bir akşamüstü
oturup
hapisane kapısında
rubailer okuduk gazali’den :
"gece :
büyük laciverdi bahçe.
altın pırıltılarla devranı rakkaselerin.
ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.
bir gün eğer,
benden uzak,
karanlık bir yağmur gibi,
canını sıkarsa yaşamak
tekrar gazali’yi oku.
ve pirayende’m benim,
ben eminim
sen sadece merhamet duyacaksın
ölümün karşısında onun
ümitsiz yalnızlığı
ve muhteşem korkusuna.
bir akar su getirsin gazali’yi sana :
"- toprak bir kasedir
çömlekçinin rafında tacidar,
ve zafer yazıları
yıkılmış duvarlarında keyhüsrevin..."
birikip sıçramalar.
soğuk
sıcak
serin.
ve büyük laciverdi bahçede
başsız ve sonsuz
ve durup dinlenmeden
devranı rakkaselerin...
bilmiyorum, neden
aklımda hep
ilkönce senden duyduğum
çankırılı bir cümle var :
"pamukladı mıydı kavaklar
kiraz gelir ardından."
kavaklar pamukluyor gazali’de,
fakat
görmüyor, üstat,
kirazın geldiğini.
ölüme ibadeti bundandır.
şeker ali yukarda, koğuşta bağlama çalıyor.
akşam.
dışarda çocuklar bağrışıyorlar.
çeşmeden akıyor su.
ve jandarma karakolunun ışığında
akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
açıldı demirlerin dışında
büyük, laciverdi bahçem.
aslolan hayattır...
beni unutma hatçem...
#288210
