımı" sorunu yalın bir "ulusal sorun" olmaktan çıkmıştır. sorun, şu ya da bu biçimde, şu ya da bu büyüklükte topraklar üzerinde kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde ulusal-devletine sahip olmuş iki ulusun "tarihsel hesaplaşması"na dönüşmüştür. ama kesinkes iki ulusun tarihle hesaplaşması değildir. kim ki, sorunun bu dönüşümünü görmezlikten gelerek, basit ve yalın haliyle bir tarihle hesaplaşma, tarihte yapılanlarla ulusların yüzyüze gelmesi olarak koyarsa, bu kişi kendisini "tarihsel hesaplaşma"nın basit bir aracı haline getirmekten başka bir şey yapmış olmayacaktır.

"ermeni soykırımı" çevresinde oluşan çıkar ilişkileri ve çatışmalar göstermektedir ki, ulusların kendi ulusal-devletlerine sahip oldukları koşullarda bile "tarihsel hesaplaşma"nın sona ermediğidir. bu "tarihsel hesaplaşma" sona erdirilmediği sürece, uluslar arasında yeni çatışmalar, yeni savaşlar ve hatta yeni katliamlar kaçınılmaz olacaktır. tıpkı 1919-1922 arasında yunanlılar ile türklerin "tarihsel hesaplaşma"sı gibi. marksizm-leninizmin çok açık biçimde ortaya koyduğu gibi, hiçbir ulusal sorun, bir ulusa bir başka ulusun üzerinden ayrıcalık sağlanarak çözümlenemeyeceği gibi, emperyalist sistem içinde kalıcı bir çözüme ulaştırılamaz ve hiçbir çözüm istikrarlı hale getirilemez. ulusal-devletlerin kendi içsel sorunları ve asıl olarak da emperyalist ülkelerin ilişki ve çelişkilerindeki her değişim ulusal-devletler arasındaki ilişkileri değiştirebilmektedir. bu değişim, çoğu zaman uluslar arasındaki "tarihsel hesaplar" üzerinden "dış politika" yapılmasına yol açmaktadır. emperyalist ülkeler kendi sömürüleri altındaki görünüşte bağımsız ulusal-devletleri kendi isteklerini yerine getirmeleri için birbirlerine karşı kışkırtabilmektedir. ulusal düşmanlıklar kullanılarak ve bu düşmanlıklar kışkırtılarak, "düşman ulusların" her türden emperyalist politikaya kayıtsız-şartsız boyun eğmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. amaç, "düşman uluslar"dan her birinin, diğer ulusun "düşmanlığı" karşısında, kendisini koruyacak tek gücün emperyalist ülkeler olduğuna inanmasını sağlamaktır. bu yolla "düşman uluslar" içindeki her türlü anti-emperyalist, ulusal bağımsızlıkçı görüşler kolayca bertaraf edilebilecektir.

bugün artık sorun, ermeni soykırımının türkiye tarafından kabul edilip edilmemesi, "tarihle hesaplaşmak", "tarihsel gerçeklerle yüzyüze gelmek" noktasından çıkmıştır. ister ermeni soykırımı yapıldığı kabul edilsin, ister kabul edilmesin, bugün "soykırım savaşı"nın odak noktasında kafkas bölgesinin emperyalist ülkeler tarafından yeniden paylaşımı bulunmaktadır. emperyalist ülkeler, sovyetler birliği tarafından belli ölçülerde çözülmüş ve istikrara kavuşturulmuş olan kafkaslardaki uluslar arasındaki eski ayrışmaları yeniden kışkırtmaya başlamışlardır. ister bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynakları, ister petrol boru hatları, isterse kara ve deniz ticareti açısından ele alınsın, her durumda emperyalist ülkeler kafkaslarda kesin ve mutlak bir egemenlik peşinde koşmaktadırlar. bu amaca ulaşmak için yürütülen tüm faaliyetlerde ab emperyalistleri ile abd arasında belli bir "consensus" olduğu görülmektedir. gürcistan’daki "kadife devrimi"nden sonra ermenistan bölgenin "kilit ülkesi" durumuna gelmiştir. ermenistan ile türkiye ve azerbaycan arasındaki "tarihsel sorun", emperyalistlerin bölgedeki çıkarlarıyla çatışmaktadır. burada "kilit ülke" ermenistan olmakla birlikte, "anahtar" türkiye olarak görülmektedir. azerbaycan-ermenistan sorunu, ilham aliyev’in halk desteğine sahip olmayan iktidarı, emperyalist ülkeler tarafından "ikili görüşmeler" aracılığıyla satınalınabilir bir çözüme sahip görünmektedir. dolayısıyla gerek gürcistan için, gerekse ermenistan için türkiye’nin kafkaslardaki yeni emperyalist düzenlemelere engel oluşturmaması tek sorun olarak ortada kalmaktadır. öte yandan ise, ermenistan ve "diaspora ermenileri" emperyalist ülkelerin kendilerine kafkaslarda önerdikleri "misyonu" yerine getirebilmek için "soykırım" ve "soykırım"la ilgili toprak ve tazminat sorununun çözümlenmesini istemektedir. bu ise, türkiye’nin "ermeni soykırımı" konusundaki "inkarcı" politikalarından vazgeçmesini ön koşul haline getirmektedir.

türkiye devletinin "ermeni soykırımı"nı kabul etmesi, son tahlilde, bölgedeki kısa vadeli emperyalist çıkarların gerçekleştirilmesinin bir adımı olmakla birlikte, aynı zamanda bu çıkarların gerçekleştirme "mas rafları"nın türkiye’ye fatura edilmesi anlamına gelmektedir. bu faturanın çıkartılabilinmesi için de, bm’lerin 1948 tarihli "soykırım kararı" ve yahudi soykırımına ilişkin uygulamalar (tazminat vb.) bir temel ve emsal teşkil etmektedir.

açıktır ki, yüzbinlerce insanın katledilmesinin ve mülklerine elkonulmasının tazmin edilmesi milyarlarca doları gerektirmektedir. 300 milyar iç ve dış borç altındaki türkiye gibi bir ülkenin böylesine yüksek tazminatları ödeyebilmesi olanaksızdır. işte "sözde soykırım"ın söz savaşlarında, emperyalist ülkelerin, özel olarak ab’nin devreye girmeye çalıştığı yer burasıdır. "ermeni soykırımı"nı kabul etmek zorunda bırakılacak bir türkiye, milyarlarca dolarlık tazminatları ödeyemeyeceği için, emperyalist ülkeler "arabulucu" olarak devreye gireceklerdir. popüler ifadeyle, türkiye’nin tazminat borçları için "ödeme planı" yapılacaktır. tıpkı dış borçların ödenemez hale gelmesiyle birlikte ımf tarafından yapılan "ödeme planları" gibi. bu tazminat ödeme planı da, borçlu ülkenin belli gelirlerinin karşılık gösterilmesiyle, yani ipoteklenmesiyle gerçekleştirilecektir. türkiye’nin ipoteklenebilir varlığı ise, bakü-tiflis-ceyhan boru hattı, fırat ve dicle’nin "uluslararası suları" ve gap’tır.[10*] böylece osmanlı imparatorluğu’nun "varisi ve mirasçısı" türkiye cumhuriyeti, ikinci bir duyun-u umumiye yönetimi altına girecektir. ab, daha bugünden bu yönetime taliptir.

bütün bunlar emperyalistlerin kısa ve orta vadeli çıkarlarıyla, "enerji politikalarıyla" ne denli uyumlu olursa olsun, her durumda iki ulus arasındaki düşmanlığı kışkırtmaktan ve yeni çatışmalar yaratmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.

uluslar arasındaki barış ve kardeşlik, ancak uluslar arasındaki ilişkilerde her türlü zor ve baskının ortadan kaldırıldığı, eşit ve demokratik bir ilişki kurulabildiği ölçüde gerçekleşir. bunun tersine yapılan her davranış, bir dayatma, bir zorlama olacaktır. bu da uluslar arasında barış ve kardeşliğin oluşmasının en temel engelidir. bir ulusun karşı karşıya kaldığı zorluklardan yararlanarak, o ulusun kabul etmeyeceği şeyleri kabul ettirmeye çalışmanın ve kabul ettirmenin, o ulusun zorluklarını aştığı oranda kendisine bunları zorla kabul ettirenlerin zor duruma düşmesini bekleyeceğini ve uygun anı yakaladığında kaybettiklerini geri almak için zora başvuracağını tarih yeterince kanıtlamıştır.

bugün "ermeni soykırımı"nın ulusal ve uluslararası taraflarının hiçbirisi, sözcüğün tam anlamıyla "soykırım" konusuyla ilgilenmemektedirler. kozmopolit küçük-burjuva aydınlarının "tarihle hesaplaşma" tezlerinin de, ermeni "diasporası"nın "tarihsel hesaplaşması"nın da, türkiye devletinin "belgelerle konuşması"nın da 1915 "tehcir" olayı ve bununla birlikte ortaya çıkan ermeni katliamıyla uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. tüm taraflar "kılıçlarını çekmiş" hazır beklemektedirler. en küçük bir kıvılcımın kolayca çatışmalara yol açabileceği bir ortam oluşmaktadır. öyle ki uluslararası her sorunda olduğu gibi, "ermeni soykırımı"nda da kozmopolit küçük-burjuva aydınları "askere" çağrılmıştır. karen fogg’un ifadesiyle "uyuyan güzeller", bu kez ermeni sorunu konusunda uyandırılmıştır. kıbrıs’ta ortaya çıkan gelişmeye benzer bir gelişme için kollar sıvanmıştır.

kozmopolit küçük-burjuva aydınları aracılığıyla bir ulusun milliyetçilerinin "tarih bilinci", bir başka ulusun milliyetçilerinin "tarih bilinci"yle yeniden şekillendirilmeye çalışılmaktadır. ermeni sorununda olduğu kadar, "anadolu rumları" sorununda da benzer bir gelişme yaşanmaktadır. ermeni "soykırımı"nı pondus "soykırımı" bir gölge gibi izlemektedir. ab’ye girme uğruna herşeyi kabul etmeye ve kendi ulusal "değerleri"ni terk etmeye hazır bir küçük-burjuva kitleye ve aydınlarına sahip bir ülkenin böylesi bir kuşatma altına alınmasında şaşılacak bir yan yoktur. bu ülke, yani türkiye cumhuriyeti, wall street journal’da yazıldığı gibi, "hasta adam" haline gelmiştir.

bu durumdan türkiye devletinin ve oligarşisinin tek çıkış yolunu ise amerikan emperyalizmi göstermektedir.

amerikan emperyalizmi, bir yandan yunanistan ve ermenistan’ı "el altından" destekleyerek türkiye devletinin kuşatma altına alınmasını sağlarken, diğer yandan türkiye’ye "seni bu kuşatmadan kurtaracak tek güç benim" mesajı vermektedir. bunun bedeli ise, amerikan emperyalizminin "büyük ortadoğu projesi"ne "aktif" olarak katılmaktan ibarettir.

herkesin kolayca görebileceği gibi, türkiye’nin "büyük ortadoğu projesi"ne dahil edilmesi, türkiye devletinin militarize edilmesiyle eşdeğerdir. militarize edilmiş ve amerikan emperyalizminin "aktif askeri müttefiki" haline gelmiş bir türkiye ise, kafkaslar’dan ortadoğu’ya kadar tüm bölgede yeni bir savaş ve terör döneminin başlamasına yol açacaktır.

devlet düzeyindeki bu gelişmenin, "ulus çapında" milliyetçilik dalgasının daha da yükselmesine ve ırkçı-şoven milliyetçiliğe dönüşmesine yol açacağı da kesindir. bunun bölgede yeni bir "sıcak çatışmaya" yol açıp açmaması fazlaca önemli değildir. böyle bir gelişme, tüm bölgede yeni bir korku döneminin başlangıcını oluşturacaktır. bu nedenle "ermeni soykırımı" üzerinden kendi ulusal ve sınıfsal çıkarlarını "realize etmeye çalışan" her kesim, hangi "resmi görüş"ü benimserse benimsesin, bu korku tüneline girmekten kendisini kurtaramayacaktır.

sorunun tek ve gerçek çözümü, sovyetler birliği tarafından ortaya konulmuş ve 72 yıl etkin biçimde yaşama geçirilmiş sosyalist çözümdür. bunun dışındaki her "çözüm", emperyalist sistem içinde ve emperyalist çıkarlara bağımlı çözümler olacaktır ve sistem içindeki her değişime ve gelişmeye bağlı olarak değişecektir.





(alıntıdır. sadece bazı yerler değiştirilmiştir.)


   gajo   05.04.2007 - 09:28
  #305867
9.

olmayan bir şeyden varmış gibi bahsetmek çok gereksiz bir davranıştır. tanımlanmasına gerek olmayan, yokluğu ifade eden iki kelimedir.

   sensation   05.04.2007 - 09:31 ~ 05.04.2007 - 10:22
  #305869
10.

"biz ermeni soykırımı yapmadık"



amerika’daki petrol ve silah üreticisi ermeni lobilerine hizmet eden, siyasi kaygılardan dolayı körleşen fransa (ki o fransa tarihinde nazi katliamına destekci olmuş, cezair’e bu yüzyılda soykırım uygulamış ve hala adı konmuş konmamış birçok sömürgesi olan) ermeni soykırımının reddiyle ilgili cezai yükümlülük getiren yasayı parlementosundan geçirmiştir. büyük türk şairi mehmet akif’in de söylediği gibi “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” bizim geri adım atmamız halinde ermeniler adına bizden tazminat ve güney doğu’daki 8 ilimizi soykırım karşılığı talep edecektir. ardından amerika tarafından kullanılmak için önüne kemik atılmak istenen ve binlerce yıldır aynı topraklarda yaşadığımız birçok ırk bu hakkı kendinde görecektir. lütfen sorumluluk gösterin. bu ülke bizim. “çok fazla ürünleri yok dış pazarlarının çok küçük bir bölümü” diyen bir çok şıltaklı basın yazarına inanmayın. türkiye halkının tavır koyduğunu, tek yürek olduğunu görsünler. önüne gazi, şanlı, kahraman ünvanlarını alan illerimizde fransızlara yaşattığımız ve her zaman da yaşatabileceğimiz kabusu unutmasınlar. unutma...



unutturma....

   gemisch35   05.04.2007 - 09:36
  #305873
11.

“ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesi”tanımına soykırım denir.



madem böyle bu soykırım yapıldı niye hala yaşıyor bu ermeni ırkı dedirten olay.

ya türk’ler çok beceriksiz ki tarihe bakınca öyle olmadığı anlaşılıyor ya da diğer bir ihtimal kalıyor o da soykırımın yapılmadığı.

bu olasılık daha yüksek gözüküyor çünkü ermeni’ler hala yaşıyor.

   yagmurakafatutankesmeseker   05.04.2007 - 09:36 ~ 05.04.2007 - 09:38
  #305874
12.

valla soykırım olmuş mu olmamış mı o kadarını bilmiyorum ama adamlara pek de iyi davranmadığımız ortada.nitekim çok ciddi bir nefret var ermenilerde türklere karşı.sağ görüşlü bir bakan tarafından senaryosu yazılan salkım hanım’ın taneleri filminde de gayri müslümlere yapılanlar ortadadır.ben şunu bilirim dünyanın her tarafında bu böyledir:çoğunluk azınlığı ezer. ayrıca bu iddiaların aleyhimize kullanılmasının maksatlı olduğunu ve ermenilerin birtakım güçler tarafından yönlendirildiğini düşünüyorum.

   spartakus   05.04.2007 - 10:33
  #305943
13.

evinizi, yurdunuzu, yine onları korumak uğruna bırakıp savaşmaya gidersiniz. fakat geri döndüğünüzde,uğruna savaştığınız şeylerin bin bir piçlikle yıkıldığını, çoluk çocuğunuzun yakıldığını, insanlık dışı davranışlarla karşılaştığını görürsünüz. sonra da ya susar oturursunuz, ya da ... katliam değildir belki adı ama hakedene hakkının verilmesidir.

   helen   05.04.2007 - 10:40 ~ 18.10.2007 - 09:07
  #305955
14.

konuya ait iç bir belgeye rastlanamamasına karşın türkler tarafından yapıldığı iddia edilen eylem. naziler gibi dünyanın gelmiş geçmiş en iyi teşkilatının 2. dünya savaşı ve yahudi soykırımı ile ilgili belgelerin ortadan kaldırılması emrini vermelerine rağmen bir takım belgelerin daha sonra bulunduğunu ve eğer böyle bir belge varsa muhakkak bir yerde çıkacağını hatırlatmakta fayda vardır. dolayısıyla ermeni soykırımı diye adlandırılan şey aslında ermeni vatandaşlarla müslüman vatandaşların o dönem yaşanan belirli nedenler dolayısıyla birbirlerini katletmesidir. söz konusu durum karşılıklıdır. ancak müslüman halk bulundukları coğrafya nedeniyle azınlık durumunda olmadıkları için türk ya da müslüman soykırımı diye bir şey kabul edilmemektedir.



ayrıca konuyla ilgisi olmayan bir çok ülkede kabul edilen ermeni soykırımı sonrası akla şu soru gelmektedir. amerikalıların kızılderilileri, almanların yahudileri soykırıma uğratmasına ses çıkardınız mı? 19. yy başında afrikayı sömürmek neydi ve bu sizin tarafınızdan soykırım olan bu tatsız hadiseyi kabul ederken afrika kültürünü ve afrikalıları ne hale getirdiğiniz aklınıza geldi mi?

   olma digerleri gibi   05.04.2007 - 13:36
  #306257
15.

bir takım belgelere atıf yapılarak yazılmış bir yazı. taraflı ve ya tarafsız olduğu tartışılır.belki ermenilerde de buna benzer belgeler mevcuttur. ama milyona yakın, belki daha fazla insanımızı kaybettiğimiz bir savaşta bizim başımıza gelenler savaş oluyorda onlarınkinin adı niye soykırım ayrı bir tartışma mevzuudur.

atıf yapılan belgelere ulaşmak çok kolay olmasa gerek. fakat bi tarafından uydurulmuş belgeler olmadığı da açıktır.



türkler ermenilere ne yapti? ermeni vahsetine türk’ün tavri…

tarihsel gerçeklerin bu kadar aleni çarpitilmasina insanlik sahit olmadi.

o kadar ki, anadolu’nun dogusunda ermeniler, batisinda yunanlilar insanlik tarihinin ender gördügü vahsetlere imza atarken, avrupa basini bu mezalimi, “türkler rumlari ve ermenileri” katlediyor seklinde duyurdu.

onun içindir ki mustafa kemal pasa, milli mücadele’nin en kritik döneminde ankara’da büyük millet meclis’ini açmaya karar verdiginde, önce anadolu ajansi’ni kurdu. amaç; anadolu’da olup bitenden dünyayi dogru bir sekilde haberdar etmekti.

nitekim o tarihten sonra, dünyadaki müslüman toplumlarin milli mücadele’ye çok ciddi oranda yardimlari basladi. anadolu’da ermeni ve rumlarin giristikleri vahsetten dünyanin kismen de olsa haberi oldu.

ermeniler sahte bir soykirim iddiasini 91 senedir gündemde tutmayi basardilar. su ana kadar 17 ülke, sözde ermeni soykirimi iddialariyla ilgili parlamentolarindan karar çikardi. bunlardan 10’u, ab üyesi.

genç kusak bilmiyor…

okuma özürlü bir toplumuz. bu ülkenin birakin sade vatandaslarini, nobel almis romancisi bile bu topraklarda gerçekte ne olup bittiginden habersiz hale gelmistir. ısler biraz daha kendi haline birakilsa, sokaktaki vatandas bile, “soykirim yapmis olabilir miyiz” tereddüdünü yasamaya baslayacaktir.

ıs o noktaya gelmeden, ermenilerin anadolu’da yaptigi vahsetten çok az bir kismina kaynak göstererek temas etmekte yarar var. amacimiz düsmanligi körüklemek degil, “tam olarak ne olmustu” sorusuna, o günleri en iyi sekilde yansitan tarihi kaynaklar isiginda cevap aramaktir. yazinin sonunda dipnotlari göreceksiniz.

ermenilerin anadolu’da yaptigi vahseti ıngiliz ve fransiz zabitlerinin kontrolünde yapildigini tespit eden osmanli hükümeti, bu konuda ıtilaf devletleri nezdinde gerekli tesebbüste bulunduysa da, bundan bir netice alamadi.(1) tipki günümüzde, anadolu’yu kana bulayan bati himayesindeki teröre karsi dost bildigi ülkelerden destek bulamadigi gibi.

gelelim ermeni mezalimine…

birinci dünya savasi’nin sonlarina dogru erzincan geri alindigi vakit korkunç bir manzara ile karsilasildi. bölgedeki türklerin çogu evleriyle birlikte yakilarak öldürülmüstü. her öldürme isinden önce muhakkak iskence yapilmis oldugu dikkat çekiyordu. o kadar ki, öldürülmeden önce tecavüz edilmis olan kadinlardan tenasül uzuvlarina fisek sokulanlar bile vardi.

ermeniler erzincan’da türk köylerini bastilar ve köyün 7-8 yasindaki kizlari da dahil olmak üzere bütün kadinlarin irzina geçtiler. bazi yerlerde bir türk kadinina 30’dan fazla ermeni’nin tecavüz ettigi oldu.

ermeni çapulcularindan olusan ve kendilerine fransiz üniformasi giydirilmis olan 400 kisilik bir müfreze dörtyol kasabasina girdi, evleri basti, her seyi yagma etti. ortalik kan gölüne döndü. (2)

bir dere içinde bes yüzden fazla kadin ve çocuk hunharca öldürüldü. ermeniler erzurum’a bagli hinis’ta, her türlü kötülügü yaptiktan sonra bir türk kadininin memedeki çocugunu ateste kizartarak annesini bu kebaptan yemege zorladilar. dört türk erkegi, elleri karinlarina sokulmak suretiyle öldürüldü, erkeklik organlari kesilerek agizlarina sokuldu.

van’da kocasi öldürülen altmis yasinda bir kadina tecavüz edildikten sonra, disilik organina odun sokularak öldürüldü. bazi yerlerde ermeniler, türkleri öldürdükten sonra köpeklere yedirdiler.

hem katliam yaptilar, hem alay ettiler…

yine ermeniler, yarali dört türk askerinden birini, gözlerini oyduktan ve “kalk bak, osmanli askeri geliyor mu? dedikten sonra öldürdüler. ıkincisinin sag tarafindan derisinin bir kismini yüzüp çanta haline getirdiler, ellerini bu çantaya soktular ve “bu çantada padisahinizin parasi var mi?” dedikten sonra öldürdüler. üçüncüsünü ise erkeklik organini keserek agzina soktuktan ve “bu boruyu çal, size osmanli askerinden yardim gelsin” dedikten sonra öldürdüler. dördüncü askeri, tüfek sislerini kizdirarak 24 yerinden dagladilar. bu askeri ölümden, o sirada olay yerine gelen rus askerleri kurtardilar. ermeniler birçok türkü murat suyuna atarak bogdular. bogulanlarin ayaklarin altinda çakili nallar görüldü.

ermenilerin birçok yerde türk kadini ve çocuklarini tekke ve mescitlere doldurarak yaktilar. ulemadan seyh abdulkadir efendi, kafasinin derisi yüzülmek suretiyle öldürüldü. bir ermeni erkegi, tecavüz ettigi türk kadininin yanagini isirarak kopardi.(3)

ermeniler erzurum’da 7 subat 1918’de baslattiklari büyük katliamda, daha ilk gün binlerce kisiyi öldürdüler. çirilçiplak hamama götürdükleri kadin erkek türklerin üzerinde en çirkin emellerini tatmin ettikten sonra hepsini öldürdüler. sadece 26 subat günü üç bin türkü öldürdüklerini bizzat kendileri itiraf ettiler. (4)

mus, bitlis ve pülümür civarinda ahirlara kapatmis olduklari türkleri, petrole bulayip atesledikleri mandalarin hücumuna terk etmek gibi vahsette de bulundular.

düsman da sasti bu mezalime…

yapilan mezalim öyle boyutlara vardi ki, isgalci diger düsman kuvvetleri de olan bitenden rahatsiz olmaya basladi. savunmasiz müslüman halka yapilanlara dayanamayan rus baskomutani, “bütün bu hallere son verilmezse müslüman halka silah dagitmak zorunda kalacagi” söyledi.

yine bunlardan birinde rus albayi griasnoff, genç bir ermeni kizini bir caminin avlusuna götürerek ermenilerin yaptigi mezalimi göstermis, yapilan is karsisinda üzülecegini bekledigi ermeni kizin büyük bir zevkle kahkaha attigini ve yapilan isi begendigini söylemesi karsisinda, bu ermeni kizdan tiksindigini ifade etmisti. (5)

türkler ne yapti?

bilindigi gibi harp devam ettigi süre içerisinde eli silah tutan tüm türk erkekleri cephedeydi. böyle olunca cephe gerisinde sadece kadin, çocuk, yasli, yarali ve sakatlar kalmisti. ıste ermeni ve rumlar türk köy ve kasabalarini böylesi bir güvenlik zafiyeti içinde buldular ve savunmasiz bu insanlara akla hayale gelmedik iskence ve zulümler yaptilar.

ermeniler anadolu’daki müslüman halka aklin hayalin almadigi zulmü reva görürken, osmanli devleti mütareke sonrasinda evlerine yurtlarina dönen osmanli askerlerinin, geride kalan çoluk çocugunu öldüren ve evlerini barklarini yakip yikan ermenilere misilleme yapmamasi için gereken tüm tedbirleri aldi.

osmanli devleti, ermeni ve rumlar tarafindan yapilan fenaliklara, yine fenalikla mukabele etmedi, intikam hirsi içinde olmadi, insanina kin ve nefret asilamadi. bununla ilgili bir arsiv belgesinde osmanli hükümeti’nin;

“müslümanlarla gayr-i müslimler arasinda niza, münaferet (nefret) ve hilaf-i kanun ahval vukuuna firsat verilmemesi” konusunda kamu görevlilerine özel bir çaba göstermelerini istedigini görüyoruz. (6)

ermeni ve rumlar anadolu’nun çesitli bölgelerinde müslümanlara ait evleri basip soyarken(7), ayni günlerde osmanli hükümeti ermenilerin iase giderleri için merkez’den anadolu’ya havale gönderdi(8), kendisini geçindiremeyecek kadar aciz olan ermenilere sahip çikilmasini” istedi(9).

parasi olmayan “ermenilere harcirah verilmesi” için valiliklere talimat gönderdi(10). halbuki ayni günlerde osmanli hükümeti; “belediye memurlarinin maaslarinin ödenmesine imkan olmadigini” ilan etmisti(11). yine ayni dönemde”bes alti aydan beri maasini alamamis çok sayida türk memur” bulunuyordu. (12)

osmanli devleti hatta o kadar hassas davrandi ki, harp boyunca evinden yurdundan ayri kalan ermeni ve rumlari büyük bir güvenlik içinde yerlerine yurtlarina yerlestirdikten sonra, onlardan ayrica “mallarimin hepsini aynen teslim aldim” seklinde imza aldi(13). tüm ermeni ve rumlarin varliklari kendilerine eksiksiz bir sekilde teslim edildi.

bunlari yazmaktaki amacimiz ermeni düsmanligini körüklemek degildir. bir ülkenin dirlik ve düzeni bozuldugunda ve toplumun arasina fitne girdiginde, daha da önemlisi insanlar önlerine daha büyük menfaat kapilarinin açildiklarini gördüklerinde, birçok insani degeri bir kalemde nasil sildiklerini göstermektir. çünkü tarih, geçmisten ibret alinsin ve kötülükler tekrar etmesin diye insanlarin önüne konulur.

asil sorulmasi gereken soru…

ermenilerin kendilerine soykirim yapildigini iddia ettigi dönem aslinda, yapilan onca vahsete ragmen intikam duygusuyla hareket etmemis olan bir milletin akillara durgunluk veren sabir örnekleriyle doludur. burada insanlik aleminin asil arastirmasi gereken, “nasil oldu da misliyle karsilik vermeme sabrini gösterebildiler” sorusuna cevap aramak olmalidir.

türk milleti’nin asirlarca karsiliksiz himmetine mazhar olanlar, vicdanlarini baski altinda tutan minnet duygusuna vefa ile karsilik vereceklerine, yaptiklari isin utanci ile olsa gerek, uydurma bir soykirim yalani ile ancak kendilerini aldatma yolunu tercih etmislerdir. bunun içindir ki, çikardiklari yasalarla, gerçegin dile getirilmesini bile yasaklamislardir. ıste böylesine tarihi bir utanç yakalarina dolanmis vaziyettedir.

-----------------

[1] basbakanlik osmanli arsivleri (boa), dh-sfr, dosya: 100, belge: 85.

[2] harp tarihi vesikalari dergisi, sayi: 33, belge: 823

[3] ermeni komitelerinin amal ve harekat-i ıhtilaliyesi, ıstanbul 1332, s. 291-320.

[4] cemiyet-i akvam ve türkiye’de ermeni ve rumlar, ıstanbul 1337, s. 27.

[5] bolayir, enver, talat pasa’nin hatiralari, ıstanbul 1946, s. 99.

[6] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 145.

[7] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 103.

[8] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 124; ayrica benzer belgeler için bkz. 95/123; 95/125; 95/136.

[9] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 130.

[10] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 137.

[11] boa, dh. umvm. dosya: 11/45-1, belge: 73.

[12] boa, dh. umvm. dosya: 6/2, belge: 42; ayrica bkz. 6/2, 40; 6/2, 32.

[13] boa, dh-sfr, dosya: 95, belge: 178.

   ashigo   02.06.2007 - 23:30
  #443875
   dusersem hatirla   02.06.2007 - 23:34
  #443884
17.

konunun en basit cozumu icin;

<bkz: ex post facto kurali>

<bkz: 1948 soykirim anlasmasi>

<bkz: hocali katliami>

   witchorexia nervosa   02.06.2007 - 23:46 ~ 02.06.2007 - 23:48
  #443922
18.

eğer bir insan gündüzleri aranızda esnaf olarak yaşayıp,geceleri eşkiya-terörist olup evinizi basıyor çoluğunuzu coğunuzu-eşinizi dostunuzu öldürmeye kalkıyor ve hatta öldürüyorsa,bunu kaostan yararlanarak yapıyorsa mecburen aynı dili konuşarak etkisiz hale getirirsiniz.bu iddia da etkisiz hale getirme çabaları yüzünden doğmuştur.ermeni soykırımı yapıldı mı soruları bile saçmadır ki kendi devletlerini kurmuş bir milletin neresi kırılmış da devlet (!) kurabilmişlerdir anlaşılmaz.yahudilerin bugünkü zenginlikleri almanya yadan alınan tazminatlara dayanmaktadır ve ermeni soykırımı iddiasındaki amaç da türkiye den aynı tazminatları,çıkarları sağlamaktır.asılsızdır.

   rakicoglu   02.06.2007 - 23:54 ~ 02.06.2007 - 23:55
  #443948
19.

iki tarafında birbirine yamuk yaptığını kabul etmesiyle çözülebilecek bir durumdur.

   Dua   02.06.2007 - 23:55
  #443952
20.

kanıtı ve doğruluk payı olmayan bir önermenin "ermeni soykırımı" başlığı altında tartışıldığını görmek gerçekten çok acı. sanırım bu iftiraya bizde yavaş yavaş inanmaya başladık gözümüz aydın.

   dusersem hatirla   02.06.2007 - 23:58
  #443965

1 2 » son

 
 

sayfa

1 » son

yazdır



etiket bulutu