1.
bir daha goremeyecek olmanin verdigi yurek daglayan aciyla beraber, hastaliktan, agrilardan, acilardan kurtulmus olmasinin verdigi ic ferahligiyla tokusturulan bir kadeh white russian' dir... gozlerinden aksin diye dua ettigin, isyan ettigin iki damla goz yasidir... babaannene nasil soylenecegini dusunup ic cekmendir... tum hayatin boyunca guc timsali karsinda duran adamı tek basina buz gibi topraga nasil birakacagini dusunup kadere isyan etmendir... sabahin ikisinde hastahane kapisinda goremeyecegini bilsen de bir umut beklemendir... beni seviyor musun dede? sorusunu bir daha hic soramaman demektir ki en burkani en sizlatani da budur..
hypnotic 06.05.2007 01:51
#376487
2.
varlığının bile mutluluk vermeye yettiğini anlamaktır.
sahan 06.05.2007 01:55
#376490
3.
dedem oldugunde hic aglamadim diye bir kitap yazilabilir bunun uzerine. sahsim dedesi oldugunde evet pek aglamamistir, cunku pek bir samimiyeti yoktur varligindayken. paylastigin seylere baglidir olenin ardindan uzulmek. dolayisiyla, bir sey yoksa paylasimda iplenmez. sevilense icin acir.
bosveeer 06.05.2007 01:56
#376495
4.
eğer bu dede 40 yaşındaki anneyi dövebilecek zihniyette bir dedeyse hiç de üzülünmeyecek hadise.
6sigmamaster 06.05.2007 02:18 ~ 06.05.2007 02:23
#376517
5.
hele de ilk kaybettiklerindense cok cok uzulunuur.. sen cok yasa dede..
cedricc 06.05.2007 04:25
#376568
6.
kendi $arabini kendi yapan bir adami kaybetmektir benim icin.. elbet bundan fazladir. bundan otedir.
$oyledir :
babam ekonomik ozgurlugunu kazanana ve kendi tirnaklarıyla bir yere gelene; ba$larda, televizyon masasi olarak bir kucuk sehpayi kullandigimiz bir ev alana kadar, dedemlerle birlikte onlarin mustakil evinde ya$iyorduk. huysuz ve kendi halinde bir ihtiyardi dedem. eli sikiydi. sevgisini gostermeyi otorite kaybi olarak tanimladigindan babama da hep soguktu. yani ben o zamana dek bir sicak gulumseyi$ini, bir sirtini sivazlaya$ini gormemi$im. altili bultenlerinden olu$an ve kilerde duran bir ar$ivi vardi son animsadigim. bir kez kari$tiriyordum. bagirmi$ti.
genelde kadim dostlariyla kiraathanede vakit olduren o mavi gozlu dev adam, aslinda icinde miniminnacik bir cocuk ta$iyor gibi geliyordu bana. hani olay orgusu geregi bu hep boyledir, tezatlar konuyu daha da albenili bir hale getirir, sosu olur.. ama farkliydi bu. arttirdigi zamanlarindan birinde benimle ucurtma bile ucurmu$tu.. tahtaya sarilan bobindeki ip azaldıkca ucurtma daha da gokyuzune yakla$iyor, dedemin iri mavi gozleri gokyuzunun o sonsuz mavisiyle daha da karı$ıyor, cocuklugum in$aatini tamamliyor, mutlaniyordum. bana ayirdigi bu kisa zamanlar dahi mutlu olmama yetiyordu. eglenceliydi i$te : kendinden takribi 60 ya$ buyuk bir adamla dam'a cikip ucurtma ucurmak, sana yaptigi sapanla vurdugun ku$lari yemek, gerektiginde literal bir vah$etle donanmak tabii ki, o ku$larin zarif goguslerini guclu elleriyle yirtan bir adamin gozlerindeki cocugu gormek, "seninle gulhane parki'na gidelim bir gun.." dediginde yanaklarindaki anlik, ucucu kizartiyi asla unutamamak, bulgaristan'da avdayken bir va$ak tarafindan saldiriya ugradigini ogrendiginde $oke olmak ve bunlari yazarken aslinda o zamanlar bunlari duyumsayamadigini/hissedemedigini farkedince buyudugunu anlamak.. zor(du).
gecen zamanla degi$en zamanin harmaninda ben ortaokula geliyordum. dedemin evde istirahatte oldugunu, hasta oldugunu, hastaliga direnmesi icin moralinin yuksek olmasi gerektigini, cunku cevreden gelen en kucuk bir gurultuye ya da sese dahi buyuk tepkiler verdigini, i$in asli; yolun sonuna geldigini biliyordum. aslinda siz bilmezsiniz de hissedersiniz ya, oyle. baba evde mutsuzdur, zaman zaman gozleri nemlenir, ruhu daralir; anne susar, bir cay daha koyar kendine, baba bir bira daha acar, kizkarde$ arka odada uyur, sen televizyona bakiyormu$ numarasiyla, bedbin bir ruh giysisi icinde cevreyi suzer ve duygularini bu minvalde yorungelendirirsin ya.. oyleydi. "herkesin bir derdi var durur icerisinde" dememi$ti henuz volkan konak. aylardan burukluktu, yillardan uzuntu, gunlerden repligi bozuk bir per$embe. ama bu kadar kotu degildi..
hastaligin tam te$hisinin konmasindan sonraki zamanlar en zor gecenlerdi. baba, her gun ba$ka bir yerden ilaclar, igneler, sute benzer renkte tampon etkili likit iyile$tiriciler ta$iyordu. sakinle$tiriciyi de kendine saklıyordu $uphesiz.. yakalanmi$ti. ben, sus'uyordum. gozlerim susuyordu. gozlerime su veremiyordum. nihai son yakla$iyordu ve caresiz bekleyi$ herkesi yiyordu. elden gelen her $eyin yapilmi$ olmasi, "en azından denedik"den daha fenaydi da, bana hep olmayacak, olamayacak gibi gelen olaylarin olabilirligine inanmaya ba$ladigim yillardi. buyumek, acilarin yatay toplami..
velhasil; yine repligi bozuk bir per$embe sabahi annem tarafindan kaldirildigimda ve yuzume carpan "hadi kalk babaannenlere gidiyoruz!"u duydugumda anlami$tim. babam yoktu; coktan gitmi$ti. coktandir biliyordu. bekliyordu. ben uniformalarimi giyip okula gidecegim sanirken, aciyla giyindirilip babaannemlere goturuluyordum. o iki katli mustakil ev, o merdivenlerinde ne$'e ve sevinc ko$an konak, o tum hisim akrabanin geli$iyle $enlenen cizbiz ak$amlarinda tek bir agizdan soylenen $arkilarla bezenen guzelim ev, metruk bir istasyon peronunun ta$ soguklugu ile kaplanmi$ti.. kuran okuyan bir kadinin sesi, gozya$i jakuzisindeki ziyaretcilerin bogumlu hickiriklarina kari$iyor; ruhum alabora oluyor, babaannem bir ko$ede teselli ediliyor, yarim asri payla$tigi o kocaman adamin kemikleri belli, kadidi cikmi$ vucudunun sarildigi beyaz ortunun uzerine konmu$ ekmek bicaginin, sanki yuregine saplandigini di$ cevreye belli etmemeye cali$irmi$casina yemenisini suretine suruyor ve belli belirsiz cumleler sayikliyordu.
ben, amca oglu, hala ogullari falan alt katta bir odaya kendimizi kitlemi$, huzun senfonisinin requeim'ini yureklerimizde hissediyor olmanin acisini birbirimizden saklamaya cali$iyor, ba$arisiz oluyor, sanki hicbir $ey olmami$, sanki dedemiz olmemi$, sanki yine bize hikayeler anlatacakmi$ gibi hararetli gozlerle etrafa bakiyorduk. o an, yarim saatten fazla bir suredir gozleri acik bicimde halidaki desenleri suzen amcamin oglunun gozlerinden bir damla ya$ suzuldugunu farkettim. tum cesaretim kirildi, tum bardaklar ve kemikle$mi$ sabrim kirildi..
cunku boyle ogretilmi$ti bize, cenazenin bir yerinde aglanmaliydi. kucuk cocuklar gozya$larindan mezar yapmayi ogrendiklerinde birey olurlardi.. sonrasi onemsizdi..
sonrasi mi? sonrasinda sadece gomuldu dedem. herkes gozlerini kaparken, herkes gozlerini kacirip hayattan fidye isterken ben, birini gordum o gun.
...o gun, babasinin mezarina toprak atarken olen bir adam gordum;
babamdi.
henry flower 25.01.2008 02:16 ~ 25.01.2008 02:43
#832624
7.
ona niye daha fazla sarılmadım,niye daha fazla arayıp sormadım,iniye onu sevdiğimi bir kere daha söyleyemedim demektir..
anne babaya kızınca şikayet edicek birini bulamamaktır.
bembeyaz sakallarını bir kere daha öpememektir..
seni özledim diye ağlayışını bir daha duyamamaktır..
...onun toprak altına koyuluşunu izlemekten başka birşey yapamamaktır..
kurbagasiprensolmayankiz 25.01.2008 02:28
#832635
8.
babamın sosyalizm tutkusu bana verdiği isme kadar yansımıştı. buna karşı çıkan tek adam tanıdım, bana kırmızı ayakkabılarımı alan,saçımı her okşadığında gevşeyen beyaz kurdalelerimi özenle sıkıştıran ve beni özlediğini titreyen sesinden anladığım adamdı...dedem...hep bana büyüyünce mahkemeye ver bu adamı, sen anlamsız bir kadın olmayı haketmiyorsun derdi, sedalı olmasın yada sevdalı,ismimde hiç sevmediği o l harfini elleriyle açtığı çukura olabildiğince derine gömmek istediğini söylerdi ,gecenin bir yarısı benim için açık bakkal arayan tek adamdı ,başarılarımı elaya çalan gözleri, dola dola,avuçları patlayana kadar alkışlayandı , ölüm haberini aldığımda ,ağlamanın ne demek olduğunu ilk kez öğreniyordum belkide ...dedemdin , bana bir kuşak öncemde can verendin...
NuN 27.04.2008 22:24 ~ 27.04.2008 22:34
#906149
9.
98 yıl boyunca sıcak olan bedenin, bir anda ellerinizin içinde soğuması, 21 gramı kaybetmektir. o 21 gram için bütün nefesini tüketmek, deliler gibi zırlamak, ama yeterli olamamaktır. 98 yıl+1 gün için kendini satmayı bile göze almak ama bunun hiçbir işe yaramamasıdır.
ecetemelkuran 27.04.2008 22:34
#906159
10.
eğer bahsi geçen dede paraya para demiyorken siz yaban ellerde makarnaya talibseniz ve yüzünüz kızara kızara arayıp harçlık istediğinizde babandan aldığın paralar yetmiyomu diye azarı çekmişse üstüne üstelik torun benden para koparıyo diye adınızı çıkardıysa o dedenin ölümüne şahsım üzülmemiştir.
cursed messanger 27.04.2008 22:36
#906162
11.
son 5-6 yılında artık sizi tanımıyor olmuş olsa bile, sizi tanıdığı zamanlarda yaşadığınız anılar aklınıza geldiğinde boğazınıza ne olduğunu bilmediğiniz bir şeyin takılmasına sebep olan olay.
angelus xakah 27.04.2008 22:45
#906180
12.
üzücüdür özetle de denilebilecek durum.ha madem sözlükteyiz özet değil de kişiselayrıntılı tanımlama yapılırsa.dedenin yaş önemli değildir tabi bir çok insana göre çok çok uzun bir yaşam da yaşamış olabilir*
fakat bir dönem bulunduğu bölgenin en ileri gelen adamlarındansa hani öyle ezen kesen değil de bilgisiyle yardımıyla görgüsüyle ''ağa'' denilen adamlardansa
bilge dede formatında herzaman öğütlerini eksik etmiyorsa birde torunu gibi *heybetli yapılı adamsa önce yoğun bakım ardından da öteki tarafa intikali ayrı bir koyar adama.ve şu gerçeği hatırlatır en ince ayrıntısına kadar sağlığı ele alınsada oğullarından biri çok büyük bir hastane sahibi olsa da * devamlı ilgi alaka ile bakılsada azrail kaptan geldimi herkes çekilir inceden inceden aileye de tabutu ilanları merasimi hazırlamak düşer.ha ne diyorlardı bi de madde mi ağırdır mana mı*
nenedir 02.06.2008 21:53
#935791
13.
sabaha karşı görülmüş bir rüya da hıçkıra hıçkıra ağlayarak uyanışımdın. gene beyaz sakalların , yüzüne yer etmiş abartısız gülümsemen var dı. ağlamaya başlıyordum, rüyamda seni daha ilk gördüğüm andan itibaren...uyanıyordum...ve sert zamanlarda içilmesi gereken bandırolsüz, filtresiz bir camel'i ateşliyorum...ve şeker tadındaki senli günleri aklımda sıralıyordum...
bahçe de oyalanışını hatırlıyorum. sonra dört elle toprağa tek bir cevizi gömüp, onun ağaç olmasını beklediğimiz günleri. yirmi yıllık bir ceviz ağacı göğün nersine değiyordur bilmiyorum . o ceviz ağacı hergeçen gün biraz daha büyüdükçe ben seni özlemeyi daha çok öğreniyorum...
seni her arayışımda; cümlelerinin arasına virgül niyetine koyduğun ve bıkmadan sorduğun , ne zaman geleceksin sorularını hatırlıyorum. sonrasında andır kalsın gurbetlik deyip telefonu kapatışını..
babamın azarından kaçarken,kanadına sığınmayı özlüyorum.
cebinde altın renkli folyolara sarılı çikolataları eritmeden taşımanı özlüyorum.
her ayın onbeşinde kasabadan şehre gelme günlerini iple çekmeyide özlüyorum. o günü bilmezdim takvim yapraklarında küçükken. sadece geleceğini hissederdim ...ve gelirdin..büyüdükçe takvim yapraklarını tek tek koparmayı öğrendim.. onunla birlikte zaman denen şeyin ne kadar uzun olduğunu..
her çocuk yaz aylarında deniz kenarını düşlerken ben seninle toprağı deşelemeyi istiyordum...neden diye sorardım..
neden sen çalışırken terlemiyorsun? (diye sorardım)
çünkü insan severek yaptığı işte terlemez (derdin) bir de bal tadında soğuk su taşıyan torunu varsa terlemez derdin ve aklımda yer ederdin..işte o zaman sıcakta gölge olan bulut gibi çökerdin üstüme ve ben annemi çok özlemekten vazgeçerdim...
dedenin ölmesi ; insanın gece rüyalarından ağlayarak uyanmayı öğrenmesiymiş ...
yokluğuna aldırmadan ,daha da çok özlemeyi bilmekmiş...
NuN 03.07.2008 04:54 ~ 03.07.2008 04:56
#964360